Giriş Formu



Kimler Çevrimiçi

Şu anda 123 ziyaretçi çevrimiçi

İstatistik

Üye : 724
İçerik : 509
Sayfa Gösterimi : 2384549
Kırklareli Yazdır E-posta

Kırklareli, Trakya'nın kuzeyinde yer alan, özellikle zengin doğal güzellikleriyle ve İstanbul'a yakınlığı ile son zamanlarda önemli bir çekim merkezi haline gelen bir Trakya şehridir. Tekirdağ ve Edirne illeriyle çevrili olan şehrin, kuzeyinde 180 km. uzunluğunda Bulgaristan sınırımız yer alır. Buna karşılık, Kırklareli'nin Karadeniz'e 60 km.lik bir deniz kıyısı bulunmaktadır. Trakya'yı kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda kateden Istranca ( Yıldız ) dağlarının büyük bir kısmı il sınırları içindedir. Trakya'nın en yüksek noktası olan Mahya Tepe zirvesi de Kırklareli'de yer alır.

Denizden yüksekliği 203 mt. olan şehrin iklimini karasal iklim şartları belirler. Özellikle kışları soğuk ve sert yaşanır.

Kuzeyini Istrancalara doğru yükselen tepelikler şekillendirirken, Kırklareli'nin Kırklareli-Pınarhisar-Vize devlet yolunun güneyinde kalan kısmı verimli Ergene ovlarının düzlüklerini oluşturur. Istrancalardan sökülen akarsular bakımından zengin bir ildir Kırklareli. Tarıma elverişli topraklarının büyük bir kısmı sulanabilmektedir. Modern tekniklerle yapılan tarıma karşılık, şehrin Balkan köylerinde tarımın geleneksel metodlarla yapıldığına da şahit olursunuz. Istrancaların yer aldığı bu bölgede hayvancılık ve orman işçiliği yoğundur.

Şehir, sanayi yatırımları açısından da önemli bir potansiyeli elinde barındırmaktadır. Sanayimizde önemli marka işletmelerden bazıları Kırklareli il sınırlarımızdadır.

Kırklareli eğitim ve gelişmişlik düzeyi Türkiye' nin çok üzerinde bir ildir. İlçelerine yayılmış yüksekokullarıyla Kırklareli Üniversitesi, ilin eğitim hayatına başka ivmeler kazandırmak için günden güne kendini şehrin geleceğinde ve vizyonunda kendini konumlandırmaktadır.

2008 yılı sonunda Tüik verilerine göre 337.000 civarında olan nüfusun %65'i şehirlerde kalanı kırsalda yaşamaktadır. Özellikle 80' li yıllarda Trakya' nın sanayileşen kesimlerine yaşanan hızlı iş göçü sebebiyle kırsaldaki nüfus çok ciddi kayıplara uğramıştır. Şimdi ışığını söndürmemek için direnen köyler, daha çok yaşlıların yaşadığı yerleşimler olarak kalmışlardır.

Biraz da Kırklareli' nin tarihi dönemlerde geçirdiği hareketli süreçten bahsedelim.

Kırklareli’ nin tarih öncesi döneme ait bilgi ve belgeleri, 1937-1938 yıllarında Atatürk tarafından talep ve himaye edilen, bilimsel çalışmaların bir sonucudur. Prof.Dr. Ali Müfit Mansel, İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’ nden Doç.Dr.Mehmet Özdoğan ve bir dönem de Atatürk’ün isteğiyle, Prof. Afet İnan, bu yıllarda yörede ilk kazılarına başlarlar. İlk bulgular Mehmet Özdoğan’ ın, Pınarhisar’ın Ataköy ( Yancıklar ) köyü yakınlarındaki Tilkiburnu kazılarından elde edilir. İlk yerleşimin, bakırın kullanılmaya başlandığı ve M.Ö. 3000’li yıllara denk düşen Kalkaolitik dönemde olduğu üzerinedir.

1982 kazılarında Kırklareli Aslıbeyli köyünde yapılan bir mezar tepesi ( Taşlıcabayır ) kazısında, M.Ö.12 yy.’ a tarihlenen kurgan türü mezar ve kaplara raslanır. Aynı köyün başka kesimlerinde, 1993 yılı kazılarında amforalar ve M.Ö.300-200’ lere tarihlenen Grek Dönemi 4000 bronz sikke bulunur.

Bu ilk döneme ait bulgulara göre, Mehmet Özdağan’ ın ulaştığı sonuç, kalabalık yerleşimler ve aileler halinde bir yaşam olduğu, Istrancalar’ daki mağra ve taş oyuklarda yaşandığı ve avcı-toplayıcı bir topluluk oldukları yönündedir.

M.Ö. 1200’ lerde Balkanlardan Anadolu’ya geçen Friglerin Kırklareli’ yi etkiledikleri yönündeki fikirler henüz kesin bulgularla desteklenemese de, yörenin en eski bilinen yerleşimcilerinin Traklar olduğu ortadadır. Homeros, İlliada destanında Truva Savaşları’na katılan ve yöreye şimdiki Trakya topraklarından ( Ainos- Enez ) geldiğini söylediği Traklar' dan bahsetmektedir.

Tarihin babası kabul edilen Heredot ise, hayranlıkla bahsettiği bu halktan “Tek bir komuta altında olsalar, tarihin en büyük ve en güçlüsü olurlar” diye bahseder.

Traklar oturdukları yere göre değişik isimlerle anılan boylar halinde yörede yaşamışlardır. Yerleşik düzende yaşamakta, evlerini çitlerle çevirmeyi, tarımı ve bağcılığı bilmekteydiler. Kırklareli civarında, çoğunluğuysa Vize’ de olmak üzere, yüzün üzerinde tümülüs bırakan Traklar’ ın, ölülerini gömmek gibi bir kültürü benimsedikleri ve bu mezarları tümülüs formunda yapılarla anıtlaştırdıkları bir medeniyete sahip olduklarını söylemek mümkündür.

Dor istilaları Marmara ve Ege’ de bir deniz uygarlığının da temellerini atınca, Traklar bölgede gittikçe zayıflamaya başladı. Bölgenin buğday, şarap, kereste, demir gibi ürünlerinin Ege’ deki ticaret merkezlerine gönderilmesi ve köle ticareti İğneada, Midye ( Kıyıköy ) gibi merkezlerden yapılıyordu.

Bir dönem İskitlerin istilasına uğrayan Trakya, Pers Hükümdarı Darius’un da ilgisini çekiyordu. Döneminin en büyük hükümdarı olan Darius, Trakya’ ya geçip istila ettiğinde, Heredot’ un naklettiği tarihi bilgilere göre şöyle diyecektir :

“ Ben, İranlıların ve dünyanın kralı, Hypates’in oğlu Darius bütün dünyaya sahibim, Tearos’ un ırmakları ise ( Kaynarca ve Pınarhisar yöresi…) dünyanın en güzel sularına sahiptir.”

Persler M.Ö. 492’ de Kırklareli ve Trakya’ yı egemenliklerine alırlar. Bir dönem Trakların bir kolu olan Odrislerin yörede yeniden güçlenmesinin ardından, M.Ö 350’ lerde Makedonlar Kırklareli ve civarını istila eder. Romalıların doğu kolunun bu bölgede güçlenmesi ise, M.Ö. 72’ de Vize’de Romalılara bağlı “Doğu Trakya Krallığı” nın kurulmasına sebep olur. Neron, Kıyıköy ve Vize’ de yaşamış tarihin önemli isimlerindendir.

Çeşitili Anadolu ve Balkanlar üzerinden istilalarla el değiştiren bölge, M.S. 405-422 arasında Hun istilasını da yaşar. M.S. 450’ den sonra ise, Bizans adını alacak Doğu Roma İmparatrluğu Kırklareli ve civarında tarih sahnesindeki yerini alacaktır. Anadolu ve Balkanlar arasında tampon bölge olması sebebiyle, sürekli ilgi odağı olan Trakya ve Kırklareli toprakları bu dönemde savunma kaleleri ve karakollarla donatılıcaktır. Ayrıca siyasi gücü elde tutmak için çeşitli kavimleri belli yerlerde iskan ederek yatıştırma yolunu tercih ettikleri, ilk toprak reformuna da sahne olacaktır. Örneğin, Hıristiyanlığın alışılageldik uygulamalarını kabul etmeyerek Bizans için sıkıntı yaratan Malatya’ dan Pavlikan Aşireti’ni, Kırklareli’nin Pehlivanköy topraklarına yerleştirir. Yörenin eski adı Pavli, bu sebeple hala yörede anılmaktadır. Ayrıca Bizans sınır boylarını kontrol etmek için, başka başka topluluklara, çeşitli yerlerden çiflikler vermiştir.

Bizansın iç karışıklığı yaşadığı dönemlerde Peçeneklerin saldırılarına uğrasa da, Türkler 1353’ te  Rumeli' ye geçer ve birkaç sene içinde Trakya’ nın büyük çoğunluğuna hakim olurlar. 1. Murat döneminde, kardeşi Gazi Süleyman Paşa’ nın da yararlılıklarıyla Kırklareli Osmanlılar’ a geçer ( 1361 ). Bazı kaynaklar el değiştirmeleri göz önüne almazsak, bu tarihin 1367 olduğunu ileri süren tarihçiler de mevcuttur.

Bu dönemden itibaren Rumeli’ nin hızla Türkleşmesi ve İslamla tanışma süreci başlar. Bunun için Anadolu Erenleri Rumeli’ de görev alacaktır. Fetret Devri’ nde Çelebi kardeşlerin çekişmelerine sahne olacaktır Kırklareli ve civarı. Vize bu çekişmelerin arenası durumundadır.

1453 yılında İstanbul’un fethine kadar, bu bölge stratejik önemini korur. Fatih Sultan Mehmet, askerlerinin iaşesini ve hazırlıklarını bu topraklarda yapar. Demirköy’ de İstanbul’ un surlarını dövecek toplar dökülürken, İstanbul’ a ilerlemeleri de Istranca Ormanları içindeki yollardan olacaktır.

1877-1878 Osmanlı Rus Harbi, Trakya için de dönüm noktası olur. Gazi Osman Paşa ve Gazi Muhtar Paşa’ nın Tuna boylarındaki tarihi savunmasına rağmen, Ruslar ilerlemelerini sürdürür. İstanbul kapılarına kadar gelecek Ruslar, Kırklareli ve civarını da istila edecek ve büyük acılar ve tahribatlar yaşatacaklardır. Öte yandan Rus İstilasından kaçan Balkan Türkleri büyük bir hızla Trakya topraklarına doluşacak ve nüfus yapısı değişerek şekillenecektir.

Balkan milliyetçilik hareketleri, Bulgar ve Yunanlıların el değiştiren ardı ardına gelen istilalarının da kapısını açar. Balkan Savaşları ve işgaller döneminde Kırlareli ve civarı büyük acılara, mezalimlere sahne olur. Öyle ki, Yunan Kralı Konstantin 13 Haziran 1921’ de işgalin verdiği rahatlık ve küstahlıkla, o zaman adı Kırkkilise olan Kırklareli’ deki Yayla mahallesinde Rum kalabalığa konuşma yapar. Burada işgali öven öyle heyecanlı bir konuşma yapar ki, Yayla Mahallesi’nin evlerinde balkonlara doluşan Rum halkın sevinç gösterileri, bir balkonun aniden çökmesine ve bazı kişilerin ezilerek ölmesine dahi sebep olacaktır.

Ve, 10 Kasım 1922’de Yunanistan’ın Kırklareli’ deki varlığı son bulur. Şehri alan Türk birliği, şimdiki Kocahıdır İlköğretim Okulu’ nun olduğu binayı Kırklareli’ nin ilk hükümet binasına çevirir. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması gereği, Trakya’ nın Türk toprağı olduğu kesin olarak tescillenir.

Demografik yapısı bakımından, Rumeli’nin fethinden sonra yöreye yörükler yerleştirilmiştir. Yörükler, Anadolu Erenleri ve abdallar etrafında bir araya getirilen ve Anadolu’ nun çeşitli yerlerinden gelen topluluklardı.

Mesela, Ankara civarından gelen Vize Yörükleri ( Vize, Dimetoka, Saray, Pınarhisar, Lüleburgaz, Çorlu, Hayrabolu…vb..) geniş bir bölgeye dağılmışlardı. Gemi yapımı, tamir ve inşaat işlerinde çok meşhurdular. Trakya’ daki birçok Osmanlı köprü ve camisinde izleri vardır.

Gacal denilen ve Trakya’ nın en eski yerlileri olan Türk boyları ise, Kocacık Yörüklerinden yöreye yerleştirilenlerdir. Bunun yanı sıra, Kafkaslardan yöreye yerleştirilen Kırım ve Tatar toplulukları da, Kırklareli’ nin çeşitli yerlerine iskan edilmişlerdir.

Balkanlar’ dan büyük göç hareketiyle, çeşitli isimlerle anılan topluluklar bu bölgeye yerleşmiş ve nüfus çeşitliliğini oluşturmuştur. ( Pomaklar, Arnavutlar, Dağlılar, Boşnaklar vb…)

Şimdi kendilerini çok sağlam bir aidiyet duygusuyla Trakyalı olarak konumlandıran bu renkli bir araya geliş, bu topraklarda hayatın her alanında kendini hissetirir.

Kırklareli, bir peynir kentidir. Trakya' nın temiz doğasında yetişen hayvanların sütlerinden elde edilen ürünler, artık Kırklareli' yi bir marka haline getirmiştir. Kırklareli bu yönüyle, mandıracılık bakımından zengin bir iş kolu oluşturmuştur.Yerli ve yabancı markalar sektördeki yerlerini sağlamlaştırmak için, ilin yeşitli yerlerinde işletmeler açmışlardır.

Bu zengin doğada sağlıklı şartlarda yapılan hayvancılık, şehri bir lezzet durağı olarak da konumlandırmaktadır. Kırklareli et ürünleri ve köftesiyle de oldukça meşhurdur. Civar illerde, İstanbul' da ve hatta büyük restoranların şeflerince aranan "Trakya Kuzusu" nun yetiştiği ortam, ister istemez Kırklareli' yi köklü mutfak geçmişinin de birikimiyle haklı bir yere taşımıştır. Şehrin merkezinde ve kırsalında, bu alanda hizmet veren ve herkese hitap eden lezzet duraklarının sayısı bir hayli fazladır.

Tarihi yapıları zamanın aşındırmasıyla karşı karşıya olsa da, hala geçmişin izlerini taşıyan yapılar kendini hemen ele verir. Şehrin meydanında yer alan Hızırbey Külliyesi ve Hamamı, Arasta' sı ilk göze çarpan yapılardır. Kapan Camii, Paşa Camii, Kadı Emin Camii de bu civara yakın diğer yapılardır. Hızırbey Camii' nin köşesinde, Arasta' nın karşısında yer alan Alman Çeşmesi zarif ama artık yorgun mimarisiyle döneminin incelikli bir zevkinin eseridir. Daha bir çok çeşme, eski özgün konumlarından uzaklaşmış olsalar da, Kırklareli' nin köşelerini tutmuşlar, hala gelen geçene abı hayat sunmaktadırlar. Paşa Çeşme, Karahıdır Çeşmesi, Kadı Emin Çeşmesi, Hapisane Çeşmesi bunlardan sadece birkaçıdır.

Yayla Mahallesi ise, tarihi Kırklareli, Rum ve Yahudi evleriyle bir açıkhava müzesi gibidir. Ne yazık ki, doğanın herşeyi alt eden gücünün insafına bırakılmış bu evler, bir çok tarihi yapımız gibi makus kaderine terkedilmiştir.

Kırklareli' de bağcılık ve modern meyvecilik gelişmiş düzeydedir. Evliya Çelebi bile ünlü seyahatnamesinde "İçinde adam gezse kaybolacak" bağlardan bahseder. Trakya' nın iç kesimlerinden birleşerek gelen tarihi şarap yolları Kırklareli ve Üsküp' te kesişir, "Tarihi Diyonissos Şarap Yolu" adını alan bu yol, Istranca Dağları üzerinden Midye ( Kıyıköy ) limanlarına ulaşırmış. Bağcılık hala yörede çok önemli bir uğraş.

Geçen yüzyılda yörede yaşayan Rum ve Bulgar azınlıkların elinde olan şarap imalatına karşılık, Türklerin bağcılıkla uğraşları Kırklareli' ye başka özgün bir ürün bırakmıştır.

Hardaliye...

Hardaliye, yöreyi ziyaretinde Mustafa Kemal ATATÜRK'ün "Bunu millileştirelim!" diye emir buyurduğu, üzüm şırasından elde edilen bir içeceğimizdir. Senelerce aile işletmelerinde geleneksel yollarla yapılan hardaliye, son yıllarda Kırklareli adına tescillenmek için zorlu bir süreç içinde boğuşmaktadır.

Eskiden bunun için meşe ağacından, yuvarlak, alt kısmından 5-6 parmak yukarısında bir kurnası bulunan fıçılar hazırlanırmış. Bu geleneksel üretim yöntemine göre, belli cins üzümlerden bir kat üzüm şırası içeren cibre, bir kat vişne yaprağı, bir kat hardal otu tohumu olacak şekilde, fıçı boyunca üst üste dizilmesiyle elde edilirmiş. Mayalanmasına izin verilmeksizin, bir kaç günde bir musluğundan süzülen şıra yeniden üstten fıçıya konarak, bu uygulamaya 22 gün devam edilirmiş. Bu süre sonunda hardaliye içmeye hazır hale gelirmiş.

Vişne rengi, damağı hafif yakan ve buruk tatlı bir lezzete hakim olan Hardaliye, mayalanmadığı için de şarap gibi düşünülemez. Öyle ki, eskiden sıcak Ramazan gecelerinin yürek ferahlatan içeceği Hardaliye, Osmanlı İstanbul' unda "Meşhur Kırkkilise ( Kırklareli ) Hardaliyesi" diye çok seçkin tüccarlarca satılırmış. Şimdi Kırklareli, Ata' nın "Millileştirelim !" dediği bu içeceği, özgün sunumuna yakın ve modern tekniklerle üretmek ve tanıtmak için büyük gayret içinde. Özel girişimler, sıkıntılı sürece rağmen sonuç vermeye başlamıştır.

Kırklareli, helvalarıyla da bilinen bir kentimizdir. Bu alanda köklü geçmişe sahip işletmeler, yurt dışına dahi ürün göndermektedirler.

Ne yazık ki el sanatları, teknolojinin hayatımıza getirdiği otomasyonla yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Buna karşılık, süpürgeciler çarşısındaki son süpürgeciler kapılarına kilit vurmamak için direnmektedirler. Bazı köylerimizde, sap-hasır örgücülüğü ve sepet yapımı birkaç kişinin uğraşı olacak kadar azalmıştır.

Özellikle Roman nüfusun farklı bakışındaki zanaatlardan araba nakışçılığı-boyama da bitti denilecek noktadadır. Mis sabunculuğu Edirne' ye yakın oluşumuz sebebiyle, iki şehrin de geçmişteki ortak el üretimlerindendir.

Özellikle Balkan köylerimizdeki dokumacılık, birkaç köyde hala yaşatılmaktadır. Pınarhisar' ın Poyralı Köyü dokumaları, köyün kültür evinde canlı işlenirken görülebilir. Ayrıca Kurudere Köyü' nde de renklerin cümbüşüne kendini teslim etmiş dokuma ürünler az da olsa yapılmaktadır. Atatürk' ün çocukluğundan özlemle hatırladığı " Şayak Kumaş Dokumaları" ise malesef artık üretilememektedir.

Kırklareli' nin ilçeleri şunlardır :

Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar ve Vize.

Dupnisa Mağrası Trakya' nın, dolayısıyla Kırklareli'nin turizme açılmış tek mağrası olsa da, il sınırları içinde 50' nin üzerinde mağra araştırılıp, değerlendirilmeyi beklemektedir. Son yıllarda doğa sporcuları, gezi-etkinlik grupları ve fotoğraf tutkunlarının, her mevsim gezdiği yerler arasında olan Kırklareli ve Istranca ormanlarının yanısıra, İğneada ve Kıyıköy gibi deniz kıyısındaki beldeler turizmde önemli bir potansiyele sahiptir.

Bu özel ayrıntıları, ilçelerinin tanıtımında ayrıca değerlendireceğimiz Kırklareli, siz misafirlerini bekliyor.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Fotoğraflarıyla değerli katkıları için, Mukadder İNCİ, Erhan BAYCAN, Erkan YAVAŞ ve Tamer ARDA' ya teşekkürlerimizle...



Bu Yazıyı Ekle

Facebook    Deli.cio.us    Digg   
 








 

Bu site Berilweb tarafından hazırlanmıştır, ROTA tarafından barındırılmaktadır. © 2013 Sitede yer alan içeriklerin tüm hakları Trakyagezi, fotoğraf hakları sanatçısına aittir.

JoomlaWatch Stats 1.2.8b_09-dev by Matej Koval