Kadrajda 40 Yıl; Özcan Çeltikli

Daha kargalar otunu yemeden, çöpçüler henüz yola koyulmadan, Çifte Hamam’ın köşesindeki simitçi bile sabah simitlerini henüz fırından tezgahına almamışken “Anı kaçırmamak lazım” diyerek Lüleburgaz’ın sokaklarına dalıveren, boynuna astığı fotoğraf makinesini kırk yılı aşkın süredir çıkarmayan bir fotoğraf aşığı o; Özcan Çeltikli. Senelerdir fotoğraflarını çektiği, “Lahana bebek gibi kıvır kıvır saçları olan fotoğrafçı” diyen ilköğretim öğrencilerinin Özcan abisi; bizim mahallenin delisi, Roman mahallesinin gediklisi; fotoğraf peşinde olanın sevdalısı, kadrajına küsenin kavgalısı; Zülbiye’sinin hayat arkadaşı, Duygu’sunun biricik babası… Kendi deyimiyle; “fotoğraf sanatçısı” değil, “sokak fotoğrafçısı”

Bu yazımızda Trakya’nın tanıtımı adına sayfalarımıza tereddütsüz destek veren Özcan ÇELTİKLİ’yi,  iyisi kötüsü, sevabı günahı, yaptıkları yapamadıkları, kırgınlıkları ve pişmanlıklarıyla sayfalarımıza taşıyor, her biri altına yazı yazmaya bile gerek bırakmaksızın kendi lisanından konuşan ışıltılı fotoğrafları ile sayfalarımıza kattığı değer için Trakya Gezi Rehberi olarak teşekkürlerimizi sunuyoruz.

ÖZCAN ÇELTİKLİ

Özcan Çeltikli, 18 Ocak 1959 yılında Lüleburgaz’da doğar. Ailesinin Almanya’da yaşıyor olması sebebiyle çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını belirli aralıklarla iki ülke arasında geçirmek durumunda kalır. Bu “bir orada bir burada olma” halinden dolayı okul hayatını da arzu ettiği gibi sürdüremez. Onun bu durumdan yara almasını hafifletmek için olsa gerek, ortaokul yıllarında ailesinin ona hediye ettiği kompakt fotoğraf makinesi en iyi dostu olacak, bugüne kadar gelen fotoğrafçılık serüveninin de kapısını aralayacaktır.

Daha lise yıllarında, elinde fotoğraf makinesiyle dolaşıp duran, üstelik Lüleburgaz gibi o dönemlerde pek de büyük sayılamayacak, herkesin birbirini tanıdığı bir yerleşim yerinde, hele bir de “Alamancı” bir ailenin çocuğu olmanın verdiği, nereye çeksen oraya evrilebilecek ego yüklü bir etiketle, oldukça dikkat çekici ve havalı bir profil çizmektedir.

Özcan ÇELTİKLİ

Oysa, bu sadece dışarıdan görünendir. O ise, aksine,  iki ülke kültürünün arasında sıkışmış çekingen yanını törpülemek, daha sosyal olabilmek için eline fotoğraf makinesini alır ve okulun, kasabanın futbol kulüplerinin maçlarını izlemeye, fotoğraflarını çekmeye başlar. Lüleburgaz yerel basınında günümüze değin yol arkadaşlığı yapacağı Halit Kaplan ile tanışıklığı da o yıllara dayanır. El yordamıyla hazırladıkları, bazense fotokopi yoluyla çoğalttıkları bülten, daha sonra Lüleburgaz yerel basınında hazırlanacak olan spor eklerinin, sayfalarının ilk örnekleri, ilhamı olacaktır.

Askerlik sonrası yolunu çizmek, hayatını ayakları üzerinde durarak kazanmak için ailesinin desteğiyle bir fotoğraf stüdyosu açar. Portre Fotoğrafçılık Stüdyosu… Stüdyo 1985-91 yılları arasında açık kalır. Spor fotoğrafları çekerken edindiği hareket fotoğrafçılığının devingen işleyişinden sonra stüdyo fotoğrafçılığının durağan yapısı onu pek de mutlu etmez. Evet, parasını kazanmaktadır, kapısında kilidi olan kendine ait bir işi vardır ama onun aklı hep dışarıdadır. Şehrin sokaklarında hayat akarken ve bu ana tanık olmanın türlü bahanesi varken, bir stüdyo dekoru önünde kurgusal komutlarla fotoğraf çektirmeye gelenlerin gerçek anlarını zamana bırakamayacağı fikrine yaslanır ve ani bir kararla stüdyo fotoğrafçılığını bırakır.

Özcan Çeltikli, bir konserde görev başında.

“Her evde bezim, her kapıda yüzüm var” der ya eskiler; sokak fotoğrafçılığına geri dönüşüyle tam da böyle biri olup çıkar Özcan ÇELTİKLİ. Girip çıkmadığı yer, sohbet etmediği, selam vermediği kimse yoktur. Çocukla çocuk, yaşlıyla yaşlı, deliyle delidir. Lüleburgaz’ın “girilmez” denen Roman mahallesinin sokakları bile, sanırsınız bir tek onun için ardına kadar açılacaktır. O gençlik yıllarındaki çekingen, mesafeli, dışarıdan görüldüğü haliyle “Alamancı, havalı Özcan” gitmiş, yerine “kasabalı” bambaşka bir Özcan gelmiştir.

Stüdyo fotoğrafçılığını bırakıp sokağa adım atması, aslında çocukluk ve ilk gençlik yıllarından itibaren onu sarmalayan kozasını çatlatmasının, hayatına dahil ettiği çok daha saf, duru bir kalabalıkla yalnızlığını bölüşerek az da olsa unutmasının önünü açar.

Ele avuca sığmayan, fotoğraf sevdasına evin yolunu unutmuş, aklı bir karış havada bu uçarı adamı sokaklardan alıp, nohut oda bakla sofa bir evin içine sokmayı başaran ise, çeyrek asırlık hayat arkadaşı, biricik Zülbiye‘si olacaktır. Okul yıllarından beri olan tanışıklıklarını daha sonra basın hayatında birlikteliğe de taşıyacak olan Halit KAPLAN bu durum için şöyle der : “Zülbiye karşısına çıkmasaydı Özcan asla evlenmezdi.”

Zülbiye & Özcan ÇELTİKLİ

Çıtı pıtı, cebine koy gezdir kabilinden bu genç hanım, 1993 yılında evlendikleri tarihten itibaren Özcan Çeltikli’nin sadece eşi değil, onun o ele avuca sığmaz kocaman hayallerinin de en büyük destekçisi olacaktır. Bir yıl sonra kızları Duygu katılır hayatlarına. Bu güzel olayla hayatının sayacını sıfırlayan Özcan Çeltikli, Duygu’nun büyümesine tanıklık ettiği her an kendi içindeki çocuğu da ona akran gibi yeni baştan büyütmeye başlar. Hayata başka pencerelerden, başka sorumluluklar, başka hassasiyetlerle bakmayı tecrübe ederken, bu durum onun fotoğrafçılık serüvenindeki olgunlaşmayı da beraberinde getirecektir.

Özcan ÇELTİKLİ kızı Duygu ile birlikte…

Çoğunlukla yerel basına, zaman zaman da ulusal basına geçtiği fotoğraf ve haberleri yayımlanır. Hayatını bu yolla kazanırken, fotoğraf sanatının Lüleburgaz özelinde Trakya’da yaygınlaşmasında katkı sunacağı fikri aklının bir köşesinde hep filizlenmektedir. Bu amaçla  Lüleburgaz Amatör Fotoğrafçılar Derneği’ni ( LAFOD ) kurar. Yeni fotoğraf sevdalılarının bu hobilerini sağlam temellere oturtmaları için canla başla didinir. İlerleyen zamanlarda Trakya’da yeni fotoğraf dernekleri açılacak, sadece Lüleburgaz’da bu sayı üçe çıkacaktır.

Hani öncesi de vardır, bilen zaten bilmektedir ama, sosyal medyanın hayatımıza daha yaygın girmesiyle birlikte Özcan Çeltikli’nin tanınırlığı artar, fotoğrafları daha geniş kitlelere ulaşır hale gelir. Fotoğrafların paylaşılıp kritik edildiği sosyal paylaşım sayfalarında yayımladığı fotoğraflar izleyenlerde büyük beğeni uyandırmakta, o ise bu yolla başka başka şehirlerden yeni dostlar edinmektedir. Türkiye’nin isim yapmış fotoğraf sanatçılarını Lüleburgaz’da düzenlediği fotoğraf sergileri ve sunumlarında ağırlamaya başlayacaktır.

Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin ve Trakya’nın pek çok köşesinden fotoğraf tutkunlarını buluşturmayı amaçladığı fotoğraf gezilerinin temelleri de böylelikle atılır. Çeltikli’nin “Balkan buluşmaları” adını verdiği, belli zaman dilimlerinde tekrarladığı fotoğraf gezilerine çok sayıda kişi katılmaktadır. Bu yolla fotoğraf severler bir araya gelmekte, fikir ve tecrübe alışverişinde bulunmaktadırlar. Öte yandan, özellikle Kırklareli’ne dair, farklı ellerden çıkmış oldukça zengin bir tanıtım arşivi oluşmaktadır. Sosyal medya vasıtasıyla hızla paylaşılan fotoğraflar bölgeye olan ilgiyi daha da öteye taşımaktadır.

Pavli Panayırı’nın tanınmasında Özcan ÇELTİKLİ’nin fotoğraflarıyla yarattığı farkındalığın payı çok büyüktür.

Onun fotoğraflarıyla bölgeye dair yarattığı bir diğer farkındalık ise, Trakya’nın ayakta kalmayı başarabilmiş en son ve bir asırı geçkin yaşa sahip sonbahar panayırı olan ( 2017 yılında 108. yaşını kutladı ) Pavli Panayırı‘nın geniş çevrelere tanıtılmasına dair çalışmalardır. Kırklareli’nin iki binlerin az üzerinde bir nüfusa sahip ilçesi Pehlivanköy’de, 1910 yılından bu yana her yıl Eylül ayının üçüncü haftasında dört gün süreyle kutlanan bu sonbahar panayırını uzun yıllardır izleyip kadrajına hapseden Çeltikli’nin fotoğrafları öyle bir etki yapar ki, 2010’lu yıllara gelindiğinde, onlarca kültür turu düzenleyen seyahat firması ile yüzlerce fotoğraf tutkunu Pavli Panayırı’nın bir parçası olmak için bu küçük ilçeye akmaya başlamıştır. Çeltikli’nin “Balkan buluşmaları”na bu defa da “Pavli buluşmaları” eklenmiştir. Bu durum, kısa sürede yörenin tanıtımı açısından parayla satın alınmayacak bir güce erişecektir.

Çeltikli’nin uzun seneler boyunca Pavli Panayırı’ndan kadraja aldığı kareler, onu “Pavli” adını verdiği kişisel fotoğraf sergisini hazırlamaya itecek; sergi sadece kendi yöresinde izlenmekle kalmayıp, başta Ankara olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinden davetler alacaktır. Pavli Panayırı bugün fotoğraf paylaşım sitelerinde fotoğraf tutkunlarının en fazla paylaştığı fotoğraflar arasında en üst sıralarda yer almaktadır. Bu bir asırlık sonbahar panayırının davetiye kabilinden afişlerini ise, hemen hemen her yıl Çeltikli’nin çalışmaları süsleyecektir.

Çeltikli’nin fotoğraf sunum ve sergilerine dair afişlerden bazıları…

“Yüz Fotoğrafla Türkiye’nin Yüzleri” isimli fotoğraf sergisi, onun Türkiye’nin her tarafından fotoğraf tutkunlarının çalışmalarını bir araya getirmeyi başardığı karma sergiler arasında en unutulmazı olarak görülebilir. Sosyal medya üzerinden iletişime geçtiği dostlarından sadece bir rica ile almayı başardığı fotoğraflar, Türkiye’nin dört bir köşesinde yaşayan insanlarımıza dair portre fotoğraflarla ülkenin “yüz haritası”nı ortaya koymaktadır. Orta ölçekli bir Trakya kasabası olan Lüleburgaz’ın en büyük meydanında sergilenen fotoğraflar, daha sonra Türkiye’nin pek çok şehrini dolaşarak fotoğraf severlere kendi lisanından gülümseyecektir.

Trakya’nın kültür köklerine dair fotoğrafları ile zembereği boşalmış zamanın belleğine arşivlik çalışmalar bırakır Özcan Çeltikli. Bir kültür taşıyıcısı olarak karşımıza çıkar. “Hıdırellez”, “Kakava”, “Kırkpınar”, “Trakya’nın Müzisyenleri” konseptli çalışmalarını uzun yıllar süren çekimler sonrası fotoğraf severler ile buluşturur. “Bir zamanlar…” temalı fotoğraflarında ise Trakya şehirlerinine ait kendi arşivindeki eski fotoğrafları bir sergi halinde izleyenlerin beğenisine sunar. “Bir Zamanlar Lüleburgaz” isimli fotoğraf sergisi yaşadığı kente zamanın ötesinden bir selam duruşu gibidir.

Başucu kitaplığındaki sergi davetiyelerinden biri…

Özcan Çeltikli, özellikle yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla düzenlediği kişisel fotoğraf sergileri ve sunumlarda kültür sanat etkinliklerini, sosyal etkinlik projelerini ve bu etkinlikler içerisinde insan öğesini çarpıcı bir dille ele alır. Çalışmalarının çoğu en az 7-8 yıllık süreye yayılan çekimlerden elde ettiği fotoğraflardan oluşmaktadır. 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarını ele aldığı “Çocuk Şenliği”, Trakya Oda Orkestrası’nın başta Lüleburgaz olmak üzere çeşitli Trakya şehirlerindeki konserlerinden çekimlerin yer aldığı “Trakya Oda Orkestrası”, engelli çocukların dünyalarına dokunmak ve farkındalık oluşturmak üzere hazırladığı “Yeryüzü Melekleri”, kadınların sosyal hayattaki rolerinin çarpıcı bir dille işlendiği “Çalışan Kadın”, Lüleburgaz’da düzenlenen “Resim ve heykel Sempozyumu”, Lüleburgaz’ın en önemli tarihi yapılarından Sokolu Külliyesi ve Çifte Hamam’ın geçirdiği onarım sürecini gün gün, ay ay, yıl yıl kadraja aldığı “Sokollu Külliyesi” çalışması ile okula başladıkları ilk günden itibaren ilkokul öğrencilerinin ve öğretmenlerinin eğitim serüveninin konu edildiği “1’den 4’e” ile “Güzide Öğretmen ve Öğrencileri” gibi daha pek çok konsept çalışmayla fotoğraf severlerin karşısına çıkar.

Özcan ÇELTİKLİ

Müzisyenlerle bambaşka bir bağı vardır. Bu sebepler konserlerin, müzik etkinliklerinin olduğu her yerde onu görmek mümkündür. Lüleburgaz’da bu gibi sanatsal faaliyetlerin sergilendiği Aşkiye Neşet Çal Sahnesi adeta Özcan Çeltikli’nin ikinci adresi gibidir. “Trakya Oda Orkestrası”, “Edirne Belediye Bandosu”, “TrockyaBlues”, “Trakya’nın Müzisyenleri” konulu çekimleriyle o sanatçılara destek vermekten ve onların sahnedeki en özel anlarını fotoğraf sanatının diliyle aktarmaktan geri durmaz. Müziğin, notaların fotoğraftan fışıkıracakmışçasına sunulduğu bu çalışmalar oldukça eğlencelidir.

“Çömlek”, “Gençlik Parkında Mevsimler” serisi, “Detaylar”, “Burgaz’ın Çorbacıları” gibi sergi ve sunumları ise kendi keyfine yapılmış çalışmalarından bazıları olarak öne çıkmaktadır.

Özcan Çeltikli sadece düzenlediği kişisel sergi veya sunumlarla değil, ortak katılımlı fotoğraf sergileriyle ve dostlarının çalışmalarına verdiği desteklerle de başta Lüleburgazlılar olmak üzere fotoğraf severleri sürekli memnun etmeyi başarmıştır. Bu sergi ve sunumlardan bazıları şunlardır : Ülkemin Kapıları ve Pencereleri, Siyah ve Beyaz Fotoğraf Sergileri, Kediler, Hayvan Dostlarımız, Balkan Esintileri

Özcan ÇELTİKLİ, bisikletiyle çıktığı yolculuklarda fotoğraf makinesni boynundan hiç çıkarmadı.

Bir diğer tutkusu da bisiklettir. Lüleburgaz’da ve Trakya’nın diğer yerleşimlerindeki bisiklet gruplarıyla çeşitli etkinliklere katılır. Hafta sonları onlarca kilometrelik uzun turlar sırasında fotoğraf makinesi yine boynundadır.

Lüleburgaz Sokollu Mehmet Paşa İlçe Halk Kütüphanesi yetkilileri ise onun için şu ifadeleri kullanmayı tercih eder : “Özcan Çeltikli, kütüphanemizin sadık bir müdavimi, müzmin bir kitapsever ve bir entellektüeldir..!”

2010 yılı sonrası, Trakya’daki diğer şehirlerde yeni yeni fotoğraf dernekleri açılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirirken, hem Trakya’daki fotoğraf sanatıyla ilgili tespitlerini dile getiriyor hem de özeleştiri veriyordu.

“LAFOD’un kuruluşunun ilk yıllarında gerçekten çok önemli işler yaptık. Lüleburgaz gibi orta ölçekli bir kasabada çok önemli fotoğraf ustalarını ağırladık. Geri dönüp baktığımda, düzenlediğimiz fotoğraf gezileriyle bölgenin tanıtılmasına iyi katkı verdiğimizi düşünüyoum. Çok güzel zamanlardı. Başta İstanbul olmak üzere, farklı şehirlerden fotoğrafçı dostlarımız bir sonraki fotoğraf gezisinin ne zaman olacağını dört gözle beklerdi. Hele hele Balkan buluşmaları adını verdiğimiz fotoğraf gezileri beni de çok tatmin eden gezilerdi. Keza, Pavli Panayırı da öyledir… Her yıl Eylül ayında, Pehlivanköy gibi küçücük bir kasabaya yüzlerce fotoğrafçının geldiğini, sonra o fotoğrafları sosyal medyada, yerel ve ulusal basında, önemli fotoğraf ve seyahat dergilerinin sayfalarında görmek mutluluk vericiydi.

Herkesin fotoğrafa farklı bir yaklaşımı, vizyonu olmasını elbette anlarım. Her dernek kendi çizgisini sürdürmek isteyecek, yeni bir vizyon peşinden koşacaktır. Sonra yeni yeni fotoğraf dernekleri açılır oldu. Kırklareli’de Tekirdağ’da yeni dernekler yola çıktılar. Sadece Lüleburgaz’da LAFOD harici iki fotoğraf derneği daha kuruldu örneğin. Bazı üyeleri LAFOD bünyesinden ayrılan arkadaşlarımızdı. Kimseye bunun için küsmedim. Çünkü kendimi de tanıyordum. Yüksek egom, bir parça da mükemmeliyetçi tarafım etrafımdakileri çoğu  zaman zorluyordu. Aksi, huysuz diye anılıyordum ama tek istediğim yaptığımız işler neticesinde ortaya güzel sonuçlar çıkartabilmekti. Ben yine de yeni fotoğraf severlerin yetişmesi için çeşitli yapılar vesilesiyle fotoğraf eğitimleri vermeye devam ettim. Yerel yönetimlerle, sivil toplum kuruşuşlarıyla, kültür sanat topluluklarıyla ilişkilerim iyi olduğu için, onların etkinliklerini takip ediyor ve buradan çıkan fotoğrafları sergiye dönüştürmekte sorun yaşamıyordum.

Bu durum bile en fazla eleştirildiğim konu olmuştur. “Nasıl bu kadar çok fotoğraf sergisi açılır ?” deniliyordu. Lüleburgaz Belediyesi özelinde söylüyorum, “Belediye sadece Özcan Çeltikli’ye mi çalışır ?” diyen fotoğrafçı arkadaşlarım çok olmuştur. Oysa, o yerel yönetimlerin kapısı herkese açıktı. Sizin de ortaya çıkardığınız bir proje olduğunda pekala belediyeden destek alabiliyorsunuz. Ama iş, üretmekte. Elinizde o malzeme yoksa, bir şey üretmemişseniz tek yapabileceğiniz üreteni eleştirmek olabilir. Bir de beni bu konuda eleştirenlerin gözden kaçırdığı bir konu var. Ben sabah kalkıp, “Ben hobi için fotoğraf çekeceğim” diye yola çıkıp, afilli bir fotoğraf makinesine, ekipmanına bilmem ne kadar para yatırıp, sonra “Ay, yapamıyorum, olmuyor” diyen biri değildim. Fotoğrafı hobi olarak görmedim. Bu benim evimin ekmeğini de kazandığım bir alandı. İşte bunu gözden kaçırıyorlardı. Ben sergiler açarken aynı zamanda basın organları için bir yandan da haber ve içerik üretiyordum. Bana bir dönemler “Düğün fotoğrafı bile çeken bir adam. Böyle fotoğraf sanatçısı mı olur ?” diyenleri biliyorum. Öncelikle kendi adıma kendimi “sanatçı” olarak hiç görmediğimi belirtmeliyim. Bu olsa olsa başkalarının beni tanımlamalarıdır. Bu sözü söyleyenlerin bir kısmı şimdi “düğün fotoğrafçılığı” yaparak ciddi paralar kazanıyorlar.

Nitekim, LAFOD dönemindeki o muhteşem kalabalıkları daha sonra hiç yakalayamadık. Evet, aksiliğim, Nemrut tarafım, inatçı, dominant yönüm yok diyemem. Var, hem de bazen bezidirircesine var. Bunun çok farkındayım. Ama kendi adıma izahım; fotoğrafçılık adına herşeyin mükemmel gitmesi, birlikte yaptığımız işlerden güzel sonuçlar alabilmemizdi. Yine de şarkıda dediği gibi, “Üzgünüm bitenler için / Üzgünüm gidenler için / Sadece çok üzgünüm / Dargın değilim.”

Özcan Çeltikli…O, kırk yılı aşkın bir süredir elinden bırakmadığı fotoğraf makinesiyle, hayatı anlamlı kılan her anı bir fotoğraf karesinde ölümsüzleştiren, zamana belge niteliğinde çalışmalar bırakan bir fotoğraf emekçisi. Yaşadığı şehrin ve çevrenin bir manada hafızası. Üçüncü gözü…

Doğada vakit geçirmek Çeltikli’nin en sevdiği şeylerin başında geliyor.

Son iki yıldır zorlu sağlık sorunlarına rağmen, kasvetli hastane odasında kendisini ziyarete gelenlerle hala fotoğraf sohbetleri yapıyor. Kim neler üretiyor ? Nerede ne sergi açılıyor, merak ediyor. Zaman zaman fotoğraf makinesini kaldırmaya takati olmasa bile, gücü yettğinde pencere önünde güneşe gülümseyen menekşesine çeviriyor kadrajını. Başının ucundan bir an bile ayrılmayan en büyük destekçisi Zülbiye’ye, farkında olmadan üzerine bir gömlek gibi giydiği, hani fotoğrafçı arkadaşlarının da şikayet ettiği o emrivaki ses tonuyla sesleniyor: “Menekşeye su vermeyi unutma !”

ÇELTİKLİ ailesi bir sergi açılışında…

Yazı : Dinçer ALABAŞOĞLU

Fotoğraflar : Özcan ÇELTİKLİ Sosyal Medya Hesabı

 

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail