Dalda Zeytin, Bağda Üzüm, Şişede Lal ; MÜREFTE

Kaçmayı isteyebileceğiniz trafik, gürültü, kalabalık gibi tüm olumsuzlukları beraberinde götüren anız yangını gibi bir yaz daha, kuyruğu dik tutmak isteyerek türlü bahanelerle çekilir takvimlerden. Çocuğun yeniden başlayacak olan okulu, komşuya emanet edilen balıklar, saksıda suya yanmış menekşe, falancanın düğünü, –Allah geçinden versin– filancanın ölümü…

Kendini canhıraş bir şekilde eve atıp, valizlerini bile açmadan, üç gün üç gece öylece ölü gibi yatarak tatilin yorgunluğunu (!) atanların pek azı, soranlara nasıl bir yaz tatili geçirdiğini tüm çıplaklığıyla anlatabilir : “Tam bir eziyetti…”

Oysa, ister koca bir yıl boyunca çalışmış olmanın ödülü olan kısa bir tatil için, ister yoğun geçen bir haftanın sonunda emeklerinizi taçlandırmak için olsun, yola çıkmanın en güzel zamanıdır sarı sonbahar.

Mürefte Sokakları@Trakya Gezi RehberiTekirdağ’ın Gezginleri…

Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü Tekirdağ Şubesi, kendi yaşadıkları kentin doğasını, kültür ve turizm değerlerini ışıldatmak için son senelerde büyük bir samimiyetle çalışanların en başında geliyor. Neredeyse her hafta sonu düzenledikleri etkinliklerle sadece Tekirdağ’ı değil, Trakya’nın pek çok köşesini dolaşıp adım atmadık yer bırakmıyorlar. Bazen Anadolu’ya açılıp farklı rotaları denedikleri de oluyor.

Kendi web siteleri üzerinde ve diğer sosyal ağlarda kurdukları güçlü bir iletişim yeteneğine sahip kulübün başarısının en önemli sırlarının başında, etkinlik biter bitmez yayınlamak için yarıştıkları çarpıcı fotoğraflar geliyor. En bildiğiniz coğrafyaları bile bir başka yermiş hissiyle izlediğiniz fotoğrafları, güçlü iletişim ağlarının kılcal damarları vasıtasıyla en uzak yerlere bile ulaşmayı başarıyorlar.

Etkinlik takvimlerinde yer alan bazı rotalar mıknatıs gibi bir çekim yaratıyor. Hal böyle olunca, yoğun ilgi sebebiyle hafta sonu etkinliklerini belli bir sayıda katılımcıyla sınırlama yoluna başvurmak durumunda kalıyorlar. Katılmak için son anda yer ayarlayabildiğim ve bu yıl üçüncü defa düzenledikleri Bağbozumu Fotoğraf ve Kültür Gezisi de o gezilerden biri…

Yolculuğumuz sabahın ilk saatlerinde Çorlu’dan başlıyor. Muratlı ve Tekirdağ’dan katılacaklar önce Tekirdağ’da buluşuyoruz. Son kontrollerin yapıldığı ve çayların yudumlandığı Tekirdağ’a bağlı Barbaros’ta kısa bir tanışma faslı ve alışverişin ardından, asıl gideceğimiz yer olan Mürefte’ye doğru yola çıkıyoruz. Şöförlerimizle birlikte gezi için tutulan üç araçta 57’si katılımcı toplam 60 kişi var.

Marmara denizi solumuzda Barbaros’u geçip, Kumbağa varmadan sağa ayrılan Naip Köyü yoluna sapıyoruz. Bu köy Tekirdağ’ın karakteristik köylerinden birisi. En büyük özelliği Tekirdağ’a kimlik katan ve tanınırlığını perçinleyen “Kiraz Festivali”nin ilk kutlanmaya başladığı yer olması. Modern meyvecilik faaliyetleri ve tarım çeşitliliği köyün vizyonuna da etki yapıyor. Sağlı sollu seralar, bağlar bahçeler, kır restaurantları… Denizden içerilere sokulmuş ve Ganos Dağları’nın adındaki yamaçlarla çevrelenen saklı bir vahayı andıran Naip, ayaklarını toprağa basarak ruhu dingin tutmak isteyenlerin kaçış noktalarından biri.

Aker Müzesi @ Trakya Gezi RehberiNaip’ten sonra vardığımız Mermer köyü ile birlikte Ganoslar’a doğru tırmanmaya başlıyoruz. Köyün girişindeki mesire alanında genişleyen dere yatağı, biz Yeniköy’e doğru tırmandıkça derinleşen bir vadi yatağı içerisinde, gah sağımızda gah solumuzda akıyor. Besmele çekip sonunu getirmeye bile vakit bulamayacağınız kadar zamanda bir baştan bir başa geçebileceğiniz kadar küçük bir köy Mermer.

Bu yolu kullanalar için uyaralım; yolun Mermer’den Yeniköy’e kadar olan kısmı maalesef ki bozuk ve bakımsız. Yolu dikkatli kullanmakta yarar var. Mermer’den beridir geldiğiniz daracık yolu çevreleyen ağaçlarla kaplı bitki örtüsü yerini bozuk makiliklere bırakır. Yolun düze kavuştuğu zirvelerden birinde sıcak taş evleri ve dar sokakları ile Yeniköy ile aşağılarda masmavi gözleriyle Marmara denizi karşılar sizi.

Gökyüzünün pervaneleri…

Yeri gelmişken Yeniköy’den de bahsedelim. Ulaşım zorluğu sebebiyle senelerdir yalnızlığıyla baş başa olan bu köy son birkaç yıldır ziyaretçilerle dolup taşıyor. Zira burası Tekirdağ’ın en büyük turizm aktiviteleri arasında sahiplenilen yamaç paraşütü etkinliklerinin merkez üssü olmuş durumda.

2007 yılından beridir yamaç paraşütü alanında hizmet veren TEDOHAVK ( Tekirdağ Doğa Sporları ve Havacılık Kulübü ) kulübünün 2010 yılının son aylarında ikiye bölünmesiyle, yoluna aynı kulvarda fakat yeni bir bakışla devam etmeyi seçen TEYAK ( Tekirdağ Yamaç Paraşütü Kulübü ) Yeniköy’ü bir doğa sporları cazibe merkezi yapmayı amaçlıyor. Onlar gökyüzü’nün pervaneleri…

Bu maksatla 19. yüzyıla tarihlenen, döneminde Rumlar tarafından bir ibadet ve toplanma merkezi, cumhuriyet döneminde ise okul olarak hizmet veren eski bir binayı onararak kulüp çalışmaları ve turizmde örnek teşkil edecek bir vizyon çerçevesinde kullanmaya başladı. Sözün hasılı, Tekirdağ’da yamaç paraşütü yapmak isteyenleri mutlaka uğraması gereken köy Yeniköy.

Bu olumlu gelişmeler köylünün bakışında da değişimlere sebep olmuş. Köylü alternatif turizmle kalkınmak için çeşitli çabaların içine girmekte artık eskisi kadar çekingen değil. Gelmişken köyün peynirlerinden, şifalı otlarından, kışlık ürünlerinden ve özellikle de kekik ballarından almayı ihmal etmeyin. Yeniköy’ün çıkışında sağa sapan toprak yolun ağzındaki tabelalar yamaç paraşütü atlama noktalarına giden Nişantepe’yi haykırır bize.

Bizse o yolu tercih etmeyip, Uçmakdere’ye oradan da Mürefte üzerinden Şarköy’e doğru bağlanan yağ gibi asfalt bir yol boyunca ve doyumsuz bir manzara eşliğinde, Marmara denizine doğru zig zaglar çizerek alçalmaya başlıyoruz. Sağımızda Ganoslar’ın tepeleri bıçak gibi yükselirken, neredeyse %70-80 meyille aşağılara inen dik uçurumların kenarından kıvrıla kıvrıla akan yol bizi 500 metrelik bir rakımdan deniz seviyesine kadar taşıyor.

Mürefte'denMarmaraAdası@TrakyaGeziRehberi

Manzarayı tarif etmek yetersiz kalabilir. Dik uçurumların kıyıları öptüğü genellikle taşlık küçük sahillerin en bilineni olan Ayvasıl mevkii aşağılarda hemen kendini gösteriyor. Ayvasıl yamaç paraşütçülerinin iniş için kullandıkları yer yer 50 metreye ulaşan genişliği ile 200-250 metre uzunluğunda bir kıyı bandı. Doğa sporcuları, kamp-karavancılar ve haftasonu sayfiyecilerin gizli sığınağı. Hoş, adını dile düşürerek artık o kadar kalabalık olmaya başladı ki gizlisi saklısı kalmadı…

Tam karşıda Marmara denizinin orta yerinde Marmara adası, onun ardında sabah ışığında belli belirsiz kıvrımları görülen Kapıdağ yarımadası, incecik kalem gibi uzantısı ile Ekinlik adası hemen kendini belli ediyor. Ne vakit ki biz yol boyunca Şarköy’e doğru yaklaşıyoruz, Ekinlik adasının ardına saklanmış Avşa adası ile Çanakkale boğazına doğru Karabiga kıstağı boyunca sokulan Anadolu kıyıları da görüş alanımıza dahil olacak. Hatta bu kıyılarda yükselen Biga İçdaş Limanı’ndaki tersanenin göğe yükselen kulelerini ayan beyan çıplak gözle seçebilir olacağız.

Marmara’nın Mavi Gözleri; Gaziköy & Hoşköy…

Bir başka yazının başrolüne sakladığım Uçmakdere benim en sevdiğim köy. Girişinde yüzlerce yıllık bir anıt ağaç olan yaşlı çınar karşılıyor bizi. Köy zamanında zengin bir sosyal hayatın beşiği olmuş eski bir Rum köyü. Köyün mimari dokusuna sırt verdiği dağların yamaçları fon oluşturuyor. Ötelerden tüten incecikten dumanın sırrını yaklaşınca anlıyorum. Köylü kadınları yol kıyısında kışlık salçalarını geleneksel metodlarla kavuruyorlar. Durup dolaşsak daha kim neler yakalayacağız ama, bizim yolumuz üzüm bağlarına doğru.

Uçmakdere’yi geride bırakarak köyün bir buçuk kilometre kadar aşağısındaki sahiline varıyoruz. Bu noktadan itibaren deniz seviyesini takip ederek yol Şarköy’e değin uzanıyor. 7-8 km uzaklıktaki Gaziköy’e kadar ise solumuzda mavi pırıltılı suları ile Marmara denizi uzanırken, sağımızda ise yolu açarken belirginleşmiş fay kırıklarını apaçık izleyebildiğiniz dimdik denize sokulmuş yamaçlar eşlik ediyor.

Gaziköy’le birlikte dağ silsilesinin dik yamaçları gerilere çekilerek yerini peneplen yumuşak tepelere bırakıyor. İşte buradan Şarköy’e değin olan ve bir elin parmakları gibi denize sokulmuş tepelerin arasında, bağcılık yapmaya elverişli mikro iklim sahaları bulunuyor. Öyle ki, birkaç kilometrelik bir alanda bile bağlardan elde edilen üzümün kalitesinde büyük değişiklikler olabiliyor. Gaziköy’ü dönüş yoluna bırakarak biz bir sonraki yerleşim yeri olan Hoşköy’e doğru ilerliyoruz. Hoşköy Şarköy’e bağlı küçük bir belde merkezi. Denizin kıyısında, beyaz badanalı evleriyle şirin mi şirin bir yerleşim. Hoşköy’ün Rumlar zamanındaki adı Hora hala yöreyi anlatırken kullanılıyor. Beldede bulunan ve birbuçuk asırlık Hoşköy Feneri ( Hora Feneri ) tek bir cıvata bile kullanılmadan geçme tekniğiyle yapılmış bir deniz feneri. Hora feneri 4 kuşak boyunca aynı ailenin fertleri tarafından yönetilmiş. Bu yönüyle küçük bir turizm aktivitesinin de odağı olan fener beldenin dokusundan özel bir parçayı oluşturuyor.

Melen@Trakya Gezi Rehberi

Hoşköy’de rehberimiz Nejdet bey bizi karşılıyor. Bizi yöredeki bağlarda ve şarap evlerinde gezdirecek kişi o. Küçük bir soluklanmanın ardından hoşköyün otantik dokusunu bir parça koruyabilmiş köylerinden biri olan Güzelköy’e doğru üzüm bağları ve saçlarını rüzgara vermiş zeytin ağaçları boyunca yükseliyoruz. Biz yumuşak tepelere tırmanan yol boyunca yükselirken, geldiğimiz yol boyunca ve Şarköy’e doğru uzanan tüm kıyılar gözümüzün önüne seriliyor.

Güzelköy , eski adıyla Melen, Ganos dağının ( Işıklar dağı ) zirvesine sırtını dayamış güzel mi güzel bir köy. Köyde bulunan kemerli köprüyü, taş camiyi, hamam yapısını görmeden etmeyin. Yörede şimdilerde şahsi mülk sınırları içinde bulunan bir de manastır bulunuyor ki, bu yörede mübadele öncesine kadar altı adet böylesi güçlü dini merkez olduğu fakat günümüze harap olarak ulaşabildiği biliniyor.

Bağcılığın dünü bugünü…

Osmanlılar yöreye 14. yüzyılda gelirler. Burada bulunan Rum halkın yaşantısına dokunmazlar. Zira yörede deniz yoluyla Bizans’tan bu yana gelen zengin bir deniz ticareti bulunmaktaydı. Rumlar bağcılığı iyi biliyorlardı. Ganos dağının fay kırıklarının zenginleştirdiği mineralli kırmızı killi topraklarından hazırladıkları amforalar ile Marmara adasındaki diğer kolonilere, İstanbul boğazı üzerinden Karadeniz’deki limanlara, Çanakkale boğazı üzerinden Ege’deki Yunan yerleşimlerine ürünlerini ulaştırmaktaydılar. Trakya’nın iç kesimlerindeki bağcılık ürünlerinin ulaştırıldığı Kıyıköy’deki limanlardan da yeni ürünleri alan gemiler Bulgaristan kıyılarından nehirler boyunca Avrupa’nın içlerine ulaşıyorlardı.

Özellikle Marmara denizinin ortasındaki Prokenessos ( Marmara Adası ) ile zengin bir ticaret ağının olduğu ada civarında yakın zamanda tesbit edilen batıklardan çıkan Ganohora amforalarının amblemlerinden anlaşılmaktadır. Adanın Tekmezar Burnu yakınlarında rastlanan batıkta 20 bin civarında amfora olabileceği varsayılmaktadır.

Öte yandan fay hattının mineralli yöreye özgü kırmızı toprağından fırınlanan kiremitlere, amfora ve toprak kaplarla taşınan şarap ve zeytinyağı ürünlerine Marsilya gümrük kayıtlarında rastlanmıştır. Hatta bu yöreden getirilen kiremitler sonradan “Marsilya kiremiti” diye Avrupa’da tanınmaya başlamıştır. Dolayısıyla bağcılık gibi onun oluşturduğu bir yan sanayi olarak yörede eski dönemlerden beri tuğla,kiremit,toprak kap imalatı yapılan fırınlarda da önemli sayıda insan çalışmaktaydı. Bu amforaların yöreye ifade eden bir formda işaretleniyor olması, bağcılık ve zeytinyağı şişelemesinin döneminin ilk markalaşma, yöre tescilleme çabalarından olması önemlidir. Şimdilerde tuğla-kiremit imalatı ile ilgili miras Tekirdağ’ın tarih sahnesinden devşirdiği bilgi ve geleneğin sonucu yüzyıllar ötesinden günümüze ulaşmayı başarmıştır.

Bağcılık yöredeki en önemli tarımsal üretimin görüldüğü alandır. Bağcılık konusunda Hoşköy civarı yüzyıllar öncesinden gelen geleneğin devşirdiği üretim kalitesini korumaktadır. Yörenin mikroiklim özellikleri Fransa’nın Bordeaux şaraplarının üretildiği üzüm bağlarının bulunduğu Bourgogne yöresi ile benzerlikler taşır.

Kutman Bağ Müzesi@Trakya Gezi Rehberi

Güzelköy’deki kumpanya alanında bizi Alaattin bey karşılıyor. Alaattin bey bu yörede tanınan bir bağ sahibi. Yörenin tanıtılması için bize kendi evinin de içerisinde bulunduğu bağlarını gezdirecek. Bu arada kumpanya alanı nedir ondan biraz bahsedelim. Burası “üzüm mezatı” yahut küçük bir “üzüm borsası” da diyebileceğimiz, yörede iş yapan fabrikaların topluca üzüm aldıkları genişçe bir düzlük. Bağlardan gelen üzümler bu alanda kasalarla fabrikalara gidecek araçlara alınıyor. Her köyün yahut bağ mevkiinin – ki bu bölge bazen birkaç köyü de kapsayabiliyor – kumpanya günleri farklı farklı olabiliyor. İlkim yahut coğrafi şartlar sebebiyle farklı zamanlarda istenen olgunluğa erişen bağların bağbozumu zamanı kumpanya gününü de belirliyor.

Ziraat mühendislerinin gözetiminde istenen olgunluğa geldiği testlerle belirlenen üzüm bağları sabahın ilk saatleri ile bozularak ürünler kumpanya alanına toplanıyor. Buradan alıcı firmalar ile anlaşılıp ürünün vakit kaybedilmeden şaraphanelere gitmesi gerekiyor. Yolda geçirilecek fazladan zaman bile üzümden elde edilecek şarapların kalitesini bir anda değiştirebiliyor.

Alaattin bey bize hiç sıkılmadan ve gözleri ışıldayarak bağlarnı, bağlardaki her bir cins üzümü, üretim tekniklerini ve yaşanan sıkıntılı süreci bir bir anlatıyor. Bu arada bağların kenarındaki bal damıtmış siyah incirlerden dalında ikram ediyor. İkram ne kelime adeta talan edercesine incirlere uzanıyoruz. Bence bağcılık kadar incir yetiştiriciliği için de bu bölgeyi şu ziraatçiler bir incelese iyi olacak…

Evinin bahçesinde ev üretimi naturel zeytinyağlarından alıyor bazılarımız. Zira bu yörede bağcılık kadar zeytin üretimi de çok önemli bir gelir kapısı. Yetiştiriciliğin %60 kadarını üzümden, % 40 kadarını zeytinden yapıp gelir elde ettiklerini söylüyor Alaattin bey.

Köyün Hoşköy yönünde çıkışında bulunan bir başka bağını daha ziyaret ediyoruz. Pudra gibi toz bir yol boyunca ulaştığımız bağ sabah bozulmaya başlanmış ve işler öğle saatlerine varmadan bitirilmiş. Bağda çalışan köy kadınları gelen ziyaretçilere nazire yapar bir edayla yöredeki eski ve çok bilinen bir türküyü mırıldanıyor.

“Bağa girdim bağ budanmış, Bağa bülbül dadanmış…

Onbeş yaşında da Nazife de hanım, Kimlere adanmış…”

Sofralık üzümler önceki haftalarda kaldırıldığı için şaraplık üzümler ikram ediliyor gelenlere. Fakat ben şanslılar arasındayım. Dili ballı bir abla bizlere yörede yetiştirilen “Müşküle üzümü”nden de tattırıyor. “Sana kısmetmiş…” diyor. Bu üzüme yörede “Kürt üzümü…” dendiğini de sözlerine ilave ediyor.

Alaattin beye teşekkür edip önce Hoşköy’e, oradan da genellikle zeytin ağaçlarıyla çevrelenmiş bahçeler içerisinden uzanan deniz kokulu yol boyunca Mürefte’ye varıyoruz.

AkerBağcılık@TrakyaGeziRehberi

AKER ailesi ile zamana yolculuk…

Mürefte fikrimce yörenin ışıldatılması gereken, sadece bağcılık değil, alternatif turizmle de cilalanabilecek zengin bir potansiyele sahip bir belde. Şarköy’e bağlı Mürefte daracık sokakları, Rumlar’dan kalan mimari dokuyu sık sık hissedebileceğiniz deniz kokulu bir yerleşim.

Mürefte’ye vardığımızda yolumuz Aker ailesinin işlettiği ve isimleriyle müsemma butik şaraphaneye düşüyor. İşletmenin sahipleri gelişimizden haberli, gülen bir yüzle ve büyük bir konukseverlikle karşılıyorlar bizleri. Bağlardan bugüne özel olarak şarap yapmını anlatmak üzere getirtecekleri bir motor arabası üzüm geciktiği için, üst katı ailenin aynı zamanda yaşam alanı olan şaraphaneyi gezmekle başlıyoruz turumuza.

Aker Bağcılık Müze Sergilemesi@Trakya Gezi Rehberi

Ailenin yaşam alanı olan kata çıkan merdivenlerin başında, omzunda testisi ve küfesiyle üzümcü kız heykeli karşılıyor gelenleri. Üzeri kapatılmış bir sundurmayı andıran bu bölümde her biri ayrı dönemlere işaret eden nostaljik ve yarı tarihi objelerle, şarap kültürüne ait objelerin bir arada kullanıldığı bir açık hava sergisi karşılıyor adeta bizi. Profesyonel değil ama samimi bir koleksiyonerliğin göstergesi olan bu tarihi hatırası yüksek objelere iç kesimlerde de rastlıyoruz.

Beni en çok etkileyen ise işletmenin müdürüyet odası gibi kullandığı odada, masanın ardındaki duvara asılı duran bir seccade. Üzerinde Mustafa kemal ATATÜRK’ün kalpaklı bir resminin bulunduğu ve Arapça harflerle adını işaret eden satırların olduğu seccade belki de 1920’li yıllardan günümüze ulaşabilen son örneklerden.

Atatürk'ün Mürefte'ye Mektubu@Trakya Gezi Rehberi

Rivayet odur ki; Mürefteli kadınlar Gazi Mustafa Kemal’e sevgilerinin ve minnetlerinin bir ifadesi olarak bu seccadeleri dokurlar. Bu samimi niyetli hadiseyi işiten Gazi Mustafa Kemal Mürefte muhtarlığına mektup gönderip, Mürefteli hanımlara çok teşekkür ettiğini fakat bu işe bir son vermeleri ricasını iletir. Seccadelerin üzerinde resminin işlenmesinin hem doğru olmadığını hem de ileriki zamanlarda yanlış anlamalara sebep olacağı öngörüsüyle bu dokumaları bırakmalarını ister. Ola ki, muhtarlığa gönderilen o mektuplardan birinin üzerinde açıkça okunan imzasıyla saklanan bir zarf duvardaki çerçevelerden birinden ziyaretçilere göz kırpıyor.

Bazı ziyaretçiler şarap tadımı ve alışverişi yaparken, mahzen bölümünde yer alan bir sergileme odasındaki objeleri ziyaret ediyorum. Eski tarım aletleri, ev eşyaları, eski dönemlerden kırık bir güfteye çağlayan bir avazdan ruh üfleyen kırık bir plak… Neler yok ki ?

Aker'de Üzüm İşleme@Trakya Gezi Rehberi

Bir süre sonra şarap yapımının anlatılması için beklenen bir motor arabası römorkuna yüklenmiş üzümler de geliyor. Şaraphanenin işletmecisi üzümün makineye alınmasından şırasının çıkarılmasına, cibresinin nasıl değerlendirildiğinden şarabın diğer aşamalarına kadar her şeyi tek tek ve sıkılmadan anlatıyor. Üzümün bu sıkılan ilk yeşilimtran suyundan tadımlar yapılıyor, doğal bir canlandırmaya sahne olan bu an fotoğraf makinelerinin kadrajında ölümsüzleştiriliyor.

İğdebağları’nda bir lezzet durağı; Ganohora…

Şimdi yolumuzu İğdebağları köyüne çeviriyoruz. Şarköy’e 6-7 km uzaklıktaki bu köyde doyumsuz bir manzaraya ev sahipliği yapan bir kır lokantasında yemeklerimizi tadıp günün ilk yorgunluğunu üzerimizden atmaya çalışacağız.

Ganohora Restaurant@Trakya Gezi Rehberi

İğdebağları köyünün eski adı Araplı. Rumeli fethedilirken yöreye iskan edilen Suriye Arapları’ndan sebep bu adla anılmış yıllardır. Son bir iki yüzyıl süresince Rum nüfusta artış yaşanmış. Ta ki, büyük mübadele ile Rumlar ile Türkler yer değiştirene kadar. Onlardan boşalan yerlere yeniden Rumeli kökenli aileler yerleşmişler. Köyün yamaçlarına kadar sokulan ve denizden esen rüzgarla rahiyasını her tarafa yayan iğde ağaçlarından sebep İğdebağları olarak adı değişmiş.

Geçtiğimiz yıl bu bölgeyi keşfeden Mesut bey aslında yaşantısının büyük bölümünü İstanbul’da geçirmiş bir turizmci. Bu köy onu büyülemiş. Ganohora isminde bir kır restaurantı ve ona bağlı yöre şaraplarının satıldğı bir şarap evi açan Mesut bey, yöre insanına yeni bir vizyon ve geçim kapısı da açmış. Restaurantının işlerinde yöre insanı çalışıyor ve yöre kadınlarının ve aşçılarının ellerinden damıtılmış lezzetler seyrine doyulmayan bir manzarada servis ediliyor. Size şu kadarını söyleyebilirim ki, manzarası için bile olsa Ganohora’ya mutlaka uğramalısınız. Kaldı ki, mutfağından damıttığı lezzetler yanınıza kar olsun.

Ganahora'da Çi'Börek@Trakya Gezi Rehberi

İğdebağları’ndaki yemek molamızın ardından Mürefte’ye geri dönüyoruz. Burada bulunan ve Türkiye’de isim yapmış birkaç markaya ait şarap üretim tesislerini ve ilk bağcılık müzesi de olan bir mekanı ziyaret edeceğiz.

Türkiye’nin ilk bağcılık müzesi…

Önce Kutman Bağcılık Müzesi’ne gidiyoruz. Burası iki katlı, bir han formunda inşa edilmiş ve 1886 ylına tarihli bir bina. Genellikle amacına uygun kullanılmış bina bir dönem harabeyi andırır bir hale düşmüş. Ruhuna uygun bir anlayışla restore edilen binanın bağcılık müzesine dönüştürülmesine karar verilmiş. Bu haliyle alanında tek olduğunu da söylememiz gerek. İçerisi bağcılığın geçmiş yüzyılından günümüze değin devşirilmiş objelerle donatılmış. Ruhuna vuran aydınlatmaların altına dizilmiş şişelerde “lal”, müzenin duvarlarında ışık oyunları yapıyor.

Kutman Bağcılık Müzesi@Trakya Gezi Rehberi

Bu müzecilik girişmini çok değerli bulurken, bir konuda eleştirimi es geçemeyeceğim. Çünkü bunu Mürefte’nin ve işletmenin eko-turizmdeki konumlandırmasıyla değerlendirecek olursak, bu gibi yaklaşımların yarardan çok zarar vereceğini düşünebiliriz.

Olay şu ki; önceden haberli gidiliyor olunmasına rağmen müze girişinde tadım için “Şu kadar tadıma şu kadar ücret alınacak…” denmesi tüm ekibi dumura uğratıyor. İş o ücretin ödenmesinde değil, fakat alışverişleri öncesinde tadımdan da ücret alınması tümden yanlış bir işletmecilik anlayışıdır. Nihayetinde bu kişilerden ilgilenenler zaten sizin ürününüzü alacaklar. Bir de tadımdan fırsat devşirmek büyük ve köklü bir işletmenin tercih edeceği yol olmamalıydı.

Ama ne yapardınız; müze girişini cüzi bir ücretlendirmeye tabi tutardınız, oradan haklı bir gelir daha elde ederdiniz, bu çok doğru olabilirdi. Fakat bu seçilen yol ekibin tek bir alışveriş yapmadan mekandan ayrılmasına yetti de arttı bile. Ve dümen kırdıkları yan taraftaki bir diğer işletmede misafirperverlikle ağırlanan ekip, alışverişlerini bu işletmeden yaparak üreticisinden işçisine değin çalışan her kim varsa hakkını iade etti.

Kutman Bağcılık Müzesi@Trakya Gezi Rehberi

Diğerleri şaraphanede tadım yaparken ben başka lezzetlerin peşine düştüm. Mürefte sokaklarına daldım. Limana varmadan 40-50 metre öncesinde eski Mürefte evlerinden birinin yanında, nazenin fakat yıpranmış yüzüyle bir bina dikildi karşıma. Alt bölümü yaz başında balık ve et mutfağı ile turizmin hizmetine açılmış olan Egeli isimli müessesenin sahibi, elimdeki fotoğraf makinemi de görünce bir çay içimi kadar süreyle beni içeri davet ediyor. İşletmesinden, Mürefte gibi turizm değeri potansiyel taşıyan bir beldede turizm yapanların raslayabileceği zorluklardan, mutfağından devşirdiği lezzetlerden konuştuk. Menüsündeki meze çeşitliliğini denemelisiniz. Aklım hala “yaşmaklı safinaz”da kaldı.

Mezeler@Trakya Gezi Rehberi

Yolu izi olmadığı devirlerde, açıkta demirleyen gemilere büyük şarap fıçılarını taşıyan cesur sandalcıların kayıklarını yanaştırdığı tahta iskele daha dün gibi Mürefte’nin hafızasında. O iskelenin cesur denizcileri ki, Mürefte’nin adının bağcılık ürünleri ile tanınmasında en büyük pay sahipleridir.

Gün yavaş yavaş devrilmeye yüz tutarken, dönüş yolunda son bir mola için Gaziköy’e varıyoruz. Uçmakdere yönünde çıkışta yer alan Ayazma Motel& Restaurant’ın denize sokulmuş iskelesine çıkıp, kıyıdaki salaş sundurma altında sohbete dalıyoruz.

Güneşin son ışıkları Uçmakdere yönüne doğru Ganos dağlarının tepelerini kızla boyuyor. Yorgun ayaklarını Marmara’nın mavi sularında yıkayan ve yol boyunca adım başı rastladığımız denizdeki dalyanlardan birinin manzarası düşüyor ufkumuza.

Dinçer ALABAŞOĞLU

11 Eylül 2011 Tarihli “Mürefte – Şarköy Bağbozumu Fotoğraf Gezisi”ne ait gezi notları…

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail