Çocukluğumun Hayaletleri; Yayla Mahallesi

Kırklareli’de şehir merkezi sayılabilecek Hızırbey Arastası’nın hemen karşısında, Hızırbey Camii’ne sırtını dayamış Alman Çeşmesi’nden yukarı doğru uzanan caddeyi takip ederseniz, yol sizi alıp birkaç yüz metre yukarıdaki Yayla mahallesi meydanına götürecektir. Kırklareli’nin geçmiş yüzyıllarına tanıklık etmiş bu mahallede zamanın tanığı Kırklareli evleri dizilir birbir karşınıza. Bir zamanların şen kahkahalarının uçuştuğu, Rum, Bulgar ve Yahudi evlerinin Türk sakinleriyle komşuluk yaptığı ve bir arada yaşama kültürünün demlendirildiği Yayla Mahallesi evleri, şimdi kimliksizleşen şehir dokusu içinde varolma mücadelesinin simgesi gibidir Kırklareli için.

Zamanın tanığı, bir şehrin hafızası, ortak bir kültürün surete bürünmüş mimari izleri olan eski Kırklareli evleri; uzun yıllardır doğanın ve bu tarihi evlerin şehrin dokusuna yeniden kazandırılmasının önünde, bazen doğadan daha yıkıcı olabilen “tek çivi bile çakmayarak” olmayacağı aşikar koruma kararlarının tahribine açık, şehir dokusundan silinme tehlikesiyle başbaşalar.

Henüz bu yazıyı yazarken, Kırklareli’de yayın hayatını sürdüren yerel bir yerel gazetede, Hasanpaşa Caddesi’nde bulunan bir tarihi evin yıkıldığı haberi baskıya düştü. Evin yıkılabileceği ile ilgili mahallelinin uyarılarını karşılayan tek koruma yöntemi, evin girişine asılan ve kendine bile hayrı olmayan, “Yıkılma Tehlikesi Var ! Girilmez!” tabelasıydı.

Uzun süredir ayağa kalkmak için onarım bekleyen bu evin yanısıra, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 1930 yılında Kırklareli’ne geldiğinde konuşma yaptığı “Türk Ocağı” binası da aynı tehlikeyle yüzyüze. Bina acil onarım çalışmalarının başlamasını bekliyor.

Yayla mahallesi meydanına vardığınızda uzun yıllar Kırklareli’ye aydınlık çocuklar yetiştirmiş “Vali Faik Üstün İlkokulu” da günden güne viraneye dönen, içler acısı görüntüsüyle karşınıza dikilir. Meydanın orta yerinde durup şöyle 360 derece etrafınızda dönseniz, Namazgah caddesine yahut diğer ara sokaklara dalıp diğerlerinin izini sürseniz, içinizi acıtacak tarihi Kırklareli evlerinin onlarcasına daha rastlarsınız.

Bazen bacasından hala incecik bir duman tüten aşı boyalı sarı sıcak bir evin, tüm viraneliğine rağmen ahşapları çürümeye yüz tutmuş penceresinin kıyısından salınan “son sardunyalar”, sizin “Hala ümit var mı ?” demenize yol açabilir. Perdelerini rüzgara emanet etmiş açık pencereden, radyoda çalan o şarkı (!) sizi siyah beyaz yıllara alıp götürebilir, her an. Mümkündür ! Ne diyordu o şarkı, bir iç sesimizle dinleyelim mi ?

Ah o yazlık sinemalar / Kapı önü akşamları

Saksıda son sardunyalar / Avluda el yazmaları

O pürtelaş piyasalar / İlk sevda ilk gözyaşları

Yolları gurbete bağlar / Hep o gönül şarkıları

Ah ne kahraman, ne cesur / Ne güzel çocuklardık

Her yeni günü ümitle / Nasıl kucaklardık

Hem utangaç hem hevesli / Mektepli sevgililerdik

Pek kırılgan pek acemi / Bir söyler bin gülerdik

Ah kaldırımlar biliyor / Bir devir muhteşemdik

Güz güneşinden hüzünlü / İlk yazdan şendik

( Söz : Sezen AKSU, Yelda KARATAŞ

Müzik : Ara DİNKJYAN )

Bakmayın siz şimdi böyle sessizliğe büründüklerine. Bu şehirli olanlar için, bu eski evlerden birinin sokağa açılan avlu kapısında çocukluğunuzu dikilirken görebilirsiniz. Tabi eğer, siz gerçekten hatırlamak isterseniz.

Bıçkın gençliğiniz mahallede piyasa yaparken karşı evin penceresinin perdesini aralamış komşu kızını, başındaki alına al moruna mor sevda oyasından çeberiyle sizi o perdenin ardından süzerken hayal edebilirsiniz. Şimdi nerededir, kimle evlenmiştir, kim bilir kaç çocuğu olmuştur, diye düşünmeden edemezsiniz. İşte o evin önünden geçerken tebessüm oturur ister istemez yanağınıza. Gamzelenirsiniz…

Filesine birkaç öteberi tıkıştrırıp işten dönen Eşref agayı (!) o yuva dediği evlerden birine doğru gitmek için yokuşu çıkarken görebilirsiniz pekala. Köşedeki bakkalda Bayramali amcayı, “Sevinsinler yavrucaklar !” diye mahalleli çocuklara rengarenk şekerleme dolu cam kavonozlardan lokum dağıtırken; Abdullah agayı mütevazi terzi dükkanında mahallenin söküğünü gediğini dikerken; fırıncı Cemal amcayı dumanı tüten ekmekleri camın önündeki tezgaha dizerken; Pakize yengeyi kapısının önündeki hazan yapraklarını süpürürken görebilirsiniz hala.

Muhabbet demlendirilen mekanların başında mahalle berberi olurdu. Berber Hüseyin amcanın dilinden dökülen bal kelamıydı. Hatice abla elinde kap kacağıyla kalaycı Fethi’nin dükkanının yolunu tutardı bir kaç ayda bir. “Bursa atlasından kumaş, acem elinden sürme getirdim.” diyen bohçacı kadın tek tek kapılarından içeri süzülürdü evlerin.

Kendilerinden sonrakilere emanet ettikleri bu mahalleden Hakk’ın rahmetine göçeli çok olsa da birçoğu, siz bu yıkılmaya yüz tutmuş evlerin orta yerinde durup, hele bir de Yayla mahallesinin devr-i saltanatına şahit olmuş yaştaysanız, çocukluğunuzun herbir kahramanını o günlerdeki canlılığı diriliği ile görebilirsiniz.

Siz şimdi viraneye dönmüş bu mahallenin orta yerinde dikiliyorken, seneler sonrası hafızanızın sokaklarında dolaşanlar çocukluğunuzun hayaletleri değiller. Maziye bir bakıver, hatırla ! HAYAL ET ! Edebiliyorsanız ancak hepsi senden benden daha diridirler.

Bu arada güzel şeyler de olmuyor değil. Örneğin, geçtiğimiz yıllarda Namzagah caddesinde yer alan Vali Konağı binası onarılarak içerisinde yaşanılan bir mekan olmayı başardı. Öyle ya; bir tarihi binayı “tek bir çivi çakmayarak” korumaktansa, içindekilere sorumluluk yükleyip yaşanabilir bir mekan olarak onarıp korumak daha doğru bir yoldur.

Bir güzel haber de geçtiğimiz günlerde Yayla mahallesine çıkan yokuşun neredeyse başında yer alan “Papazın evi” diye anılan binadan geldi. Bir asırı geçkin bir tarihi kucaklayan Papazın evi, Yayla mahallesi dokusu içerisinde Kırklareli’nin en bilindik, simge evlerinden birisidir. Bir dönem içerisinde bir papaz yaşadığı için bu isimle bilinen ev, tarihi içerisinde bir süre şaraphane olarak kullanılmış. Yaklaşık yirmi yıl öncesine kadar içerisinde yaşanılan bir bina iken, doğanın ve insanın tahribatına terkedilen yapı, çocukluğunun izini süren Kırklarelili işadamı Ergin KALINOĞLU tarafından, ilgili mercilere gerekli girişimler yapılarak onarıldı.

Resmi açılışı 2011 yılında hıdrellez zamanı yapılması planlanan bina, bu süre içerisinde çevre düzenlemesi ile ilgili eksiklerini giderecek. Geçtiğimiz günlerde Kırklareli Kültür Varıkları Koruma Derneği etkinlikleri çerçevesinde, diğer sivil toplum kuruluşlarının da katkıları ile tanıtımı gerçekleştirilen yapı, tarihi Kırklareli evlerinin yeniden eski şaşaalı günlerine kavuşmasının da sembolü olmuş durumda.

Papazın evinin güney duvarında yer alan güneş saati, güneş Yayla Mahallesi üzerinden her yeni gün yükseldikçe, belki de zamanın Kırklareli evlerinin yıkılışı için değil, yeniden ayağa kalkması için aktığını müjdeleyecektir.

Yazı & Fotoğraf : Dinçer ALABAŞOĞLU

( Ocak – 2010 Kırklareli Gezi Notları / Fotoğraflar farklı tarihlere aittir )

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail