Bağcılık Kültüründe Kırklareli İmzası; HARDALİYE...

Hardaliye Türkiye lezzet haritasına Kırklareli’den işaretli, olgunlaşmış üzümlerden elde edilen alkolsüz, buruk içimi ve ferahlatıcı özellikleriyle karakteristik bir içecektir. 20 Kasım 1930 yılında Kırklareli ziyareti sırasında kendisine ikram edilen hardaliye hakkında Mustafa Kemal ATATÜRK görev telakki edilesi şu cümleleri sarfeder : “Bunu milli bir içecek haline getiriniz.” Ne yazık ki onun bu isteğinin üzerinde gerekli ilgi gösterilememiştir. Senelerce birkaç kişi etrafında ev üretimi olarak varlğını sürdüren hardaliye, şu sıralar sesini yükseltmeye çalışan girişimlerle eski görkemli günlerine dönmeye çalışıyor.

Kırklareli, pek bilinmese de tarih boyunca bağcılık açısından önemli bir yer olagelmiştir. Geçtiğimiz yüzyıllarda daha çok Rumların ve Yahudi azınlıkların elinde gelişen bağcılık etrafındaki ekonomik ve sosyal hayatın boyutları önemsenmeyecek gibi değildir. Müslüman ve Türk ahali ie bağcılık etrafında gelişen sosyal ve kültürel yapıyı azınlıkların içki üretiminden ayrı, başka bir tarafından tutarak benimsemişler geliştirmeye çalışmışlardır.

Kırklareli’li araştırmacı-yazar Nazif KARAÇAM’ ın bu tesbitlerine “Efsaneden Gerçeğe Kırklareli” isimli eserinde raslarız. Yazar tarihi “Dyonisos Şarap Yolu” hakkında, Trakya’nın iç kesimlerindeki ve Kırklareli’deki bağlardan toplanan üzümlerin toplanıp çeşitli yollarla Üsküp’e bağlandığından bahseder. Üsküp geçtiğimiz yüzyıllarda Kırklareli’de bağcılığın en geliştiği yerlerden biriydi. Üsküp’ te birleşen bağcılık ürünlerinin taşındığı bu yollar, Istrancalar’ın güney etekleri boyunca Evciler köyü ( Eski Adı Ayvacı ), İslambeyli ( Rumeli, Urunbeyli ), Kızılağaç ( Yatroz ), Kışlacık ( Urgaz ) yollarını takip ederek Kıyıköy’ e ( Midye ) kadar ulaşıyordu. Buradan limanda gemilere yüklenen bağcılık ürünleri Avrupa’nın liman kentlerine kadar ulaşıyor ve buralara büyük rağbet görüyordu. Marsilya ve Venedik limanlarının döneme ait ticaret kayıtlarında bu dönemlere ait belgelere raslanmıştır. Trakya' yı boydan boya geçen Dionisos Şaa Yolu'nun diğer uzantısı ise Trakya'nın içlerinden Tekirdağ'a oradan da Uçmakdere, Hoşköy, Mürefte gibi bağcılığın yüksek bir sosyal hayat oluşturduğu yerleşimlere ulaşıyordu. 

Evliya Çelebi ünlü seyahatnamesinde Kırklareli ve civarında rasladığı “içinde adam yürüse kaybolur” diye anlattığı o üzüm bağlarından bahseder. Kırklareli'ye dair araştırmalarıyla bir diğer araştırmacı yazar, Ali Rıza DURSUNKAYA, bu yüzyılın ilk çeyreğine kadar öküz arabalarına yükleen küpler ve sandıklar içerisinde bağlardan taşınan üzümlerin şıralarından yolların vıcık vıcık hale geldiğinden haberdar oluyoruz.

Rumlar ve Yahudi azınlık daha çok üzümü içki üretmek için değerlendirmişlerdir. Şarap üretimi onların elinde yaygınlaşmıştı. Buna karşılık Müslüman ahali ise üzümü pestil, pekmez, pelte, beyaz şıra, kehribar renginde kükürtlü şıra yapımında, yaprağını sarmalık olarak kullanmak suretiyle değerlendirmiştir. Öte yandan üretim sezonu yaklaştığında bağcılık üzerine yan sanayinin çok önemli bir iş kolu haline geldiğinden bahseder Ali Rıza DURSUNKAYA bizlere. Onun tesbitlerine göre, bağbozumu zamanı yaklaşırken üzümlerin taşınacağı kasaların küplerin yapımı, manda arabalarının onarımları, bağlardaki iş gücünü artmaktadır. Özellikle Rumların şaraplarını hazırlamak ve taşımakta kullandığı fıçı ve toprak kapların yapımı için imalathanelerde çok kişinin çalıştığını öğreniriz. Bağ budamaya yarayan bıçaklar tezgahlarda herzamankinden kat be kat fazla satılmakta, pemezlerin kaynatılması için ormaniçi dağ köylerinden arabalar dolusu odunlar getirilmektedir.Tüm bu yaşananlar bağbozumu dönemlerinin refah seviyesine ve sosyal hayata etkilerinin de yüksek olduğu anlamına gelmektedir.

Şarabın alkol içermesi sebebiyle, Müslüman ahali hardaliye yapımı yolunu tercih etmiştir. Bu üretim şeklinin yaklaşık bir buçuk asırlık bir geçmişi olduğu varsayılmaktadır.

Bu aşamada hardaliyenin hazırlanışından bahsetmek gerekir.

Hardaliye olgun yaş üzümlerden hazırlanan bir içecektir. Bu sebeple eski dönemlerde son üzümlerden olan Papazkarası ve Pamit cinsi üzümler tercih edilmekteydi. Şimdilerde bu durum biraz değişmiştir. Cardinal ve Alphonse cinsi üzümler daha çok tercih edilirken, nasıl sonuçlar alınacağının tesbiti için Cabarnet,Cinsaut ve Öküzgözü cinsi üzümlerle de üretilme yoluna gidilmektedir. Eski dönemlerde şöhretini dilden dile dolaştıran hardaliyenin geleneksel lezzetine en yakın sonuçları elde edebilmek için bu araştırma ve üretim faaliyetleri sürdürülmektedir.

Hardaliyenin hazırlanması üzümlerin en olgun dönemlerine rasgelecek şekilde bağbozumu sonrasında başlar. Bu sebeple Eylül ortalarından itibaren, Ekim ve Kasım ayları boyunca hardaliye yapımı sürdürülmektedir.

Hardaliye yapımındaki püf noktalardan birisi özellikle meşe odunundan hazırlan alt kısmından 10-12 cm yükseklikte bir de musluğu bulunan fıçılardır. Bu fıçılar gibi toprak küplerde de hardaliye üretimi yapıldığını biliyoruz. Ne yazık ki artık bu geleneksel gereçlerden biraz uzaklaşılmıştır.

Olgunlaşmış kendine has kokusu ve rengi olan üzümler yıkanıp, ezilmeden dikkatlice saplarından ayrılırlar. Hafif çatlatılan ( fakat ezilmemesi şarttır ) üzümler bir sıra fıçıya dizilir. Üzerine bir kat vişne yaprağı, onun üzerine de hafif çatlatılmış siyah hardal tohumu dizilir. Bu dizme işlemi fıçının üzerinde 5-6 parmak boşluk kalıncaya kadar sürdürülür. Dizme işlemi bitince üzerine üzümlerden dökülen şıra ve üzüm tozu dökülür. Hardal tohumu üzüm şırasının mayalanmasını engelleyecek, dolayısıyla alkole dönüşmemesini sağlayacaktır.

Hardaliyenin olgunlaşması için ortam ısısının 20-25 derece olması tercih edilir. Birer gün arayla musluktan alınan şıra, fıçının üst kısmından yine ilave edilir. Hardaliyenin içime hazır olması için 20-22 gün beklenir. Elde edilen şıra tortusundan arındırılması için süzülüp içime hazır hale getirilir.

Saklanması sırasında da serin gölge bir yerde muhafazasına dikkat edilir. Çok sıcak veya soğuk ortamlar hardaliyenin nefasetine olumsuz etki eder.

Özellikle sıcak geçen ramazan akşamlarında sofraya hardaliye getirilmesi bir çeşit adete dönüşmüştür. Özellikle oruçlu olanlar günün bütün hararetini bu ferah, içimi buruk, Osmanlı mutfağının geleneksel şuruplarını andıran bir meşrubat ile giderirlerdi. Geçtiğimiz yüzyılın başlarına kadar İstanbul’ un önemli tüccarlarının tezgahlarında; Laleli, Aksaray ve Direklerarası gibi zamanın sosyal hayatı yüksek semtlerinde “Meşhur Kırkkilise ( Kırklareli’nin o dönemlerdeki adı…) Hardaliyesi” diye sunulduğundan, Burhan FELEK’in anılarındaysa Kırklareli’den gelen hardaliyenin nasıl da ender bulunan bir şölen gibi evlerinin sofralara konulduğundan Nazif KARAÇAM’ın araştırma ve tesbitleriyle haberdar oluyoruz.

1 Ocak 1885 ylına ait İstanbul basınındak lan şu şekildedir :

"Babıali Caddesi 4 numaralı dkkanda meşhur sucu Ohannes Ağa bu kere cümlenin hoşnudiyetini celp etmek üzere  dükkanın fevkinde ( üstünde ) bir bab oda olduğu halde bir tarz-ı cedide imal ve meşerat-ı sairesini ikmal ve mahsusen ( özel olarak ) KIRKKİLİSE'den ( Kırklareli'den..) Hardaliyeli Şıra celp ettiği gibi nefis uruplar ve pekmezli boza ve çay üturat ettiği ( sattığı ) ilan olunur."

( Efsaneden Gerçeğe Kırklareli-Nazif KARAÇAM )

Sultan Beyazıt Veliüddin Efendi Kütüphnesindeki Osmanlıca tercümede ise hardaliyenin faydalarına dair şu bilgilere yer verilir :

Yüz kıyye üzümü salkımlarından tane tane ayırıp ve ezüp cibresini çıkarmalı ve şırayı süzüp bir kıyye yüz dirhem dövülmüş hardal ile fıçıya doldurmalı ve ağzını hava almaz derecede kapamalı. 20 gün sonra, musluktan bir miktar çekip, eğer layıkıyla sertleşmemiş ise, yüz dirhem daha hardal dövüp ve bir ufak taş ile çıkın edip fıçının içine bırakılmalı ve ağzı tekrar güzelce kapatılıp istimale başlamalıdır. Eğer üzüm kuvvetli ise, su ilave edilebilir. Fıçı sıcak yerde durursa Hardaliye bozulacağı gibi soğuk yerde bulunursa dahi, donacağından mutedil bir mahalde ve en iyisi mahzende muhafaza olunmalıdır. Bunun tamamının nefasetinden başka, üzüm suyu ve hardal bulunduğundan, vücut ve hazma derece-i nihayede menfaati olduğu, tariften müstağnidir.

Not : Kıyye = 400 dirhem(10 okka)  Dirhem = 31 desigram

Uzun yıllar boyunca kişisel özverilerle bugünlere taşınan hardaliyeyi en layıkıyla bulabileceğiniz yer Kırklareli’ye 6 km mesafede bulunan Kızılcıkdere köydür. Öte yandan hardaliyenin tanıtılması ve seri üretime geçirilebilmesi için Kunt Çifliği sahiplerinden Hatice KUNT’ un, Deveçatağı Köyü'nden Rahman ÖZKAYNAK'ın girişimleri övgüye değerdir. Hardaliyenin tanıtımı ve yaygınlaştrılmasının, Atatürk’ün “Millileştirelim…” diye bir görev emri olduğunun bilincindeki Hatice KUNT gibi bağcılıkla uğraşan birkaç üreticinin daha girişimleriyle, Nazif KARAÇAM gibi bunu her platformda dile getiren Kırklareli’nin yetiştirdiği en önemli araştırmacı-yazarlarımızın katkılarıyla daha ileri bir noktaya taşınacağı ümidini koruyor ve bu geleneği sürdürenlere bir teşekkür borcumuz olduğunu bu sayfalardan yineliyoruz.

======================

Hardaliye Siparişi İçin :

Rahman ÖZKAYNAK ( Deveçatağı Köyü ) : 0 546 239 79 29

 

Bu Yazıyı Ekle

Facebook    Deli.cio.us    Digg   
 
Demirköy Gezi Rehberi

Bir yerleşim yerine yaklaşırken en bazen şöyle yol tabelalarına raslarız: "Yeşil ilimize/ilçemize hoşgeldiniz !" Trakya'da bu ünvan tek... Devamını oku...
Gelibolu Gezi Rehberi

Gelibolu tarih sahnesinden devşirdiği tarihi ve kültürel varlıkları, Çanakkale savaşları ile adını duyuran tarihi yarımadaya ismini... Devamını oku...
Kırklareli Gezi Rehberi

Kırklareli başta doğası olmak üzere, turizm yelpazesinde değerlendirilebilinesi kültür varlıkları çeşitliliği, deniz turizmi ve diğer... Devamını oku...
Hoşköy ( Hora )

Tekirdağ'dan kıyı boyunca Şarköy yönüne gitmek isterseniz, Kumbağ veya Yeniköy sırtlarında Marmara denizi dikilir karşınıza. Sağ... Devamını oku...
Eceabat Gezi Rehberi

Eceabat, Tarihi Milli Park' ın bu ilçede bulunuyor oluşu sebebiyle her sene yaklaşık 2 milyon civarında yerli ve yabancı ziyaretçiyi... Devamını oku...
Cehennem Şelaleleri...

Bir şelalenin görselimize ve ruhumuza hitap etmesi için ona hangi gözle bakmak gerekir, doğrusu bilmiyorum. Yaklaşık 10 Bin Kilometrekarelik... Devamını oku...
Istrancalar'da Sonbahar Rapsodisi...

Çok değil bir önceki haftasonu kışı anımsatan soğuk ve rüzgarlı havaya rağmen, bu Pazar gününe şaşırtıcı biçimde güneşli ve... Devamını oku...
Monopetra' nın Eşkiyaları...

Bütün hikayeyi aslında o başlattı... Bundan iki buçuk üç yıl kadar önce Erkan YAVAŞ o fotoğrafları yayınlamasaydı, burası hala ancak... Devamını oku...
Trakya' nın Kutup Yıldızı, MAYADAĞ.

Rahmetli anneannemin evi, İslambeyli Köyü’ nün Yeniceköy tarafından çıkışta, soldaki son evlerden biridir. Eski YSE çeşmesinin... Devamını oku...
Doğa Şenliğinin Ardından...

İlki geçtiğimiz yıl yapılan Mahya Tepe Doğa Şenliği' nin ikincisi, 6-7 Haziran 2009 tarihinde yapıldı. Bahar aylarıyla birlikte Trakya' da... Devamını oku...
Keçecizade

Lezzet düşkünlerinin neyin izini süreceğini bilemezsiniz. Ama çocukluğunun izini sürenleri bekleyen lezzetler üç aşağı beş yukarı... Devamını oku...
Kırklareli BİRTAT Köftecisi

Köftenin bir Rumeli mutfağı ürünü olduğunu söylemek sanırız ki yerinde bir tesbit olur. Balkan mutfağında kendine has nüanslarıyla... Devamını oku...
Gelibolu' dan Bir Lezzet : Peynir Helvası...

Gelibolu’ya gelenlerin damakları şenlendirecek çok seçenek bulacağı şüphe götürmez bir gerçektir. “Denizden babam çıksa yerim!”... Devamını oku...
Sofram Restaurant ( İpsala )

Ben tamamen öyle düşünmesem de, bu ilçede yaşayan birinin tabiriyle “Ancak geçmek zorunda olanların ya da işi olanların uğradığı bir... Devamını oku...
Çamlıbel Restaurant

Tekirdağ' ı, bu ile bağlı Malkara ilçesini henüz yeni geçmişinizdir. "Edirne İl Sınırı" tabelası ile birlikte herşey bir anda... Devamını oku...
Manca ( Kırklareli )

Manca Rumeli göçmenlerinin mutfak uygulamalarında küçük nüans farklarıyla rasladığımız iştah açıcı bir salatadır. Daha çok genel... Devamını oku...
Mamzana ( Edirne )

Mamzana Edirne mutfağından çok sevilen iştah açıcı bir salata uygulamasıdır. Közlenmiş sebzelerin çiğ doğranmış sebzeler ve yoğurtla... Devamını oku...
Papaz Yahnisi ( Kırklareli )

Papaz yahnisi Kırklareli mutfağının en karakteristik yemeklerinden birisidir. Halk arasında "soğan yahnisi" denilse de, yöre mutfağında... Devamını oku...
Yalancı Kapama - Patates Kapaması ( Kırklareli )

Trakya mutfağında etli kapamalara Kırklareli mutfağında raslıyoruz. Burada ise et yerine patates kullanılması ve hazırlanışındaki... Devamını oku...
Ciğer Çorbası ( Kırklareli )

Ciğer çorbası Rumeli mutfağından yöreye taşınmış sakatatlarla hazırlanan çorbalardan biridir. Özellikle Bulgaristan'dan gelen eski... Devamını oku...
İğneada'yı Sevmek Demek...

Orhan UYANIK "Cennetim..."dediği İğneada'yı kendisine has derin bir hissedişle tutkuyla seven bir doğasever olduğu kadar, sadece İğneada... Devamını oku...
Hayata Tüm Sözlerini Söylemiş Bir Adam...

“Doğa her şeyin üstesinden gelebilir, birtek insanların ihtiraslarını karşılayamaz.” Hayatının yörüngesini bu sözün güçlü... Devamını oku...
...Vasiyet !

Osmanlı’ya payıtaht olmuş Edirne’nin en zor günleri yaşanıyordu kuşkusuz. 1912 yılının Ekim ayında başlayan Bulgar kuşatması... Devamını oku...
Selamın geçiyor besbelli / Yeşerdi telgraf direkleri...

Sesini Trakya’nın semalarında dolaştıran bir şair Muharrem Niyazi AKINCIOĞLU. Kırklareli’ den yetişen AKINCIOĞLU’ nu ne yazık ki çok... Devamını oku...
İlkeli Bir Asker, Vefalı Bir Dost ve "Ayrancı Paşa"...

Karanlığın en zifiri güneşin doğuşundan öncedir... İki Rumelili 16 Mayıs 1919 gecesi zifir bir karanlıkta, 41 yaşındaki yorgun... Devamını oku...