Adalet Kulesi ve Kasrı

Edirne Sarayiçi’nde bulunan ve Adalet Kulesi olarak bilinen yapı; 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, burada bulunan Osmanlı cephaneliğinin patlaması sonucu başlayan ve günlerce süren yangınlarla yok olan meşhur Edirne Sarayı’ndan günümüze ulaşabilmeyi büyük ölçüde başarabilmiş, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı’nın ulaştığı politik gücün adeta simgesi haline gelmiş, en belirgin yapıdır.

Adalet Kulesi’nin hicri 968’de ( 1560-61 ) Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan’a yaptırıldığı ileri sürülse de bazı araştırmacılar bu duruma şüpheyle bakarlar. Zira, Sai Mehmet Çelebi’ye bizzat kendi ağından yazdırdığı Tezkiret’ül Bünyan gibi ve dahi bu döneme ışık tutan diğer tezkirelerde yapının Sinan’a ait olduğuna dair bir bilgiye rastlanmaz. Mimar Sinan’ın eserlerinin listelendiği tezkirelerde, önemsiz görülebilecek bazı eserlere bile yer verilirken Sinan’ın bu kimlikli yapıyı listeye aldırmamış olması akla yakın görülmemektedir. Buna rağmen, genel kabul yapının Mimar Sinan’ın eseri olduğu yönündedir.

Edirne Sarayı hasbahçesini betimleyen bir gravürde Adalet Kulesi’nin külahının olmadığı görülmekte, Cihannüma Kasrının geride görülmesi sebebiyle Osmanlı Rus Savaşı’nın hemen öncesine işaret ettiği anlaşılmaktadır.

Edirne Sarayı’nda bulunan Adalet Kulesi, Topkapı Sarayı’nda bulunan kule de düşünüldüğünde imparatorluk topraklarında yükselen iki kuleden ilkidir. Topkapı Sarayı’nda bulunan kule aslında sarayı temsil eden bir kule köşk olarak inşa edilmiştir. Büyük saray yangınından sonra 17. yüzyılda kagir olarak yeniden inşa edilmiştir. Adalet Kulesi olarak işlevselleşmesi Fatih döneminde inşa edilişinden muhtemelen daha sonradır. Edirne Sarayı’nda bulunan Adalet Sarayı ise Sultan Süleyman’ın “kanuni” lakabını hak edişinin bir yansıması olarak görülebilecek bir işlevselliğe sahip olarak yapılmıştır. Yapı döneminin Divan-ı Hümayun ( Bakanlar Kurulu ) toplantılarına ev sahipliği yapmış, aynı zamanda Yargıtay olarak işlev görmüştür.

Edirne Sarayiçi’nde bulunan yapı aslında iki temel bölümden oluşmaktadır. Kule ve onun üzerinde yükselen ve üzeri piramit biçimli bir külahla kapalı olan kasır… Bu sebeple, genel olarak “kule” iye tanımlanan yapıyı anlatırken başlıkta özellikle “kule ve kasır” kelimelerini birlikte kullanmayı tercih ettik. Adalet Kulesi ve Kasrı…

Osmanlı Rus Savaşı’nın hemen öncesine ait olduğu muhtemel bir fotoğrafta Adalet Kasrı’nın üstündeki külahın olmadığı görülüyor.

Adalet Kulesi ve Kasrı Osmanlı dönemi yapısı olmasına rağmen Anadolu Selçuklu mimarisi tarzına sahiptir. Kesme taş kullanılarak inşa edilmiştir. Yapının kule bölümü kenar uzunlukları 8 metre olan kare plan üzerinde yaklaşık 14 metre yükselir. Kule bölümünden hafifçe dışarıya taşan konsollara oturtularak belirginleşmiş kasır ise bu kulenin üzerinde yer almaktadır.

Fatih döneminde yapılan ve Tunca Nehri’nin kollarından biri üzerinde bulunan Fatih Köprüsü’ne bakan yüzünde bir giriş kapısı bulunmaktadır. Zemindeki girişten sonra duvar kalınlığı içerisinde yükselen ve üstü tonozlu merdivenlerle kasra kadar iki ara kat bulunur. Şu durumda zeminle birlikte üç kat diyebiliriz. Zemin hariç ilk katı şerbethane, ikinci katı divan katiplerinin bulunduğu oda ve kasır olan son katı ise divan heyetinin toplantıları için kullanılmaktaydı. Bu bölümün ortasında bir de havuz bulunmakta idi.

Kule bölümünün ve kasır bölümünün cephelerinde farklı sayıda, farklı formda ve farklı dilişe sahip pencere açıklıkları bulunur. Örneğin, Fatih Köprüsü’ne bakan yüzeye bakarsak; giriş kapısı hizasında kulenin her bir katına denk düşen iki dikdörtgen pencere, kasır bölümünde ise üst üste dizilişe sahip üçer pencereden toplamda altı pencere bulunur. Buna karşılık, Saryiçi yönüne bakan arka cephesinde; kule bölümünde katlara ara katlara denk düşen iki pencere ile kasır bölümünde ise alt hizada tek pencere açıklığı göze çarpar. Bu diziliş, bu iki cephe dışında kalan karşılıklı iki cephede de farklı sayı ve diziliştedir. Ancak kasır bölümünde, bu iki cephenin her birinde üst üste iki sıra halinde hizalanmış ikişerden toplamda dörder pencere bulunmaktadır.

Adalet Kulesi ve Kasrı © Trakya Gezi Rehberi

Adalet Kulesi’nin Sarayiçi’ne bakan duvarının birkaç metre ilerisinde, burayı meşhur kılan iki taş sütun bulunmaktadır. Bunlardan biri seng-i ibret denilen ibret taşı, diğeri ise seng-i arz denilen arz-dilek taşıdır. Seng-i ibret taşı üzerinde Osmanlı’da idam cezası verilen –ki genellikle rütbeli kişiler olurdu- kişilerin kelleleri ibret olsun diye gösterilir; sengi ibret taşına ise halkın isteklerinin olduğu pusulalar yazılır, bu pusulalar bostancılar tarafından alınarak kuledeki bölüme alınarak işleme konulurdu. Kule “adalet” titrini bir manada buradan almıştır.

Buna rağmen taşlar sembolik olarak şimdiki yerindedir. Aşık Ali Ağa adlı bir bostancıbaşı tarafından hicri 1085’te ( 1674-75 ) yazılan Saray-ı Cedid-i Sultani isimli risaleden, ki risalenin Rıfat Osman Bey’de bulunan tek nüshası Balkan Savaşları sırasındaki ev yağmasında kaybolmuştur- Osman Rıfat Efendi’nin naklettiğine göre bu taşlar altı tane olup, bir buçuk zira yüksekliğinde ve kulenin Sarayiçi cephesine elli adım kadar uzakta bulunuyordu.

Adalet Kulesi ve Kasrı © Trakya Gezi Rehberi

Adalet Kulesi ile ilgili yakın tarihi süreci hakkında yine Rıfat Osman Bey’in nakledişi sayesinde bilgi sahibi olabiliyoruz. Buna göre; onun tarafından 1290 yılında ( 1873-74 ) çekildiği ileri sürülen fotoğraflarda Osmanlı Rus Savaşı öncesinde, kasrın üzerini örten külahın yok olduğu gözükmektedir. Buna karşılık beden duvarları sağlam kalabilmiştir. 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sırasında, Rusların yaklaştığının duyulması ile burada bulunan Osmanlı cephaneliği bizzat dönemin valisi emriyle patlatılmış ve yangınların üç gün sürdüğü nakledilmektedir. Diğer yapılar harap olurken adalet kulesi binası nispeten korunmuştur. Ta ki 1894-95 yılında bu yapının da yıkımına girişiline kadar… Ne ironik bir durumdur ki, Rusların korkusundan yok edilen Edirne Sarayı’nından geriye kalan Adalet Kulesi ve Kasrı’nın kurtuluşu bir Rus elinden olacaktır. Rıfat Osman Bey bu durumu şöyle nakleder : O yıllarda Rusya konsolosu olarak Edirne’de bulunan Leşin adındaki bir diplomat kasrın yıkılmaya başlanması üzerine dönemin valisi Abdurrahman Paşa’ya başvurur. Gerekli ilgiyi görmeyince bizzat durumu Topkapı Sarayı’na bildirerek yıkımı durdurmuştur. Arada geçen bu zamana değin yapının kasır bölümünün tüm duvarları aşağı indirilmiştir bile. Kasır döneme ait resimlere göre son dönemlerde yapılan çalışmalar neticesinde yeniden inşa edilmiştir.

Yürütülen projeler çerçevesinde Sarayiçi bölgesinin işlevsel bir ören yerine dönüştürülmesi planlanmakta, Edirne Yeni Sarayı’ndan ( Saray-ı Cedid-i Amire ) ayağa kaldırılıan yapılara bir işlev yüklenmesi üzerine kurulu projeler arasında Adalet Kulesi ve Kasrı’nın, Osmanlı’nın adalet anlayışının yansıtıldığı bir müzeye dönüştürülmesi planlanmaktadır.

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail