Bir Göçmen Geleneği; SEDENKA

Modern dünya iletişim alanında bi’ dolu yenilikle kapımızı çalarken, “sosyaleşme” kisvesine büründürdüğü göz alıcı vaatleriyle bazen hayatımızdan tam da bunu alıverir. Üstümüze üstümüze yıkılan kör pencereli, perdeleri örtük, gün ışığına küskün sarı odalarımızda, bir bilgisayar ekranından, kıymeti kendinden menkul akıllı telefonlarımızdan sosyalliğin dibine vururuz bir anda.

160 harf karakterini tasarruflu kullanmak adına selamımızı bile hakkıyla veremeyiz. Telefon açıp karşımızdakinin sesini duymayı düşünmeyiz de, SLM diye yazmak yeter de artar her birimize. Hal hatır sormak için sevdiklerimizin kapısını çalmak yerine, sayfasından onu DÜRTmek kafi gelir. BEĞENmek için gözün göze değmesine gerek yok. PAYLAŞmak bile bir tuşa dokunarak… Ruhsuz, samimiyetsiz, mekanik…

Allayıp pullayıp zarfa koyduktan, üzerine o güne kadarki en güzel el yazımızla sahibinin ismini döşendikten sonra ; “Unuttuğum kimse kaldı mı acaba ?” diye endişelendiğimiz o düğün davetiyelerimizi bile artık sosyal medya araçları üzerinden en uzaklara duyurulabiliyoruz. “Kel başa şimşir tarak !” derler ya, bu gidişle takıyı bile o sayfalardan taksak kimse gücenmez herhalde.

Oysa bizi bir araya getiren, sımsıkı bağlarla bizi birbirimize kenetleyen nasıl da güzel hasletlerimiz, mayası güçlü geleneklerimiz vardı bizlerin.

Evimizin anahtarını avucuna versek gözümüzün arkada kalmayacağı komşularımız, hasetten çok öte komşuluklarımız vardı mesela. Salya sümük çocukluğumuzu peşine saldığımız çığlık çığlığa sokak oyunlarımız; düğünlerimiz, derneklerimiz; doğumdan ölüme cemiyetlerimiz; sevdiklerimizin yollarını “ha geldi ha gelecek” diye gözlerken bile gözümüze perde inmesi pek mümkün bayram sabahlarımız, aynı tasa kaşık salladığımız bayram sofralarımız; hıdrellezlerimiz, nevruzlarımız, mart dokuzlarında büyük kalabalıklarla çayır çimen seyranlarımız…

Ha bi’de SEDENKAlarımız vardı bizim. Bi’ acı Rumeli rüzgarının önüne kattığı yaprak misali göçmenliğimizi, dalından koptuğumuz ağacı bize anımsatan SEDENKAlarımız…

Trakya’da Unutulmaya Yüz Tutan Bir Balkan Geleneği; SEDENKA

Sedenka Balkanlar’dan gelen göçmenlerce Trakya’ya taşınmış, yörenin dokusu içerisinde kendi yorumunu çeşitlendirmiş eski bir Balkan geleneğidir.

Slavca “Sedeti” fiil kökünden üretilmiş Sedenka genel manasıyla “oturmak” anlamını karşılar. Gelenek kendisine has ritüellerle güçlenerek kelimenin hakkını verircesine toplum içerisinde “toplanmak, sözleşerek bir araya gelmek, ma’le yapmak ( mahalle yapmak-mahalleye gitmek ), sözleşilmiş komşu gezmesi, imece için toplanmak” gibi anlamları yüklenir.

Sedenkanın tüm ritüelleriyle kadın kimlikli bir gelenek olduğunu not düşmemiz gerekir. Erkekler bu geleneğin neredeyse hiçbir yerinde önde gözükmezler. Tek ki, harman sonu sedenkalarında güç-kuvvet gerektiren anlarda yardımcı olup, yine kenara çekilirler.

Gelenek daha ziyade Orta ve Kuzey Bulgaristan’a bağlı yörelerden ( Razgrad, Eskicuma, Lofça vb…) ve Yunanistan ile Bulgaristan’a eteklerini uzatan Rodoplar bölgesinden Trakya’ya yerleşen eski göçmenlerce diri tutulmuştur.

Geleneğinin günümüze taşınmasında, zamana rağmen sahiplenilmesinde daha ziyade bu yörelerden Trakya’ya iskan edilen köylerin mensupları etkili olmuştur. Başka yörelerden gelen göçmenlerle karışmış Trakya köylerinde gelenek zayıflamış ve nihayetinde yazı içerisinde yeri geldikçe değineceğimiz bazı sebeplerle uygulama alanını kaybetmiş ya da ancak bazı ritüelleriyle cılız şekilde yaşatılabilmiştir.

Bu eski göçmen geleneğine Trakya’da daha çok Tekirdağ ve Kırklareli’nde rastlıyoruz. Kırklareli’nin Istrancalar eteklerinde ve iç kesimlerindeki köylerde bu gelenek daha ziyade bir harman sonu imecesi olarak karşımıza çıkar. Tekirdağ ise geleneğin membağından taşınan diğer ritüelleri daha diri tutmayı başarabilmiştir.

Sedenka geleneği Trakya’da genel olarak üç maksatla yapılmıştır. Bunlardan ilki harman sonları tarım ürünlerini ayıklamak, ambara konulacak hale getirmek için yapılan sedenkalardır. Bir diğeri daha çok Tekirdağ yöresinde rastladığımız, evlilik öncesi kız istemek için kız evinde toplanılıp, söz alındığında erkek evine müjde mendilinin gönderildiği gece yapılan sedenkalardır. Sonuncusu ise kışlık hazırlıkları yapılırken veya kış gecelerinde sohbet etmek, el işleri yapıp oyalanmak için sıra gözetilerek yapılan sedenkalardır.

Şimdi her iki ildeki ritüelleri gözeterek bu eski göçmen geleneğini, Sedenka’yı ele almaya çalışalım.

Kırklareli’nde SEDENKA Geleneği

Sedenka geleneğine Kırklareli’nde daha ziyade Istrancalar’ın güney eteklerinde ve iç kesimlerindeki Balkan köylerinde rastlıyoruz. Bu köylerin daha ziyade Pomak köyleri oluşu tam manasıyla gelenekle ilişkilendirilebilir mi, araştırılmaya muhtaçtır.

Kırklareli’nin Pınarhisar ilçesine bağlı İslambeyli Köyü’nde yapıldığı haliyle örnekleyeceklerimiz sedenka geleneğine, bu köy yakınlarında diyebileceğimiz Evciler, Kurudere, Sergen, Balaban ( Velika ), Armutveren ( Paspala ), Soğucak, Akören ( Akviran – Avren ) gibi yerleşimlerde de rastlıyoruz. Sedenka geleneğin yapıldığı köyün kendi gereklerine has nüanslar kuşanırken, ana omurgası değişmez.

Bu yörede uygulanan sedenkalar daha ziyade imece eksenli yönüyle vurgulanmıştır. Kırklareli’nde yapılan sedenkalar bir harman sonu imecesi ve kış gecelerinin kadınlara has işleri bitirmek maksadıyla değerlendirmesi şeklinde uygulanmıştır.

Tekirdağ yöresinde rastladığımız gibi, evlilik öncesi söz almaya ( söz kesimi ) giderken yapılan sedenka uygulamasıyla Kırklareli’nde karşılaşmıyoruz. Daha doğru bir anlatımla; söz kesme sırasındaki evlilik ritüellerinin neredeyse aynısına Kırklareli’nde de rastlarken, bunun sedenka diye isimlendirildiğine Kırklareli’nde tanık olmuyoruz.

Gelelim Kırklareli’nin Pınarhisar ilçesine bağlı İslambeyli Köyü’ndeki sedenkaların nasıl yapıldığına…

Bu yörede yapılan sedenka en baskın haliyle bir harman sonu imecesidir. 1980’lerin sonuna kadar geniş katılımla yapılan bu tarz sedenkalar, tarımsal mekanizasyonun gelişmesi ve iş-gücüne duyulan ihtiyacın azalması ile sadece hafızalarda hoş bir gelenek olarak kalakalmıştır.

Tarımsal mekanizasyonun olmadığı zamanlarda ayçiçeği ve mısır gibi ürünler insan gücüyle toplanırdı. Toplanan ürünler geniş avlulu köy evinin bir köşesine yığılırdı. O dönemlerde tarım toprakları varislerce şimdiki kadar bölüşülmediği için daha geniş araziler işlenir ve daha fazla ürün hane başına kaldırılırdı. Bu durum köylerde toprak işleyen pek çok aile için bu şekildeydi. Dolayısıyla sedenkalar kendi aralarında bir sıra gözetilerek yapılır ve herkesin işinin görülmesi amaçlanırdı.

Sedenka yapılacak hane sahibi köyü dolaşarak konu-komşuyu davet ederdi. Gelecek olanlar sedenkanın ne maksatla yapılacağından haberdar edilirdi.

Ayşe tete ! ( akraba olmayanlara dahi “teyze” manasında kullanılan bir sözcük ) Bu akşam bizim avluda gündendi ( ayçiçeği ) kafası dövücez. Kızları da al, sedenkamıza buyur !

Davet edilenler, eğer bir manileri yoksa geleceklerini söylerler, böylece o gece avluda iş yapmaya muhtemelen kaç kişinin bulunacağı belirlenmiş olurdu. Bunun gerekçesi hem iş planlaması yapabilemek, hem de gelecek olanlara yapılacak ikramların planlanmasıydı. Zira sedenka karşılığında yardımcı olanlara bir ücret verilmez, ancak ikramlar ve hane halkının gönlünden kopan hediyeler sunulurdu.

Avluda çalışılacak alanın üzeri düğün yeri gibi ışıklandırılırdı. Böylece çalışacak olanların işlerini daha kolay ve düzgün yapabilmelerine olanak sağlanırdı. Zemin geniş brandalar, çergeler, hasırlar ve/veya naylon örtülerle kaplanır, orta yerine mısır koçanları yahut gündendi kafaları istiflenirdi. Bu alanın etrafı yarım çember ya da hilal ay şeklinde çevrelenir, avlunun rüzgara açık kesimleri çeşitli bariyerlerle olabildiğince kapatılırdı. Böylece hem gelenlerin üşümemesi, hem de ürünün rüzgarla uçuşmaması temin edilmiş olurdu.

Sedenkayı düzenleyen hane oturulacak kesimlere ellerinde olan şilteleri döşer, yetmediği yerde sedenkaya gelenler kendi şiltelerini-çergelerini koltuklarının altında getirirlerdi. Köy sokaklarında koltuklarının altında şiltelerle bir yere gidildiğini görenlerin birbirine ; “Nereye gidersiniz, sedenkaya mı ? “ diye takılmaları harman zamanı olmasa bile “Oturmaya, mahalleye mi gidersiniz ?” gibi algılanabiliyordu. Zira kış geceleri yapılan sedenkalar daha ziyade mahalle gezmesi şeklinde uygulanmıştır. Hal böyle olunca, bu algı gelenekten süzülerek bilinç altına yerleşmiştir.

Harman sonu düzenlenen sedenkanın İslambeyli Köyü örneğinde işleyişine geri dönelim :

Gece için bir yandan da hane sahibi hazırlıklar yapardı. Avlunun bir köşesinde ateş tuğlası ile içi örülmüş, dışı sap-samanla sıkılaştırılmış sarı başçıktan sıvanmış toprak fırınlar yakılırdı. Hane sahibinin zenginliğine ya da gücüne göre ekmekler pişrilir, börekler döşenir, sedenka sürerken bir yandan da bu işler yürütülürdü. Çarşaf böreği, pirinçli börek, soğan böreği gibi sevilen börekler döşenirdi.

Eğer yemek verilecekse, etli çömlek yemekleri tercih edilirdi. Fırının beri kısmında ayrıca sacayağı üzerine çömlekler oturtulur; etli fasulye, nohut, yahni neviinden yemekler hazırlanırdı. Bu tarz sulu yemek verilecekse yanında pilav döşenir, ya da bir çeşit etli pilav olan “kapama” yemeği yine sedenkalarda bir zenginlik göstergesi olarak ikram edilirdi.

Tokmaklı yayıklarda ayran dövülür, ana yemeğin yanında ayran, yoğurt, hoşaf gibi serinleticiler ile çoğunlukla sevilen turşular sofrada yer bulurdu. Bu o hane halkı için kibirden uzak algılanan bir zenginlik ve şan göstergesiydi. Hatta köyde böyle isim yapmış olanların sedenkalarına katılmak için her sene harman zamanları gözlenir olmuştur. Bazen de katılanlar bu gibi kişilerin çıtasını yükseltmek için övücü sözlerle onları bu yöne itmeyi tercih ederlerdi.

– Şaban aga ! E artık bu sene çifte kuzu devirirsin sedenkada ?

– Hamit aga, dün gece Şaban agalara sedenkaya gittik. Sofrada bi’ kuş sütü yoktu. Eh artık, sen onun altında kalmazsın !

Burada hiçbir zaman bir alınganlık yahut fırsatçılık gözlenmez. Tamamen karşılıklı iyi ilişkilerden sebep bu rahat konuşmalar gerçekleşir, kimse kimseye bu nüktedan sözlerden ötürü gücenmezdi.

Eğer sedenka düzenleyen hane orta halliceyse bu kadar fazla hazırlık yapması beklenmezdi. Fakat her ne olursa olsun, iş-güç bittiğinde ya da mola verildiğinde bazı bildik lezzetleri herkes arardı. Peki ya neydi o lezzetler ? Bir kere peçkada ( kuzine ) ya da fırında yanan odun ateşinin küllerinin altına gizlenmiş patatesler ile yanında ikram edilen sütlü biber olmazsa olmazdır hani. Nasıl da yakışır ya bu ikisi birbirine.

Sedenkada tazecik süt mısırları koçanlarından ayıklanır da ikram edilmez mi ? İsteyene haşlanmış halde, isteyene odun közünde pişirilmiş tazecik süt mısırları… Hele eli eren hane halkı üşenmeyip sabahtan küllü mısır pişirmeye kalkmışsa, of ki of ! Neredeyse kar gibi domrulanmış mısır taneciklerini kase kase, kaşık kaşık yemeye doyulmazdı. Üzerine ceviz gezdirmek en evlasıdır ama dileyen tuz eker, dileyense şeker gezdirip dili damağına yapışa yapışa yerdi.

Sedenka gecelerinin bir diğer lezzeti de portakal gibi dilim dilim kesilmiş kara kabakları bir siniye alıp, üzerine şeker gezdirerek fırına vermekti. Şekerini içine içine emen kabakları kaşıkla sıyıra sıyıra yemek büyük bir keyifti sedenka gecelerinde.

Ha, bir de “kaçamak” var. Pomakların neredeyse milli yemeği… Hani “sofrada varsa yatıya giderim” diyecekleri kadar sevdikleri… Mısır unundan çeşitli formlarda hazırlanan kaçamağı ( kuru kaçamak, sulu kaçamak vb…) üzerine kavurma, pekmez, ekşimik gibi değişik lezzetlerle çaka kaşık yemek tadına doyulmaz olduğu kadar, hüşu ve saygıyla yaklaşılan törensel bir ritüel gibidir sofrada.

Biz sedenka sofrasından dönelim sedenka meydanına…

Gece olunca sedenka düzenlenen avluda herkes toplanır. Orta yere harmandan getirilen ürün neyse o yüksekçe kupa halinde yığılır. İslambeyli Köyü’nde genellikle ayıklanması daha zahmetlice olan ve tarladan çokça kaldırılan ayçiçeği ve mısır için sedenka yapılırdı. Fakat bazen fasulye ayıklamak ( kuru fasulye için ) için de daha küçük kalabalıklar halinde toplandığı olmuştur. Bu durum biraz da sedenka düzenlenen köyün tarımsal üretimiyle de alakalıydı aslında.

Sedenkaya gelenler ortada yığılı ürün kupasının etrafında çember olurdu. Eğer ki gündöndü ( ayçiçeği ) kafası dövülecekse önlerine genişçe bir kütük alırlar, ayçiçeği kafalarını buraya yatırıp ellerindeki kızılcık sopalarıyla döverek çekirdekleri çıkarırlardı. Böylece sopayla vurmaktan alttaki örtü zarar görmemiş, delinmemiş olurdu.

Mısır soyarken de, gündöndü kafası döverken de herkes oyun haline getirdikleri bir yarış içinde olurdu. Dövdükleri ayçiçeği kafalarını veya soydukları mısırın kabuklarını başlarının üzerinden hemen sırtlarının gerisinde doğru atarlardı. Öyle ki, arkalarındaki yığın öyle bir yükselirdi, sırtını dayasan dayayacak yastık misali oluverirdi. Kim daha fazla çalışmış, kim az çalışmış arkalarındaki mısır koçanlarının yapraklarından ya da ayçiçeği kafalarından anlaşılırdı.

Orta yerde ağzı laf yapan, işlerin hızlı işlemesine ön ayak olan, sözü şakası kaldırılır bir “meydancı kadın” olurdu. Bu kişiye “kahya kadın” da denirdi. Kimin önünde ürün azalmışsa ona doğru aktarır, çalışması yavaşlayanı cüşa getirir, su vb… ihtiyacı olanı gözetirdi.

Bu meydancı kadın sedenkaya başlanırken ortaya bir yağ tenekesi koyar, üzerine bir sahan içinde bozukluk para yerleştirirdi. Küçük çocuklardan birini tenekenin etrafında hızlıca koştururdu ki böylece işler hızlı yürüsün diye murat edilirdi. Sonra da tenekeye tekme vurulup paralar ortaya saçılır, bu para oradaki çocuklara ya da kapışanlara üleştirilirdi.

Sedenka sürerken sohbetler edilir, türküler maniler söylenirdi. Ama işin eğlencesi sedenka bitiminde yemek sonrasına kalırdı. Sedenka yemeği yenildikten sonra meydancı kadın işin bittiğine ya da ertesi geceye kalmasına kanaat getirdiyse sıra eğlenceye gelirdi. “Oturmak” manasına gelen sedenka geceleri Trakyalılar’ın kodlarına işlenmişçesine hep aynı şekilde nihayetlenirdi.

– Oturmaya mı geldik buraya ?

Sesi güzel, mani atan, türkü söyleyen ve genellikle orta yaş üzeri kadınlar def, daire, çömlek, darbuka vb…çalarlar meydanı coştururlardı. Meydancı kadın genç kızları kollarından çekiştirerek ortaya alır oynatırdı. Bu durum hem güzel vakit geçirmeye, hem de sedenkaya gelen kadınların oğulları için beğendikleri kızları görmelerine yarardı. Hatta meydancı kadınla anlaşıp, beğendikleri genç kızı oynamaya kaldırmak için ufak tefek kulisler yapılırdı. Erkekler daha önce de bahsettiğimiz gibi ortalıktan olabildiğince el ayak çekseler de, sıra eğlenceye geldiğinde ışıkların gerisinde, avlunun etrafındaki ağaçların ardında, duvarların diplerinde olduklarını herkesler bilirdi. Ortada oynayan genç kızların yavuklularına işve, cilve yapabileceği en güzel andı şüphesiz bu.

Gece biterken hane sahibi herkeslere teşekkür eder, işinin karşılığı para teklif etmese de gönlünden kopan hediyelerden verirdi. Bu o hane sahibinin gücü ölçüsünde olurdu. Meydancı kadın başta olmak üzere gelenlere yaşları göz önüne alınarak çember, yaşmak, krep, fistanlık birkaç en basma, çetik-çorap vb…el işleri hediye edilirdi. Eğer işler bittiyse teşekkür edilir, bitmediyse ertesi gece buluşmak üzere sözleşilirdi. Kapıda ev sahibi sandıkla lokum dağıtır ağızları tatlandırırdı.

Bir hanede işler bittiyse, başka bir hanenin sedenkası için sözleşilirdi. Böylece tüm köylünün harman sonu işlerinin bitirilmesi amaçlanırdı.

Kırklareli’nin bu Balkan köylerinde yapılan sedenkalar ekseriyetle harman sonu düzenlenen sedenkalardı. Buna karşılık uzun kış gecelerinde el işi örmek, genç kızların eksik çeyizlerine yardım etmek, kilim ve hasır dokumak, ip eğirmek gibi işler için toplanıldığında böylesi geceler de sedenka olarak nitelendirilirdi. Genç kızlar ve kadınlar yaş gruplarına göre odalarda otururlar, sohbet ederlerdi. Yaşı ileri olanlar tecrübelerini genç kızlara aktarırlardı. Yine ufak tefek ikramlar sunulur, gece maniler, masallar, bilmeceler, şarkılar, türküler ve oyunlarla nihayetlenirdi.

Not : İslambeyli Köyü’nde yapılan Sedenka geleneği hakkında İslambeyli Köyü’nde doğmuş, Pınarhisar’da yaşamakta olan Aynur MAYDA ( Ev hanımı-60-2014 ) kaynaklık etmiştir.

FasulyeHarmani-NedretBenzetTekirdağ’da düzenlenen sedenkalar ile ilgili en kapsamlı çalışmayı Prof.Dr. Erman ARTUN yapmıştır. Onun Tekirdağ geleneklerine dair yaptığı bu değerli çalışmayı noktasına virgülüne dokunmadan, Sayın Prof.Dr. Erman ARTUN‘un anlatımıyla sayfalarımıza taşıyoruz.

TEKİRDAĞ’da SEDENKA

Prof. Dr. Erman ARTUN

Balkan göçmenleri tarafından Tekirdağ’a getirilmiş bir âdetdir. Sedenka Slav kökenli bir sözcüktür. “Sedeti” oturmak fiil kökünden türemiş oturmak, toplanmak anlamında kullanılır: Köy kadınlarının kendine özgü eğlencelerindendir. Sedenka üç çeşit yapılmaktadır.

  • Komşuların toplandığı bir gecedir. Bulgur çekilir, pazı açılır, sohbet edilir. Kızlar darbuka , tef çalıp türkü söylerler. Özellikle kabak ve mısır yenilir.
  • Söz kesimi için toplanıldığmda kızın ailesinden söz alınırsa damat adayına kızdan alman mendil götürülür. Kızlar gece toplanıp eğlenir.
  • Harman zamanı yapılan sedenka. Ayçiçeği dövülüp, mısır soyulurken yapılır. Bir çeşit yardımlaşmadır. Türküler söylenir eğlenceler düzenlenir.

Taşurmurca (k-13) köyünde sedenkaya mâle (mahalle) adı verilir. Mâle’yi yapacak kişi gündüzden bütün komşularını çağırır. Komşularına ikram edeceği yiyecekleri gündüzden hazırlamaya başlar. Gece olunca çağrılan komşular yavaş yavaş gelmeye başlar. Herkes toplandıktan sonra hal hatır sorulur. Bir müddet sonra kızlar diğer odaya geçerek oyun çıkarmak için hazırlıklara başlarlar. Sedenkalar Bulgaristan göçmenleri olan Karacakılavuz köyünde günümüzde çok yaygın bir biçimde yapılmaktadır.

Sedenka nişan kutlaması için yapıldığında pazartesi günü; oğlan tarafı nişan bohçalarıyla kız evine gider. Bohçalar kız evine bırakılır. Kız evi de hazırladığı bohçayı oğlan evine gönderir. Gece oğlan tarafı kız evine gider, cümbüşe başlanır. Kızlar türkü söyleyip oynarlar. Yaş gruplarına göre sohbet edilip, oynayan gruplar oyun çıkarılacağı, türkü söyleyip halk oyunu oynanacağı zaman bir araya toplanırlar. Kış geceleri yapılan sedenkalarda amaç eğlencedir. Kızlar, kadınlar önceden kararlaştırılan bir evde toplanırlar. Kızlar sedenkaya giderken daire, tef ve çömlek darbukalarını alırlar. Ev sahibi mısır patlatır. Suda mısır pişirilir. Kabak, değişmez tatlıdır. Kızlar camların perdelerini açarlar. Oğlanlar dışarıdan cama bakarlar. Kızlar maniler, türküler söylerler.

Kış geceleri yapılan sedenkalara erkeklar katılmaz. Harman zamanı yardımlaşma imece amacı güden sedenkalara kadın ve erkekler yan yana gelirler. Sedenkalar köyün kızlarının ve oğlanlarının birbirlerini tanıdıkları yer olur. Karacakılavuz köyü kaynak kişisi (k-14) sedenkayı şöyle anlatıyor:

“Konu komşu, sedenkaya gideriz, bir ev içi toplarız, igidiriz (yün-eğirmek) öreriz, dikeriz, anlatırız (sohbet etmek) Yavuklu cama gelir, zenginse şeker getirir, fakirse çeker gider, patlak mısır patlatırız. Kabak pişirir, yeriz. Orada kendi kendimize cümbüş yaparız. Oyunlar oynarız. Mani, türkü söyleriz. Kızlar oyun çıkarırlar, oyunlar oynarız, bilmeceler sorarız. Yavuklularımıza patlak veririz.”

1978 yılında Bulgaristan’dan gelen Kırkgöz köyünün kaynak kişisi (k-15) Bulgaristan Eskicuma’da yapılan sedenkaları şöyle anlatıyor.

“Sedenka, Balkanlarda Türkler arasında çok yaygın olan bir toplantıdır. Eskicuma’da çeşitli sedenkalar yapılıyordu. Bunlar birincisi, gündöndü (ayçiçek) ufalamak, mısır soymak için bir evde gece toplanılır, ev sahibine yardım edilir. Ev sahibi süt mısırı pişirir, birlikte yeriz. İş birtmişse ertesi akşam kime gidileceği kararlaştırılır. İkincisi kış geceleri hasır dokumak için sedenkalar yapılır. Bir kısmı kızlar hasır dokur, diğerleri kendi işleriyle gelirler. Üçüncüsü eğlenmek amacıyla yapılan sedenkalardır. Herkes işini alır, belli bir evde toplanılır. Hem iş yaparlar, hem de maniler söylerler, şenlenirler. Birbirlerine deyiş (mani) atarlar.”

Bu açıklama bize sedenkanın Balkanlardan taşınma bir âdet olduğunu gösteriyor. Balkan Türklerinin bu halk kültürü ürünün Tekirdağ kültür potasında erimiş, yöreye özgü özellikler kazanmıştır. Bugün bu âdeti Tekirdağ halk kültürü ürünü olarak sayabiliriz. Sedenkanın yapılma amacında hemen hemen bütün kaynak kişiler birleşiyorlar. Bunları; yardımlaşma, boş zamanları değerlendirme, komşuluk ilişkilerini güçlendirme, içine kapalılıktan kendini kurtarıp sosyalleşme vb. olarak sıralayabiliriz.

Kumbağ köyünde (k-16) yapılan sedenkalar da diğer sedenkalar gibi yapılır. Ayrıca bu köyde kış yiyecekleri hazırlamak, bulgur çekmek, yufka çekmek için de sedenkalar yapılır.

Sedenkaların Ortacaköy’de de (k-10) söz kesimi, imece için yapıldığını görüyoruz.

GecitagziImece-ErhanBaycanSedenkalarda kadınlar çeşitli kılıklara girerek oyun çıkarırlar. Bazen değişik giysilerle seyircileri şaşırtırlar. Karacakılavuz köyünde (k-14) Sedenkalarda oynanan oyunlardan biri “cüce oyunu”dur. Genellikle küçük bir kız çocuğunun başına büyük bir tepsi ters olarak konur. Kadınların giydikleri çarşaf, pürgü adı verilen dış giysinin eteği bu tepsinin üstüne örtülür. Çarşafın etekleri toplanır, çocuğun beli üzerine bağlanır. Kollar bu çarşafın içinde kalır. Bir erkek ceketi yakası çocuğun beline gelecek şekilde giydirilir. Bir oklava ceketin kollarından geçirilir. Bu şekilde kollar yana açılmış dik dururlar. Kızlar ve kadınlar türküler söylerler cüce ortada oynar.

Taşmurca köyünde (k-13) sedenka gecesinde kızlar oyun çıkaracakları zaman yandaki odaya geçip hazırlamaya başlarlar. Bu arada da kadınlar söyleşirler, dertleşirler. Kızlar içeriye girince bütün sesler kesilir ve kızlar izlenmeye başlanır. Kızların oynadığı oyunlardan biri “manda oyunu”dur Oyun şöyledir: Bir kız manda olur. Kıza bir siyah ferace giydirilir. Kulak izlenimi vermek için başına iki terlik bağlanır. Boynuna ip bağlanarak ipi çeke çeke manda, kadınların bulunduğu odaya getirilir. Kadınlardan biri mandayı sağmaya kalkar. Manda kendini sağdırmaz. Manda döner, kadın döner. Bir kadın daha gelir o da mandayı sağamaz. Üçüncü kadın gelir mandayı sağar. Bundan sonra manda satılığa çıkarılır. En yüksek parayı veren mandayı alır ve mandayı dışarı çıkarır. Kızlar daha sonra çeşitli köy seyirlik oyunları çıkarırlar.

Ahmedikli (k-17), Dedecik (k-7) Mahramlı (k-1) ve Tekirdağ merkez (k-18)‘de yapılan sedankalar da hemen hemen aynıdır. Yardımlaşma için yapılan sedenkalar da hemen hemen aynıdır. Yardımlaşma için yapılan sedenkalarda öncelikle işlerin bitirilmesine önem verilir. Eğlence genellikle işler bittikten sonra yapılır. Şu karşılıklı konuşmalarla kızların işleri çabuk bitirmesi sağlanır.

– Kız Hatçe pazıları açtınız mı?

– Bitiyor Emne Tete (Emine Teyze)

– Haydin bakalım, kızlar çabuk olun yoksa eğlenmeye sıra kalmayacak.

Bir süre sonra işler tamamlanır, ev sahibi ikramlarını verir.

– Haydin bakalım kızlar çalın , söyleyin oynayın.

Darbuka, tef veya daire çalmaya başlar, türküler söylenir. Yaşlılar kızları oyuna çağırır.

– Haydi kızlar, nazlanmayın oyuna kalkın ortalık neşelensin. Kızlar kalkar oynar.

Sıra mani atışmasına gelmiştir. Kızlar camdan veya açık havada yapılan sedenkalarda sevdiklerine mani söylerler. Kız erkek mani atışması da olur. Ahmedikli köyünde (k-17) sedankalarda yapılan bir mani atışması şöyledir. Mani atışında kuralı yoktur. Karşılıklı çeşitli maniler söylenir.

Oğlan: Karşıda gördüm seni / Düğmeme durdum seni / Beni sana vermezler / Canına kıyma güzel

Kız: Karşıda durma güzel / Bıyını (bıyığını) burma güzel / Beni sana vermezler / Canına kıyma güzel

Oğlan: Karşında oturanlar / Derdini arttıranlar / Bana teselli versin / Sevdadan kurtaranlar

Kız: Denizin dibi kaya / Cemalin benzer aya / Yüremde (yüreğimde) yağ kalmadı / Günleri saya saya

Oğlan: Denizin üstü kürek / Şimdi ah etti yürek / Yâr üstüne yâr sever / Dayanmaz buna yürek

Kız : Denizin üstü şamdan / Kaç ulan bakma camdan / Al martini vur beni / Kurtulayım bu candan

Oğlan: Denizin üstü enser(çivi) / Üstü maviye benzer / Deryaları dolaşsam / Yoktur yârime benzer

Kız : At gelir kalka kalka / Boynunda gümüş halka / Ben o yâre gönül verdim / Anamdan korka korka

Oğlan: Atımın başlığı yok / Göynümün hoşluğu yok / Geçme benim karşımdan / Kesemde harçlığım yok

Kız : At gelir takur tukur Çeşmeye koydum bakır Yârimi sorarsanız Kaş kara gözler çakır

Oğlan: Attan ayna düşürdüm İndim lâfı pişirdim Mana bulma kardaşım Sana gönül düşürdüm

Kız : İplik işlerim tel gibi Yârim geçer yel gibi Bileydim benim olduğunu Tutar mıydım el gibi

Sedenkada bilmeceler sorulur. En çok bilene ev sahibi armağan verir. Sorulan bilmecelerden bazıları şunlardır:

  • Bir soğan dolma / Yavukluna yolla (Çekirdek)
  • Soktum şişti / Çektim küstü (Kahve)
  • Sen sen ağacın yaprağı / Sönmez Kabe topracığı / Şen sen onu bilince / Ölünce sendelersin (Kuran)
  • Fink aşağı fink yukarı / Fingo fingo Mustağa Ağa (Mekik)
  • Ay ayazı, kaytık aşı / Dul karının güzel kızı (Ateş)
  • Terazi kadar diğirmiliği / Yüzbin tane deliği (Gizleme)
  • Kara katır yan yatır / Kalkar ısırır gene yatır (Maşa)
  • Daldan dala / Kırmızı pala (Sincap)
  • Ay aradı, gün buldu (Kırağı)
  • Dağda tak tak (Balta)
  • Aydırmaca kaydırmaca / Kaydır gitsin binbir uca (Göz)
  • Suda şıp şıp / Arşın ayak / Burma bıyık (Balık- Leylek-Tavşan)
  • Takır takır takraba / İçindedir akraba / Ya erkektir, ya dişi / Bunu bilir her kişi (Beşik-Bebek)
  • Mavi atlas / Suya batmaz / Arşın yetmez / Makas kesmez / Terzi biçmez (Gökyüzü)

Ahmedikli köyünde sevdikler gurbette, askerde olan kızlar, gurbet ve özlem duygularını dile getirmek için ağıtlar söylerler, bunlardan biri şöyledir. (K-17)

Gurbet elde düştüm firak                       Gurbet elde benim sözler

Vatanımdan düştüm ırak                        Anam babam beni özler

Bu gurbetlik oldu merak                        Kardaşlarım beni özler

Yanarım gurbette ah !ah!                     Yanarım gurbette ah! ah!

Gurbet elde benim gibi                         Gurbet eli elli türlü

Yanar yürek yalın gibi                           Yanar yürek binbir türlü

Şu gurbetlik ölüm gibi                         Şu gurbetlik beni üzdü

Yanarım gurbette ah ! ah!                  Yanarım gurbette ah! ah!

Ahmedikli köyünde türkü eşliğinde halk oyunları oynaır. Bunlardan bir ÇOBAN’dır. Sözleri ve oynanışı şöyledir. Çoban oyunu iki kişi kolları yanda tek ayak üzerine oynar. Bir kişi tarafından söylenir. İstenirse seyirciler türküye katılır. (k-17)

Zilli çoban zilli, koyunları zilli / Kalk çoban kaçalım, bekçiler geldi

Otur çoban otur gölgeye otur / Ovalara gidersen al beni götür

Çobanın anası male gezer / Köpekler evde çizleme ezer.

Otur çoban otur gölgeye otur / Ovalara gidersen al beni götür

Çobanın karısı ekmek yapmaz / Çoban gibi keraneci göbek atamaz

Otur çoban otur gölgeye otur / Ovalara gidersen al beni götür

Çobanın ektiği fidan olur mu? / Çoban gibi bitliye giden olur mu ?

Otur çoban otur gölgeye otur / Ovalara gidersen al beni götür.

Çobanın gavalı ceviz kökünden / Yanına da varılmaz köpek sesinden

Otur çoban otur gölgeye otur / Ovalara gidersen al beni götür

Çobanın kulübesi saptan samandan / Yanına da varılmaz tozdan dumanda

Otur çoban otur gölgeye otur / Ovalara gidersen al beni götür

Sedenka gecesinde türküler söylenir. Bunlara oturak türküleri adı verilir. Uzun türkülerdir. Gece topluca halk oyunları oynanması ile sona erer.

KAYNAK KİŞİLER

  • k-1 Hüseyin Sabuncu, Bulgaristan, 55,evli, ilkokul,çiftçi, Mahramlı,1985
  • k-2 Fatma Bedel, Osmanlı, 57, evli, ilkokul, ev hanımı, Osmanlı, 1985.
  • k-3 Raif Gürsoy, Buzağcı, 70, evli, ilkokul, Çiftçi, Buzağcı, 1985
  • k-4 Rıfat Şahin, Ortacaköy, 75, evli ilkokul, çiftçi, Ortacaköy, 1985
  • k-5 Rahmiye Güven, Ortacaköy, 50 evli, ilkokul, ev hanımı, Ortacaköy, 1985.
  • k-6 Nebahat Şeker, Çorlu, 53, evli, ilkokul, ev hanımı, Çorlu, 1985
  • k-7 Hatice Sucular, Dedecik, 65 evli, öğrenimi yok, ev hanımı, Dedecik, 1985.
  • k-8 Hayriye Güven, Ortacaköy, 50, evli,ilkokul, ev hanımı, Ortacaköy, 1985
  • k-9 Rahmi Taştekin, Oratacaköy, 55, evli, ilkokul, çiftçi, Ortacaköy, 1985.
  • k-10 Gülten Uysal, Ortacaköy, 41, evli, ilkokul, ev hanımı, Ortacaköy, 1985.
  • k-11 Rahmiye İnal, Tekirdağ, 78, evli, öğrenimi yok, ev hanımı, Tekirdağ, 1985.
  • k- 12 Fevziye Dağdeviren, Tekirdağ, 63, evli, ilkokul, ev hanımı, Tekirdağ, 1985
  • k-13 Şükriye Işık, Taşumurca, 70, evli eski Türkçe biliyor, evhamını, Taşumurca, 1985.
  • k-14 Ayşe Karadağ, Bulgaristan, 85, evli, öğrenimi yok, ev hanımı, Karackılavuz. 1985
  • k-15 Remziye Şentürk, Bulgaristan-Eskicuma, 35, evli, ilkokul Öğretmeni, Kırkgözköyü, 1985.
  • k-16 Kadriye Arıcılar, Kumbağ, 45, evli, ilkokul, ev hanımı, Kumbağ, 1985
  • k-17 Hatice Kurt, Ahmedikli, 65, evli, öğrenimi yok, ev hanımı, Ahmedikli 1985
  • k-18 Bedriye Güran, Bulgaristan, 61, evli öğrenimi yok, ev hanımı Tekirdağ, 1985

Fotoğraflar : Erhan BAYCAN, Nedret BENZET

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail