Kazım DİRİK ; Vefalı Bir Dost, İlkeli Bir Asker ve “Ayrancı Paşa”

Karanlığın en zifiri güneşin doğuşundan öncedir…

İki Rumelili 16 Mayıs 1919 gecesi zifir bir karanlıkta, 41 yaşındaki yorgun gövdesini Karadeniz’in hırçın sularının dövdüğü Bandırma Vapuru ile Samsun’a, kutsal isyan(!)ın başlayacağı o Anadolu kentine doğru yol alıyorlardı. Diline oturmuş bir Rumeli türküsünü sadece kendisinin duyduğunu sandığı alçak bir sesle söylüyordu Mustafa KEMAL.

“Manastırın ortasında var bir havuz / Dimetoka kızları, hepsi de yavuz”

Birkaç adım gerisindeki Kurmay Başkanı’nı fark etti, türküyü kesti. Gölgenin sahibine sordu: “Özledin mi memleketi?” O gölgenin sahibi, “Evet komutanım. Ama siz gibi hemşerilerim sayesinde bu hasreti bir nebze olsun giderebiliyorum.” dedi. “Ben de öyle, ben de.” diye ekledi Mustafa KEMAL. Sustular.

Kazım DİRİK…

1881 yılında bugün Makedonya toprakları içinde bulunan Manastır kentinde doğar Kazım DİRİK. Öylesi bir raslantıdır ki, şimdiki adı Bitola olan bu Rumeli kenti 1896 yılında Selanik’ ten gelen genç Mustafa KEMAL’e de ev sahipliği yapacaktır. Bugünkü askeri liselere denk olan askeri idadiler arasında en hür, en dolu programa sahip, memleket meselelerine en duyarlı idadi de Manastır Askeri İdadi’ sidir..

Kazım DİRİK, tarih 1899 yılını gösterirken Harp Okulu’nu, 1912 senesinde ise Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Erkan-ı Harbiye’yi bitirir. I.Dünya Savaşı patladığında ise Suriye ve tarihin kırıldığı Çanakkale cephelerini görecektir.

Uzun pazarlık zincirinin sonunda padişahın önüne gelen görev kararnamesinde, Ordu müfettişi olarak Samsun’a gidecek Mustafa KEMAL’in yanındaki kişilerin arasında Kazım DİRİK’in adı da vardır. Kurmay Başkanı görevinde olan Albay Kazım DİRİK, dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’dan ( ÇAKMAK ) Sadrazam Damat Ferit’e, oradan da padişanın onayına gelen kararnamenin pazarlık sürecinde zincirin halkalarından da biri olacaktır.

kazimdirikİngilizler’in “Türkler Karadeniz’ deki Rumların yaşadığı köyleri basıyor. Bastırmak için heyet gönderin.” çağrısı üzerine yola çıkan bu gruptakilerin, o kutsal isyanı başlatacak kişiler olduğunu saraydakiler fark ettiğinde çok geçtir. İngilizler’in ters tepen oyunları, Mustafa KEMAL’in görevden azledilmesini temin için saraya yapılan baskılara dönüşür. Samsun, Havza, Amasya, Sivas ve nihayet Erzurum’a varıncaya kadar bu baskılar yoğunlaşır. Mustafa KEMAL’in beraberindeki Rauf Bey ( ORBAY ), Refet Bey ( BELE ) ve Kazım Paşa ( KARABEKİR ) azledilmesindense istifa etmesinin halkın nazarında daha değerli olacağını önerdiğiğinde, Kazım DİRİK düşüncelidir. Mustafa Kemal’in görevinden ve ordudan istifasına verdiği dilekçenin cevabı Erzurum’a ulaştığında, Mustafa KEMAL’i derinden sarsan bir olay yaşanacaktır. Yola çıkarken sonuna kadar Mustafa KEMAL’le olacağını söyleyen Kazım DİRİK, görevinden ayrılmak istediğini, Kazım KARABEKİR Paşa’nın kendisini başka bir göreve tayin etmesini istediğini Mustafa KEMAL’in yüzüne söyleyecektir.

– Siz artık ordu mensubu değilsiniz. Ve ben bir asker olarak artık yanınızda kalamam !

Olaya şahit olan Rauf Bey ( ORBAY ) seneler sonra yayınlanan anılarında, Mustafa KEMAL’in o anki kadar kolunun kanadının düştüğü bir ana hiç rastlamadığını anlatacaktır.

Mustafa KEMAL’den boşalan Harbiye Nezareti’ndeki yeri onun gücünü kırmak, fitne-fesat çıkarmak umuduyla saray tarafından Kazım KARABEKİR’e önerilmişti. Ama o Mustafa KEMAL’le beraber hareket etmek istediğini bildirip bu oyunu bozmuştu. Bu bilinmesine rağmen, içlerinde bir süre önce görevinden ayrılmak istediğini söyleyen Kazım DİRLİK’in de bulunduğu süvari birliğiyle Mustafa KEMAL’in Erzurum’ da bulunduğu binanın önüne atı üzerinde gelen Kazım KARABEKİR Paşa’nın, Mustafa KEMAL’i en azından tutuklamaya geldiğini düşünenler çıkacaktır. Tedirginlik kısa sürer. KARABEKİR Paşa, emrine girmiş Kazım DİRİK ve beraberindeki süvarileri gösterip, “Emrinizdeyim Paşam. Size makam aracınızı ve süvari muhafız kıtanızı getirdim.” diyecektir. Hala ordu mensubu KARABEKİR Paşa’dan emir aldığı için rahatlayan Kazım DİRİK kadar, bu ilkeli dostu kaybetmek istemeyen Mustafa KEMAL de rahatlayacaktır.

Batum’un “Son Valisi”, İzmir’in “Ayrancı Paşa”sı…

Kazım DİRİK 1922 yılında generalliğe yükselir. Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra, genç cumhuriyetin ATATÜRK etrafında yer alan en önemli 10 yöneticisi arasında bu günlerin hatrına Kazım DİRİK de yer alır. Bir dönem Batum özel temsilciliği görevini de yapan DİRİK, bu sebeple “Batum’ un Son Valisi” lakabıyla da anılacaktır. Bir süre için Bitlis Valiliği görevine de getirilir. 1926-1935 yılları arasında ise, ATATÜRK İzmir’i Kazım DİRİK’e emanet eder. Bu süre içerisinde belediye başkanlığı ve valilik görevlerini beraber yürütür. Kurtuluş Savaşı’nın acı izlerini taşıyan İzmir ve çevresindeki yerleşimlerde yürüttüğü imar faaliyetleri ile vali DİRİK kendini kısa sürede herkese sevdirir.

Kızı Şükran, Türk tiyatrosunun büyük santçısı Muammer KARACA ile kendisinin rızası olmadan evlenmeye kalkışınca gururu sarsılacak, duyduğu hicap sebebiyle devlet görevlerinden ve gözlerden uzaklaşmayı bile düşünecektir. Dostları ikna etmese belki de bu daha o an gerçekleşecektir.

Onun için İzmirliler “Ayrancı Paşa” derlerdi. Bu lakabı yüzüne de söyleyebilen köylülere hiç gücenmez, aksine böyle çağırılmaktan bazen çocukça bir sevinç duyardı. Zira o halkla iyi ilişkiler kurmuş, İzmir’i sadece koltuğundan yönetmekle kalmamış, köylünün ayağına kadar gitmiştir. Köylü sofralarında misafir olduğunda, “Ne istersiniz Paşam ?” diye soranlara, “Ayran verin bana.” diyecektir. ( Kaynak : Mehmet Ali Keskin’ in İzmir Valileri isimli kitabı…) İsmi yörenin çehresini değiştiren imar faaliyetleri sebebiyle İzmir ve civarındaki birçok yapıya, yol, cadde ve köprülere verilmiştir.

kazimdirikpasa-izmirvalisi

Ama İzmir’in hatırasındaki tarihi bir an, ATATÜRK’ ü ona daha yakınlaştıracaktır. 14 Haziran 1926’ da bir yurt gezisi için Balıkesir’den İzmir’e doğru yola çıkan Atatürk e ivedi ve çok gizli bir haber, İzmir Valisi Kazım DİRİK tarafından iletilecektir. Motorcu Şevki lakaplı bir denizcinin ihbarını gözardı etmeyen DİRİK, ATATÜRK’e İzmir’e gelişinde düzenlenecek süikast planlarını açığa çıkartır. Zanlılarıtek tek tesbit edilip yakalanmasını sağlar.

Kaderin bir cilvesidir ki; Erzurum’da onu ATATÜRK’ ün emrine muhafız kıtasının başında yeniden göreve getiren Kazım KARABEKİR Paşa bu defa süikasti azmettirdiği ileri sürülen sanıklar arasında yer alacaktır. Ve, kendini aklaması zaman hayli uzun sürecektir.

Trakya Umum Müfettişliği…

09.08.1935 tarihine gelindiğinde ise Trakya Kazım DİRİK’i bağrına basar. Atatürk tarafından gönül bağı bulunan “Küçük Rumeli”nin imarı ve kalkınması için onu Trakya Umum Müfettişliği görevine getirir. “Ayrancı Paşa” lakabı ise Trakya’ya ondan önce ulaşmıştır.

Yöreye gelişinden itibaren izleri bugüne değin uzanan Trakya’ nın baştan aşağı imarı için canla başla çalışır DİRİK. Trakya’da bulunan yerleşim yerlerinin kalkınması, imarı, sosyal ve ekonomik olarak sıçrayabilmesi için büyük çabalar gösterir. Bunu sağlayacak otorite ve yetkileri sonuna kadar kullanmaktan asla geri durmaz. Hatta dönemin CHP Umum Katibi ( Genel Sekreteri ) Recep PEKER tarafından, halka kaldırabileceğinden fazla sorumluluk yüklediği için ATATÜRK’e şikayet edilecektir. İstanbul’ da bulunduğu bir sırada ani bir kararla Trakya’ ya geçen ATATÜRK ise iddaları bizzat ve yerinde araştırmayı ister. ATATÜRK, Trakya’ da gördüğü değişimden, halkın DİRİK’e olan bağlanışından öyle etkilenir ki, Ankara’ya geri döndüğünde kendi kaleminden teşekkür mektubuyla taktir duygularını DİRİK’e iletir.

Kazım DİRİK, Trakya’nın birçok yerine alt yapı hizmetlerinin ulaşması için imar faaliyetlerine büyük önem verdi. Şu an haritalarda sınırları çizilen birçok köy ve kasaba yolu onun zamanında şekillenmeye başlamıştır. İzmir’ de olduğu gibi, Macar mühendisleri bölgeye getirerek göçmenler için köyler, halkın vakit geçireceği parklar bahçeler, kullanabileceği yollar köprüler inşa ettirdi. Özellikle doğa sevgisini halka aşılaması onun göze çarpan bir özelliğiydi. Bunun için başta Pehlivanköy olmak üzere birçok yerde ağaçlandırma çalışmalarına hız verdi. Şu an Pehlivanköy’de bulunan Akasya ormanı onun zamanından en diri hatıradır.

Bununla da yetinmeyen Kazım DİRİK halkın ekonomik üretime geçebilmesi için, halk eğitimi ile farkındalık yaratma yolunu tercih eder. Yörede modern tarım tekniklerini ilk getiren kişi yine o olacaktır. Şu an Trakya tarımsal faaliyetlerde diğer yörelere göre daha ileri bir görüş ve beceriye sahipse onun sayesindedir. Zira kooperatifçilik ekseninde arıcılık, modern meyvecilik, ipekböcekçiliği, hayvancılık ve ona bağlı yan üretim kollarının geliştirilmesi için büyük çabalar gösterir. Halkın modern bilgiler ışığında kendi kalkınmasını gerçekleştirebileceğini herkese aşılar.

Bu sosyal ve kültürel değişimin yanında, yörede sportif faaliyetlerin gelişebilmesi için otoritesini sonuna kadar kullanıp fakir spor klüplerinin ihtiyacı olan bütün malzemelerini temin ettirir. Hele ki güreşe merakı vardır ki, Pehlivanköy’ün ismiyle müsemma pehlivanları onun çabaları karşısında derece alamayacak olurlarsa yerin dibine geçeceklerini hissederlerdi. Bu beldeden yetişen o pehlivanlar ki, sağlığında Kazım Paşa’yı hiç mi hiç utandırmadılar.

Çok yoğun çalışan, hatta kendisi de halkın arasına karışıp vücut gücüyle Trakya’nın çehresini değiştiren Kazım DİRİK bu tempoyu daha uzun sürdüremeyecektir. Trakya Umum Müfettişliği görevini vefat ettiği 3 Temmuz 1941 tarihine değin, yöreye duyduğu büyük aşkla sürdürecektir.

Özellikle Kırklareli’nin Pehlivanköy ilçesi onun hizmetlerini büyük bir sahiplenişle ve derin bir vafayla her platformda yad etse de, o aslında tüm Trakya’nın derin hazfızasında yer bulmuş üstün bir devlet adamıdır. Rumeli’nin çeşitli yerlerinden “Küçük Rumeli”ye gelip yerleşmiş ve artık kendini Trakyalı olarak adlandıranların fahri hemşerisidir de artık.

Facebookmail