Gelibolu’nun Balıkçı Kadınları

Semtinin şıkır şıkır balık pazarında o iri kara gözlerini devire devire, en işveli ve sıcak edasını takınıp üstelik ona buna sataşarak balık satan Türkan Şoray’ı “Balıkçı kız Azize” rolüyle izledikten sonra balık satışlarının arttığından bir şehir efsanesini hortlatmak ister gibi bahseder dönemin magazin basını. Azize gibi balıkçı beresi takanlar, boynuna onun gibi atkı dolayanlar sokaklarda arz-ı endam etmeye başlar. Meşhur Unkapanı plakçılar çarşısına bereket iner; zira filmin müziklerini seslendiren Belkıs Özener’in sesinden o güzel şarkı bir anda tüm Türkiye’nin diline dolanıverir.

“Balıklarım tazedir alıp yeyip doysana

Bir kilodan ne olur

Oh oh bey amca ( Oh oh Azize )

Üç beş kilo alsana…”

Bir kadının erkeklerin hakimiyet alanı gibi görünen balık halinde çalışması izleyenlere ilginç de gelmiştir hani. Oysa ekmeğinin peşinde suya ağlarını serip “Ya kısmet” diye toplayan çok kadın hikayesi vardır Türkiye’nin bir çok köşesinde. Onlardan birinin hikayesine Gelibolu’da raslarsınız. Aygül KEMERLİ…

Onun bir aile yadigarının ve aynı zamanda Gelibolu’ nun kültür mirasının tutkulu bir bekçisi olduğunu söylemek yerinde olur.

Dilerseniz Gelibolu’nun denizle özdeş tarihi sürecine önce bir göz atalım, ardından konuyu Kemerli ailesinin bu kültürel süreçteki rolüne getirelim.

Gelibolu Çanakkale boğazındaki konumu ile denizcilik tarihimizde daima önemli olagelmiştir. Antik çağlarda Egeli denizci kolonizatörler yöreyi sıklıkla ziyaret etmişler, mesken edinmişlerdir. Osmanlı’ya gelene kadar bu durum devam eder. Osmanlı döneminde ise denizcilik ile ilgili bu önemine ithafen Gelibolu adeta taçlandırılır. Değişik dönemlerde boğaz muhafızlıkları verilir. Piri Reis gibi Türk denizcilik tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisinin Gelibolu’lu olduğunu söylemek aslında bu önemi dile getirmeye yeterli bile olabilir.

Ama hikaye bu kadar değildir. XVII. yy.da Gelibolu’da üretilen yelken bezleri Avrupa’da nam salmıştır mesela. XIX. yy ortalarından itibaren Gelibolu’ya atfen çizilen tüm gravürlerde deniz başrolde yer almaktadır. Bu dönemlerden itbaren Gelibolu Rum, Ermeni ve Yahudi’lerin elinde ticari olarak gelişen balıkçılık ile adından söz ettirmeye başlar. Yıldırım Bayezid döneminde İspanya’dan kaçan Sefaradlar ( Yahudi sığınmacılar ) Osmanlı topraklarına gelmişler, bir kısmı da Gelibolu’da yerleştirilmiştir. İspanya’nın Akdeniz sularında edindikleri balıkçılık ile ilgili tecrübelerini yeni sığındıkları topraklara da beraberinde taşıdılar. Lakerdayı, tuzlu balık yapmayı biliyorlardı. Rumlar ve Ermeniler de balıkçılığı iyi bilmekteydiler. Onlar da tuzlu balık, lakerda gibi balık işleme tekniklerini sıklıkla kullanıyorlardı.

Fransa’da 1800’lerin başında konserve halinde balığın kutulanması bir yüzyıl sonra Gelibolu’da denenmeye başlar. Mübadeler ile Gelibolu’dan ayrılan yabancılardan boşalan bu yeri Türk balıkçıların doldurması uzun sürmez. Zira uzun yıllar bir arada yaşamanın bir sonucu olarak balıkçılığı en az onlar kadar iyi yapmaktadırlar.

Sıra bu işi ticari yönüyle yapmaya gelmiştir. Bunun için genç cumhuriyetin girişimcilere ihtiyacı vardır. Ve o kişi de Gelibolu’dan çıkacaktır. İşte burada Kemerli ailesi ile ilk defa tanışıyoruz. Alaaddin Kemerli Türkiye’deki ilk balık konservesi fabrikasını 1928 yılında Gelibolu’da açar. Onunla birlikte Türkiye konserve balık ile tanışacak, sardalyası ile meşhur Gelibolu ismini ürünlerinin etiketlerinde derinden derine hafızalara ve damaklara işleyecektir.

Dede Alaaddin Kemerli ile açılan bu yolda Aygül Kemerli’nin babası Selahattin Kemerli ile karşılaşmamız 1950 yılına raslar. Aile 1950 yılında soy isimlerine ilham olan Biga’nın Kemer köyünden Gelibolu’ya gelir. Ailesinin diğer fertleri balık işne gireli epey olmuştur. Kendi adına işletmesini açan Selahattin Kemerli’ de Gelibolu’nun denizle macerasında rol almaya başlamıştır.

1970’li yıllara gelindiğinde balık konserveciliği Gelibolu’da en parlak dönemlerini yaşamaktadır. Kemerli’lerin açtığı kapıdan yeni yol arkadaşları katılır onlara. Yelkenciler, Cumhuriyet, Yakşi, Engin Su Ürünleri, Erden gibi işletmeler bir bir bu işe girerler. Öyledir ki, Türkiye’nin neredeyse tüm tuzlu sardalye ve konserve balık ihtiyacı Gelibolu’dan karşılanmaktadır. “Kızlı Sardalya” münhasır bir marka gibi Gelibolu’ya atfen tüm işletmelerce kullanılmaktadır. Fabrikalarda 15-16 yaşlarında gencecik kızların alınteriyle gecesini gündüzüne katarak çalışmasını taçlandıran bu marka bugün dahi Gelibolu’yu zihinlerde çağrıştırmaktadır.

1973 yılında elindeki ürünleri satmak üzere yola çıkan Selahattin Kemerli’nin trafik kazasında hayatını kaybetmesi ile Kemerli ailesinin kadınları sahneye çıkar. Selahattin Kemerli’nin eşi Halime Kemerli çizmelerini ayağına geçirerek işletmenin balık kokan koridorlarında, erkeklerin egemen olduğu bir iş kolunun başında kendini kabul ettirme mücadelesine başlar. Üstelik ilkokul mezunudur. Buna rağmen eşinden yadigar işletmesini kapatmayı asla düşünmez. Zira birçok kişiye ekmek kapısı olan bu işletme baş başa kaldığı kızlarını yetiştirirken mücadelesinin de bir gereğidir.

Babası vefat ettiğinde henüz 8 yaşında olan Aygül Kemerli o andan itibaren okul çıkışlarında soluğu annesinin yanında almaya başlar. İşin tüm aşamalarını bilmekte, işçilerle birlikte vaktinin önemli bir bölümünü balık işinde geçirmektedir. Bu arada üniversite öğrenimini de tamamlar. Annesinin vefatının ardından 1995 yılında işletmenin başına geçer. Aile uzun süre hastalıklarla, üzücü vefat haberleriyle sarsılır. Ama onu hayata tutunduracak olan da yine işi olacaktır. Babasının yadigarı bu işe sıkı sıkıya sarılır. Erkek egemen bir sahada kendini kabul ettirmesi de uzun sürmez. Zira önünde annesi gibi çok güzel bir örnek vardır. Gelibolu’nun bu kültür varlığını tanıtmak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek için inatla işletmesini çalıştırmaya devam eder Aygül Kemerli.

1970’lerdeki o altın çağ bitmiştir. Gelibolu’ da balık konserveciliği yapan işletmeler bir bir kapanmaya başlar. Kimisi zamana ayak uyduramaz, kimisi ise artık yerleşim yerlerinde sıkışıp kalan işletmelerini yenileyemez. Üstelik yanlış av politikaları sonucu balık artık eskisi kadar bol da değildir.

Aygül Kemerli’nin başında olduğu Selahattin Balık Konserve, Alaaddin ve Yakşi markasıyla birlikte Gelibolu’da işine devam etmeye çalışan 3 işletmeden birisi bugün. İşletmeleri yerleşim yerlerinin ortasında kaldığı için yerel yönetimlerce kendilerine bu işi sürdürebilecekleri bir yer gösterilmesini istiyorlar. Gelibolu’ ya vizyon kazandıran, bilinirliğine neredeyse bir asırdır katkı sağlamış balık konserveciliği için gerekli katkıların yapılmasını, yapmaya çalıştıklarının en azından teşekkürle övgü görmesini istiyorlar. Aksi halde kapanan diğer işletmeler gibi son kalan 3 işletmenin de yakın bir gelecekte kapılarına kilit vurmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyor Aygül Kemerli. Gelibolu’lu bir iş kadını olarak sorunları yerel yönetimlere ve odalar birliğinin her platformunda dile getirmesine rağmen henüz geleceği puslu gördüğü gerçeğini dile getiriyor. En büyük hayali şehir dışında bir butik işletme açabilmek. Bunun için varını yoğunu ortaya koyabileceğini söylerken, Selahattin Konserve’ nin devam edebilmesi için Kemerli ailesi kadınlarından üçüncsünün de işe ısındığını söylüyor.

Hikaye şöyle : Anneannesi ve annesini balık işinde görerek büyüyen Melis Zeynep Çakır, annesi Aygül Kemerli’ den sonra işi devralabilmek için üniversitede tıp fakültesini kazanmışken buraya gitmeyip, işletmeciliği öğrenebileceği bir başka bölümü tercih eder. Bu yıl ( 2009-2010 ) okulda son senesi.

Anlaşılan o ki Kemerli ailesinin kadınları için bu iş bulaşıcı. Zira onlar bu işi aile yadigarı olarak gördüğü kadar, Gelibolu’ nun vizyonunda olmazsa olmazı olarak algıladıklarını her fırsatta dile getiriyorlar. Sadece bu vizyonu koruyup daha da geliştirebilmek için ilgi alaka bekliyorlar.

Ürün gamında başta sardalyası olmak üzere, tuzlu balığı, ançüezi, çirozu, lakerdayı bulabileceğiniz Gelibolu balık kültürü neredeyse can çekişiyor. Senede bir defa festival düzenlemek ise işin ancak makyajı olarak kala kalıyor. Bir dönemler yüzlerce gencecik kızın çalıştığı balık işletmelerinde artık o şen kahkahalar uçuşmuyor. “Kızlı Balık” markasına ilham olan o resimdeki kız kimbilir belki de unutulmuştur artık.

Ama Aygül Kemerli başta olmak üzere, Kemerli ailesinin kadınları bu işin sürdürülebilmesi için Gelibolu’ya ilham üflemeye çaba sarfediyor.

Bu çabaların gerekli karşılığı bulması dileğiyle…

Yazı : Dinçer ALABAŞOĞLU        ( 2009 Gelibolu Gezi Notları )

 

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail