Karagöz; Söz Mülkünün Mimarı

Milli reflekslerimiz ülkemize ait bir değerimizi yabancların sahiplenmeye çalışmasıyla ortaya çıkar en çok. O zaman o değer addedilen şeyde bir vizyon olduğuna dair bakış açımız perçinleniverir. “Türk Gölge Oyunu” geleneğinin esin kaynağı, aynı zamanda geleneğe adını vermiş Karagöz de o değerlerin arasında en üst sıralarda yer alır.

Oysa Karagöz hakkında sahip olduğumuz bilgilerimiz bölük pörçüktür. Hacıvat ile buluştuğu, hayatının sonlandığı yer olması sebebiyle ön kabullerimiz onun Bursalı olabileceğini söyler bize. Oysa Karagöz’ün Kırklareli’nin kendi dönemindeki zengin kültür ortamından yetiştiğini bile çok az Kırklarelili bilir.

Kırklareli’ne gelenleri şehir terminalinin hemen karşısındaki bir parkın orta yerinde bulunan ve geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz Türk heykel sanatının en önemli isimlerinden Prof. Tankut ÖKTEM’in şehre armağan ettiği Karagöz heykeli karşılar.

3 metre kaide üzerine oturtulmuş 3 metre boyundaki heykel bronz malzemeden yapılmıştır. Ağırlığı 1,5 tonu bulan heykelin kaidesinde yer alan ve Karagöz’den bahseden yazı ise Kırklareli’nin yetiştirdiği en önemli araştırmacı yazarlarından Nazif KARAÇAM’ın kaleminden aktarılmıştır.

Karagöz heykelinin buraya konulmasına kadar geçen süreçte ve Karagöz’ün Kırklareli’nin kültür sanat hanesine kazandırılmasında yine Nazif KARAÇAM’ın adına ve girişimlerine tanık oluruz.

Uzun yıllar Karagöz üzerine araştırmalar yapan KARAÇAM, onun bu şehirden olduğunu ortadan kaldıracak delillere raslamaz. Bunun üzerine Karagöz’ün adının şehirde yaşatılması için girişimlerde bulunur. Takvimler 1982’yi göstermektedir. Müsbet yönde bir Belediye meclis kararı ile çevre yoluna Karagöz’ün isminin verilmesi kararlaştırılsa da karar uygulanamaz. Ta ki 1990 yılında, dönemin belediye başkanı Kadir GÖKÇE’nin konuyu önemseyip benzer yönde bir kararı kendi belediye meclisinden çıkartana kadar. Bu karara göre; Trakya’daki “dallık, mart dokuzu, hıdrellez” vb. bahar kutlamalarının Edirne ve Kırklareli’ne has bir coşkuyla sahiplenildiği Kakava Şenlikleri’nin adı, Karagöz’ün şehre kattığı kültür sanat vizyonu ile nikahlanır. O tarihten sonra Kakava Şenlikleri, Karagöz Kültür Sanat ve Kakava Şenlikleri adıyla kutlanmaya başlanacaktır.

1992 yılında belediyenin girişmleri, kültür bakanlığının katkılarıyla Karagöz heykeli Prof. Tankut ÖKTEM’e sipariş edilir. 1993 yılındaki şenliklerde ise heykelin açılışı yapılacaktır.

Sofyoz’lu Bali Çelebi

Nazif KARAÇAM Karagöz’ün Kırklareli’li olduğuna dair tesbitlerine en önemli kaynak olarak 16oo’lü yılların ortalarında Kırklareli’yi iki defa ziyaret eden Evliya Çelebi’nin aktardıklarını gösterir. Seyahatnamesinde kendine has üslubu ile dönemine ışık tutan Evliya Çelebi’nin şehre ilk gelişi 1658 yılına raslamaktadır. Kırklareli’den bahsederken “incelikli zevkler şehri” der ve Karagöz’ün yetiştiği Kırklareli’nin ulaştığı kültür sanat ortamından kesitler sunar.

Karagöz XIII.yy’ın ortaları ile XIV.yy başlarına değin bir zaman içerisinde yaşamış olmasına rağmen, Evliya Çelebi halkı derinden etkilemiş Karagöz’ün izine neredeyse birbuçuk asır sonra Kırklareli’de rastlar. Bunu destekleyen birçok ayrıntıya Seyahatname’sinde yer verirken, dilerseniz orada bahsedildiği haliyle ona bir kulak verelim.

“Karagöz İstanbul tekfuru ( Kalemsahibi ) Konstantin’in saisi ( ulağı, habercisi ) idi. Edirne Kurbindeki ( yakınlarındaki ) Kırkkilise’den ( Kırklareli’den ) bir mir-i sahip-kelam ( söz sahibi, sözü dinlenir kişi…) ve ayyar-ı cihan idi. Adına Sofyoz’lu Bali Çelebi derlerdi…”

Trakya’nın tümden fethedilmesi birden olmamıştır. Bizans ile Osmanlı arasındaki el değiştirmeler yörenin iki kültür arasındaki sınır hat üzerinde oluşu sebebiyle sıkça görülmüştür. Bu sebeple Evliya Çelebi Karagöz’den bahsederken onun ilk dönemlerini İstanbul tekfuru Konstantin ile ilişkilendirerek aktarır. Bu dönemin şartlarında gerçeğe aykırı değildir. Ardından Osmanlı hakimiyetine geçen yörede Karagöz söz söyleme sanatındaki farklı bakışı ile yine önemli bir kişilik olarak kendini bu defa Osmanlı kimliği ile ortaya koymuş, adından söz ettirmeye devam etmiştir.

Sofyoz adı bize Karagöz’ün Kırklarelili olabileceğine dair en önemli delillerden birini daha sunar. Sofyoz, bugün Kırklareli’ne bağlı Vize ilçesi sınırlarında bulunan Kışlacık ( Urgaz ) veya Kızılağaç ( Yatroz ) köylerinden birinin Slavence adıdır. Bu köyün büyük ihtimalle Kışlacık olduğuna dair sav daha güçlüdür.

Bu durumu destekleyen bir başka öngörü ise Karagöz’ün mesleki yönelişi ile alakalıdır. Bilindiği üzere Karagöz Bursa’da Ulu Camii’nin inşasında Hacıvat ( Hacı İvaz ) ile birlikte çalışmıştır. Demir ve taş ustası olarak burada çalışmış, Hacıvat ile nüktedan konuşmaları çalışanların cami inşasını geciktirmelerine sebep olmuştur Bu gecikmenin cezasını her ikisi de hayatlarıyla ödemişlerdir.

Sözüm ona; bugün Kırklareli’nin ilçesi durumundaki Vize’nin döneminde inşaat ve taş ustalarının meşhur olduğunu, Osmanlı’daki birçok yapı ustasının buralardan yetiştiğini dile getirmekte fayda var. Öte yandan Bizans döneminde olduğu kadar, Osmanlı’da da çalıştırılmış demir döküm ocaklarına sahip Samakofçuk ( Demirköy ) Sofyaz’a bir yürüyüş mesafesi yoldadır. Karagöz’ün de bir dönem bu demir ocaklarında çalıştığı bilinmektedir. Bu demir döküm ocakları ki, aynı zamanda ileriki yıllarda Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinde kullandığı topların döküleceği meşhur Demirköy Tophanesi’dir.

Tüm bu bilgileri yan yana koyduğumuzda, Karagöz’ün inşaat ustalığındaki bu mesleki eğitimi buralardan edindiği fikri onun Kırklareli’den yetiştiğine dair bilgileri destekler niteliktedir.

Karagöz, Evliya Çelebi’nin anlatımına göre “namdar bir Osmanlı marjinali ( Roman )” idi. Aynı zamanda Osmanlı’da önemli görevlerede, itibarlı ve sözü dinlenen kişiliği ile “Çelebi” ünvanını almış bir Bektaşi’ydi.

Evliya Çelebi’nin Karagöz hakkındaki tesbitleri 1968 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınlarından çıkan “Türk Gölge Oyunu” isimli kitabın yazarı Nureddin SEVİN imzalı eserde de vurgulanır ve onun Kırklarelili olduğu kayda düşülür. Nureddin SEVİN’in bu kitabı, kendine referans olarak aldığı, 1960 yılında yine aynı bakanlığın oluşturduğu Büyük Türk Yazarları ve Şairleri Komisyonu’nun Karagöz hakkındaki tesbit ve kabullerine dayanır.

Karagöz yaşadığı kentin kültür sanat ortamını iyi özümsemiş, sözü dinlenir kişiliğiyle halkın nabzını da tutan kentli bir sanatçıydı. Burada da vurgulamaya çalıştığımız üzere halkın içinden gelmesine rağmen kentli bir kimliğe de sahip Karagöz, sosyal yaşantısından beslendiği halktan hiç kopuk olmamıştı. Bu yönüyle sözünü her mecliste cesurca ortaya koyarak lider kişiliğini de dışa yansıtıyordu.

Hiciv onun en ustalıkla özümsediği yönüydü. Anlatmak istediklerini hiciv yoluyla kitlelere aktarması, halk üzerindeki etkiyi de artıran bir olguydu.

Bursa’da Hacıvat ( Hacı İvaz ) ile buluşması ise onun sonunu hazırlayacaktı. Çalıştıkları cami inşaasında dinlenme molalarında Hacıvat ile nüktedan atışmaları etraflarında kalabalıkları topluyordu. Kendini onları izlemeye kaptıran işçiler bu şekilde işlerin sarkmasına sebep oluyordu. Bu sebepledir ki her ikisi de padişaha şikayet edilecek ve bunun karşılığını hayatlarıyla ödeyeceklerdi. Kaldı ki bu durum daha sonra padişahı da oldukça üzecek, Bursa halkında derin bir iç sıkıntısı yaratacaktı. Karagöz, nam-ı değer Sofyaz’lı Bali Çelebi, Osmanlı’da şehit edilen ilk sanatçıdır da. Ola ki, halkın onlara olan özlemi Karagöz ve Hacivat’ın hayal perdesinde yeniden hayat bulmasına sebep teşkil eden en önemli faktördür.

Bursa İnegöl doğumlu olup sonradan Kırklareli’ne yerleşen İtalyan Türkolog Anna MASALA Karagöz ile ilgili dizeleriyle gözden kaçan bir şairimize dikkatimizi çeker; Yaşar Faruk İNAL’a… Ve bu büyük şairimizin Karagöz üzerine yazdığı dizeler, bizim tüm anlatabileceklerimize galip gelir.

Kırklareli’nde doğmuş / Bursa’dadır mezarı

O topluma yön vermiş / Boş sözdedir nazarı

Gerçeklerde hep vardır / O verdirir kararı

Yapmacık davranışa / Düşen görür zararı

Hacivat’ı Arab’ı / Zennesi, hilekarı

İbret sahnesindedir / Halkın gönül şikarı

O Sofyoz’lu Karagöz / Sağduyunun miyarı

Halkımın gören gözü / Sözün saat ayarı

O halkımın edası / Hakça sözün pınarı

Nüktedan hazır cevap / Söz mülkünün mimarı

Kaynak :

Efsaneden Gerçeğe Kırklareli / Nazif KARAÇAM

Facebookmail