Edirne’den Kars’a ; Bir Peynir Hikayesi

Hani aradaki mesafelerin uzunluğunu, bi türlü kavuşamama halini dile getirirken deriz ya; “Edirne’den Kars’a” diye… Yazılarını kişisel blogunda ve Edirne yerel basınında zevkle okuduğumuz Orkun AKMAN, “Edirne’den Kars’a; Bir Peynir Hikayesi” yazısıyla ülkenin iki yakasını bir araya getiriyor. Edirne ve Kars’ın meşhur peynir kültürünü tarihsel arka planı ile kaleme aldığı yazısında bu iki uzak coğrafyanın benzerliklerinin altını çiziyor.

Orkun AKMAN‘ın daha önce kişisel bloğunda ve yerel basında yer verdiği “Edirne’den Kars’a; Bir Peynir Hikayesi” isimli yazısını Trakya Gezi Rehberi okuyucuları ile de paylaşıyor. Bu kıymetli paylaşımı için kendisine sonsuz teşekkürlerimizi iletiyor, sizleri bu keyif dolu yazı ile baş başa bırakıyoruz.

EDİRNE’den KARS’a ; Bir Peynir Hikayesi

Orkun AKMAN

Memleketin birçok yerinde dillere pelesenk olmuş bir söz grubu vardır; “Edirne’den Kars’a” diye… Türkiye’yi bir uçtan bir uca tanımlamak için oldukça ideal olan ve çoğunlukla siyasilerin kullandığı bu söz grubunun en somut örneğiyle sonunda rastlaşabildim. Sadece somut olmamakla birlikte benim için en ilgi çekeni ve en merak uyandıranı olarak tanımlayabileceğim bu rastlaşma, iki hudut kentinin yıllara önce birbirlerinin yardımına nasıl koştuğunu; biraz dramatik, biraz hüzünlü ve biraz da girişimci yönüyle çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Konuya giriş yapmadan önce, dillere pelesenk olan bu söz grubunda küçük bir yer değiştirme yapalım. Ne oldu? “Kars’tan Edirne’ye…” Her ne kadar “Edirne’den Kars’a…” kadar kulakta fonetik bir ses yaratmasa da bunun en somut örneğini, 2016 Haziran’ında gördük. İki yıl boyunca Türkiye’nin en doğusu Kars’ta görev yapan Vali Günay Özdemir, 3 – 3,5 ay sonra Edirne’de ikinci görev yılını doldurmuş olacak. Medeniyetlere olan merakı ve açılış konuşmalarında yaptığı uzun ama doyurucu konuşmalarla dikkat çeken Özdemir’in Edirne’ye gelir gelmez kurduğu ve ben dâhil birçok kişinin umut beslediği Edirne Kültür, Turizm ve Tanıtım Komisyonu için her ne kadar frene basılmış olsa da Vali Bey, iki hudut kentini iyi gözlemlemesi ile donanımlı bir yönetici olarak dikkat çekiyor.

Konumuza dönecek olursak… Mesafe olarak birbirine oldukça uzak olan bu iki kentin dayanışma öyküsü 1930’lara kadar dayanıyor.

Başlayalım…

SputnikNews yazarı Süheyla Demir, Malakanların Kars’a uzanan yolculuklarını;

“…Malakanların yolunun Kars ile kesişmesinin nedeni, aslında bir zorunlu sürgün hikâyesine dayanıyor. Çar II. Nikola döneminde ‘dinlerini değiştirmek ya da sürülmek’ arasında bir tercihte bulunmaya zorlanan çok sayıda Malakan, dini inançlarından taviz vermeyi reddetmeleri üzerine Rusya’nın çeşitli bölgelerine sürgün edildi. Sürgün yerlerinden biri de o dönem Rusların elinde bulunan Kars bölgesiydi…” cümleleriyle özetliyor. Süheyla Demir’in bahsettiği Çar II. Nikola, namı diğer Kanlı Nikola. Çarlık Rusya’sının son çarı…

Kars Malakanları

Rusça Süt içenler’ anlamına gelen Molokan kelimesinden isimlerini alan Malakanların bu ismi almasında özel bir nedenleri var. Profesyonel Turist Rehberi – Fotoğraf Sanatçısı Kemal Şendikici, Malakanları şu cümlelerle özetliyor:

“… Ortodoks Kilisesi’ne göre dindar Ruslar haftada sadece iki kez süt içmeliydi, fakat asi Malakan tarikatı, her gün süt içiyordu. Hristiyanlığın sembolü olan haçı kullanmıyorlardı. Dini törenlerinde papaz veya rahip istemiyor, kiliseye gitmiyor, bunun yerine temiz ve tek odalı evlerinde toplanıp kadınlı erkekli ibadet etmeyi tercih ediyorlardı. Savaş karşıtı olmaları nedeniyle, Rus ordusuna dâhil olmayarak, ellerindeki tüm kalan silahlarını toplu bir tören ile yakmışlardı. Tüm bu nedenlerden dolayı, kilisenin tüm şimşeklerini üzerine çekerek AFOROZ edildiler. Kars’ın ele geçirilmesini fırsat bilen Rus hükümeti, yaklaşık on beş bin Malakanı ana topraklarından sürerler. Günlerce süren yolculuk sonrası Kars’a varan Malakanlar, dere kenarlarında kendi köylerini kurarak, yeni vatanlarına ve yerli halka çok hızla uyum sağlayıp tarım yaparak geçimlerini sağlamaya başladılar…”

Çok sayıda araştırmacı ve akademisyen, ‘Süt içenler’in Kars’tan ayrılma nedenini evlenme sorununa bağlasa da olaya şu açıdan bakmakta fayda var. 1950’li yıllar Türkiye’de gayrimüslimler üzerindeki baskının arttığı bir dönem olarak dikkat çekiyor ve bu dönem, 6 – 7 Eylül Olayları’nın patlak verdiği sürece denk geliyor. İşte tüm bu toplumsal olaylara objektif bir şekilde bakıldığında toplumsal baskının da etkisiyle Malakanlar, 1960’ların başına kadar Kars’ı tamamen terk etmek zorunda kalıyor.

1920’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Ermenistan arasında imzalanan Gümrü Antlaşması sonucu Kars’ın Türkiye’ye geçmesiyle birlikte Malakanların önemli bir kesimi Rusya’ya geri dönmek zorunda kalıyor.

Malakanlar bugün şüphesiz Kars’a her alanda çok şey katmış bir topluluk. ‘Süt içenler’ olarak anılmaları boşuna değil. Bugün Kars’taki peynir üretimine o tarihlerde çok büyük katkılar sağladıkları ortada. Ve bugün başta Malakan peyniri, Kars gravyeri, Kars eski kaşarı olmak üzere çok sayıda peynirin Kars’la özdeşleşmesinde emekleri büyük.

Malakanlar

Malakanlar, savaş karşıtı bir topluluk. Ve dolayısıyla da askerliğe karşı bir tavırları var. İşte az önce yukarıda saydığım iç ve dış etkenlere bir de askerlik meselesi eklenince Malakanların Kars’la vedalaşma dönemi geliyor. Bölgede daha çok ziraatla uğraşan Malakanlar özellikle lahana, patates ve peynir üretiminde başarılı işlere imza atıyordu. İşte Malakanların Kars’ı terk etmeye başlamasıyla birlikte özellikle peynir üretimi Kars’ta adeta durma noktasına geliyor. Sonrasını ise, Edirne’de hem tanışma hem de kendisini dinleme fırsatı bulduğum Jolly Tur Yurtiçi Turizm Direktörü Kerem Gökçe şu cümleyle özetliyor:

“Malakanların Kars’ı terk etmesiyle birlikte şehirde açık bir şekilde hissedilen peynir üretimi boşluğu için Edirne’den özel peynir ustaları Kars’a getirildi.”

Kerem Gökçe, Kars doğumlu. Ve kendisi, benim çokça ilgimi çeken bu cümleyi, 19 Şubat’ta Edirne Belediyesi ve Hürriyet Gazetesi ortaklığında düzenlenen 6’ncı Ekonomi Zirvesi’nde söyledi. Duyar duymaz kenara bir not aldım ve zirve sonrası kendisiyle kısa bir tanışma merasimi yaptıktan sonra önceki akşam bir telefon görüşmesi yaptık. Yılda on binlerce kişinin tur planlamasını ve operasyonunu gerçekleştiren ve haliyle yurtiçi turizm piyasasına ve sektörüne oldukça hakim olan Gökçe’nin Edirne ile ilgili tespitleri deyim yerindeyse ‘cuk’ oturuyor. ‘Elbette olumlu yanlar da konuşulacak bu şehir için ancak olumsuz yanlar ne kadar konuşulursa o kadar yol alınır’ anlayışına sahip biri olarak Kerem Bey ile Edirne turizmindeki olumsuzlukları konuştuk. Telefon görüşmemizin büyük bir kısmını bunlar oluştursa da konu sonunda, beni epey heyecanlandıran noktaya geldi. Sevgili Gökçe heyecanımı anlamış olacak ki, anlatırken o da heyecanıma ortak olmadı desem yalan söylemiş olurum.

Malakanları, Kars’a gelişlerini ve Kars’tan ayrılmak zorunda kalışlarını güzel güzel anlatan Kerem Gökçe sonunda konuyu Edirneli peynir ustalarına getiriyor. Malakanlar’ın Kars’ı terk etmesi sonrası kentte boş kalan peynir üretiminin devamını sağlamak adına Edirne’den peynir ustalarının Kars’a getirildiğini ve burada bir süre kaldığını söyleyen Gökçe, Kars’ın bugün peynir ve peynir ürünlerinde Türkiye’nin en önde gelen şehirlerden biri olduğunu vurguluyor.

Kars Gravyeri

“Peki…” diyorum… “Kars’ta peynirciliğin yeniden doğuşu, Edirneli ustalarla alakalı diyebilir miyiz?” sorusuna, “Tam olarak öyle” yanıtını veren Kerem Gökçe, Kars ve Edirne’nin birçok ortak yanı olduğunu da ifade ediyor.

“Her iki ilin hudut kenti olması, yine her iki ilin peynircilik geçmişinin olması dışında neler var?” diyorum. Başlıyor sıralamaya…

– Her iki kentin ortasından nehir geçiyor,

– Her iki sınır kentinin de komşuları Ortodoks Hıristiyanları,

– Her iki kentin de Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 93 Harbi sonrası imzalanan Ayastefanos Anlaşması’yla ilgili bir geçmişi olması…

Aradaki mesafe 1660 kilometre olsa da Edirne ve Kars’ın hem tarihsel, hem coğrafi, hem gastronomik ve hem de kültürel açıdan çok benzerliği var. Türkiye’nin iki serhad kentinin benzerliklerine bir yenisini daha eklenebilir. Ki bu sefer bizim Kars’tan örnek almamız gereken bir konu var. Ne mi? Onu da bir sonraki yazıda gündeme getirelim…

Not : Fotoğraflar internet ortamından temsili kullanılmıştır.

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail