Lüleburgaz TROCKYABLUES; Burgaz’ın Çalgıcıları

Trakya’da herkes müziğin içine doğar. Müzikten en anlamayanı bile “Aliş’imin kaşları kare”yi kodlarına işlenmiş bir yetenek, şaşılacak bir cürret ama en fazla bir popstar kadar detone olarak söyler. Söyleyemeyenin ise, bir Rumeli havası duymaya görsün, yüreciği inceden inceye titrer. Müziğin davetine kapılıp kasap havası çekemeyeni damat, yeldire yeldire kız karşılaması oynayamayanı ise gelin etmezler buralarda.

Trakya’da müzik yerleşim yerlerinin kimlik kartı gibidir. Ritmi hiç eksilmeyen Lüleburgaz’da ise doğal yeteneklerle donanmış, her biri bir virtüöz olan müzik emekçilerine Trakya’daki diğer yerlerde olduğundan daha fazla raslarız. Şehrin müzikal kimlik kartında ise, Lüleburgaz’ın tüm müzik emekçilerine selam durarak, Lüleburgaz TROCKYABLUES yazmaktadır.

İstabullu değil; Kasabalı

Lüleburgaz TROCKYABLUES hakkında konuşmak üzere grubun kurucusu Metin BALTACI ile bir fotoğraf sergisi için bulunduğum eski Sokulu Kütüphanesi binasında buluşuyoruz. Bina şimdilerde Kızılay Derneği adına kullanılıyor. Sonradan öğreneceğim ki burası Lüleburgaz TROCKYABLUES gurubun tohumlarının atıldığı binaymış da.

Kuruluş hikayelerini kendi web sitelerinde “Üç dört müzisyenin bir araya gelerek Sokulu Kütüphanesi salonundaki meraklı bir grup dinleyiciye kap kacak, birkaç şişe ve çalgı ile ses çıkarma çabası…” diye özetliyorlar. Sene 1999…

Bu deneysel çalışmaları bir adım öteye taşımak üzere çalışmalarına devam eden gurup üyeleri sonraki yıllarda kendi yaslanacakları çizgilerini de yavaş yavaş belirlerler. Lüleburgaz TROCKYABLUES konseptini sağlamlaştırırken bu müzikal çizgiyi besleyip geliştirecek yeni üyeler katılmaya başlar gruba.

Lüleburgaz TROCKYABLUES bugün 8 üyesi ile müziklerini Trakya’nın hatta Türkiye’nin pek çok köşesine uçuruyor. Gruptaki üyelerin her biri enstrümanını ruha üfleyen çok sağlam icracılar. Lüleburgaz TROCKYABLUES grubu üyelerinin adlarını ve enstrümanlarını da burada yeri gelmişken dile getirelim :

Ahmet ÖZDEN ( Zurna ), Erdinç KOŞAR ( Vurmalı çalgılar ), Erkan KAYNARCALI ( Keman ), Fatih DENGİZ ( Gitar, kemança ), İbrahim Metin BALTACI ( Bağlama, gitar, asma davul ), Kamil MOLLA ( Bas, gadulka, piyano ), Kıvanç KAYTANLI ( Gitar ), Serkan TURNACI ( Klarnet ),Veli ÇAVUŞ ( Tambura, piano, bas )

Bir çoğu başka projelerde yer alsalar da Lüleburgaz TROCKYABLUES ile yaptıkları çalışmalar sadece kendileri adına yaptıkları bir müzik olarak görülebilir. Hatta Metin BALTACI’ya göre; “Bir çeşit terapi” Kendileri keyif alırken, diğer taraftan sahnenin gerektirdiği konsepte göre kendi müzikal sınırlarını da özgürce sınadıkları bir ortam sunuyorlar.

Örneğin; Ahmet ÖZDEN Trakya’daki en iyi zurna icracılarından biri olarak görülüyor. Kendi grubu, deneyimlerini aktardığı çok sayıda genç müzisyen var. Pek çok albüm projesinde ünlülere enstrumanı ile eşlik etmiş, birçok TV programında orkestrada özel konuk olarak yer almış bir müzisyen Ahmet ÖZDEN. Onu en son olarak Lüleburgazlı grubu ile birlikte Ata DEMİRER’in senaryosunu yazdığı ve başrolünü oynadığı Eyvah Eyvah 2 filmindeki düğün sahnelerinde izledik ve o coşku dolu müziklerini dinledik.

Metin BALTACI sohbetimiz sırasında gurubun müzikal çizgisinden bahsediyor biraz. Onun tek kaygısı “kaygısız bir müzik” yapmak. Zira müzik endüstrisinin kalbinin attığı İstanbul’dan yayılan müziğin günden güne daha da yozlaştığını, hızlı iletişim araçları ile bu sürecin çok daha hızlandığını dile getiriyor.

Bu yüzdendir ki, Lüleburgaz TROCKYABLUES olabildiğince enstrüman odaklı bir müzik yapıyor. Star-solist odaklı olmamayı özellikle yeğliyorlar. Bunu kendilerini tanıtırken kullandıkları sloganlarla da dinleyicisiyle paylaşıyorlar aslında. “Roman değil, ensTRoman müziği !” Buna karşılık sözlü müzik eserlerini seslendirirmeleri gerektiğinde, solisti değil sesi ön plana alan bir icra yoluna tercih ediyorlar. İnsan sesindeki o tadı, hüznü, coşkuyu yeterince duyuramayacakları hiçbir esere seslerini koymuyorlar.

“Roman değil, ensTRoman müziği!” sloganıyla yaptıkları müziğin Trakya denilince ilk akla gelen 9/8 lik şen şakrak türküler veya Roman müziğinden ibaret olmadığının da ipuçlarını veriyorlar, bir anlamda. Onların müziğini dinleyince hak veriyorsunuz. En bilindik eserlerden birisini dinlerken bile müziğin içinde yer bulan uzun enstrüman soloları sizi alıp bambaşka bir eseri dinliyormuşunuz hissine sürükleyiveriyor. Nakaratlarla kotarılan sözlü müziğe yatkın, “lay lay lom” beklentisi içinde olan dinleyici için hiç de alışkın olmadıkları bir deneyim olabilir onların icraları. Fakat öylesine sıcak ve sarmalayan bir müzik yapıyorlar ki, Metin BALTACI’nın dediği gibi; “alışkanlıkları ve zevkleri bir parça sarsmak gerekiyor” belki de.

Müzikal çizgilerini kaybetmemek için karşılarına fırsatlar çıktığı halde İstanbul gibi müziğin sektörel olarak en iyi durumda olduğu bir yerde müziklerini yapmak istememişler mesela. İstanbullu (!) değil de kasabalı (!) bir grup olarak kalmayı başardıkları için şimdi geldikleri çizgiyi yakaladıklarını düşünüyorlar. Müziklerine ve sahne şovlarına olan ilginin günden güne artıyor olması onları daha da mutlu ediyor. Bu kasabalı duruşlarına atıf yapmak için Lüleburgaz adını grubun isminin başında kullanmayı özellikle tercih ediyorlar. Bir manada beslendikleri topraklara vefa duygularını sunarken, şehirden değer alıp şehre değer ve bilinirlik katıyorlar.

Buna karşılık müzikleri Trakya-Rumeli ya da Roman müziği ezgileri arasında sıkışıp kalmıyor. Müziği duyuşlarında, enstrümanlarını konuşturmakta bu kökten beslendikleri aşikar. Buna karşılık Anadolu’nun diğer ezgilerini de ruhuna vuran bir duyarlılıkla kendi icralarına katık ediyorlar. Semahlar ve deyişler onların repertuarında çok özel bir yerde duruyor. Halk müziği eserlerinin icrasıyla öpüşürcesine örtüşen rock, blues ve caz kalıplarını müziklerinin icrasında eksen almaları, özellikle gençlerin dikkatini onların müziğine daha fazla çekiyor. Gurubun üniversite ve gençlik konserlerinden günden güne çoğalan bir sayıda davet alıyor olması da bunun açık göstergesi.

İpliğini pazara çıkaran bir müzik grubu

Lüleburgaz TROCKYABLUES sahne performanslarında konser dinleyicisinin profiline göre şekillendirdikleri birkaç konsepti sahnede uyguluyorlar. Bu durumun onlarla neredeyse özdeş olmaya başladığını bile söylemek mümkün.

Örneğin; sokağın ritmini ve atmosferini yansıtmak için bir mahalle ortamına dönüştürdükleri sahneye, daha eğlenceli, ritmik, onların deyimiyle bir parça “lay lay lom” müziği yaptıkları konsept gereği çamaşır ipleri gerip çamaşırlarını mandallıyorlar. Bunu seyirci oldukça sıcak buluyor. O kenar mahallenin, taşralı-kasabalı duruşun, sokağın içinden çıkan müziğin sıcaklığı izleyiciye hemen geçiyor.

TrockyaBlues

Çamaşırlarını sahneye gerdikleri ipe mandallıyor olmaları her ne kadar sokağın gündelik atmosferini, sokağın gündelik akan sesini yansıtmak için başvurdukları bir konseptse de, benim gibi alt okumalar yapan çıkmış mıdır, bilemiyorum. Bence Lüleburgaz TROCKYABLUES kendilerine olan güvenlerini, kendilerine her ne kadar “çalgıcı” deseler de müzikal çizgileri, farklı fakat kuvvetli icraları ile kendi ipliğini de pazara çıkarıyor. Hani birini yaptığı birşeyden dolayı afişe etmek için “Senin kim olduğunu cümle aleme göstereceğim, kirli çamaşırlarını sokakta bayrak gibi dalgalandıracağım…” derler ya, onlar biraz da kendileriyle dalga geçerek, yaptığı müzikle yoluyla “kim olduklarını” sahneye çamaşırlarını astıkları bir konseptle cümle aleme afişe ediyorlar. Kendi ipliklerini pazara çıkartıyorlar bir anlamda.

Bu konsept gençlerin en çok rağbet ettiği konsept. “Eller havaya!” bayağılığına kaçmadan gönüllerince eğleniyorlar. Sahneye çıkmak hatta müzisyenlerle karşılıklı gerdan kırmak bile mümkün bu konsept gereği.

“Hafıza” isimli konseptlerinde ise şimdi nostalji diye yeniden taçlandırılan, çoğu filimlerde seslendirilmiş ya da bir döneme damgasını vurmuş Türk müziği eserlerini icra ediyor Lüleburgaz TROCKYABLUES. Daha çok davetlere, dinletilere yönelik bu konsepti yürütürken solist bir parça daha ön plana çıkabiliyor. Zamanın balık hafızamızdan çekip aldığı tüm güzellikleri konser boyunca bize geri sunuyorlar. Bu konseptteki konserler sırasında eski Türk filmlerinden sahneler perdeye yansıtılıyor. Sahnenin bir kenarında yer alan bebek arabasında zaman zaman ağlayan bebeği susturmak, fışfışlamak görevini yine müzisyenlerden biri üstleniyor. İlginç bir sahne şovu…

Bir diğer sahne konseptleri “Mecaz” ise, özellikle Metin BALTACI’nın çok önemsediği bir konsept. Bunu sadece kendileri için yaptıkları ve bu denli geç başladıkları için hayıflandıklarını dile getirdiği bu konspt gereği, yüreğin müziği ilahileri kendi müzikal bakışlarıyla harmanlıyorlar. Bir neyzen guruba dahil olup ruha insan olmak kelamından “sur” üflerken, insan sesinin tüm duruluğu ve esir alıcılığı ile yankılanan kasideler diğer enstrümanların tınılarıyla salonu dolduruveriyor. İşte o an, müzikte yok olma anıdır.

Lüleburgaz TROCKYABLUES sekiz kişilik bir grup. Bazen müziği zenginleştirmek için birkaç müzisyen ilave olabiliyor. Üstelik Lüleburgaz TROCKYABLUES başka müzisyenler ile ortak sahne ve programlarda sıklıkla yer alıyorlar. Bunların arasında Türkiye’de isim yapmış müzisyenler ve müzik toplulukları var. Baba Zula, Yeni Türkü, Deniz Seki, Taşkın Savaş Musiki Topluluğu gibi isimler ilk akla gelenler…

Eldeki imkanlar ölçüsünde amatörce hazırlanmış “Kırkuçurması” adını verdikleri hatıra albümlerinde Takya’nın 9/8‘lik ruhuna vuran eserleri seslendiren guruptan Eyvah Eyvah 2 filmiyle yeniden gündeme gelen “Karaçalı” türküsünü dinlemenizi öneririm. Grubun üyelerinden Ahmet ÖZDEN ve arkadaşlarının bu filmde müzikleri ve oyunculukları ile katkıları olduğu düşünülürse “Trakya Gaydası” ve “Dört Beygir” isimli çalışmaların filmin sondtrak albümünde yer alıyor olması çok da raslantı sayılamaz. Zira Lüleburgaz TROCKYABLUES grubunun konserlerinde çokça yer verdikleri eserler bunlar.

Metin BALTACI, öğretmenliğini yaptığı öğrencisini yapım ekibinde yer aldığı bir de TV dizisinde öğrencisinin onların yaptığı müzikleri yönetmene önermesi ile yer aldıklarını ilave ediyor. “Aslında normal şartlarda piyasa işlerine çok katılacak bir çizgimiz yok. Fakat artık iş öyle bir noktaya geldi ki tanınmak, müziğimizi duyurmak, portfölyemize bir referans daha eklemek için, hele bir de arada tanıdıklar olunca kaçamadığımız bir iş oldu bizim için…”diyor 2009 yılında ATV’de yayınlanan “Kızkaçıran” isimli dizi hakkında. Mustafa Şevki DOĞAN’ın yönetmenliğini yaptığı dizinin jenerik ve tema müziklerini hazırlayan, bazı sahnelerde yer alan Lüleburgaz TROCKYABLUES için bu dizi farklı bir deneyim ve tat olmuş müzikal kariyerlerinde.

Bu kadarla da sınırlı değil üstelik. Grup yerel veya ulusal basında, görsel medyada defalarca yer bulmayı başarmış. ATV, CNN TURK, CINE 5 gibi daha pek çok kanalda konuk veya haber olarak yer aldılar.  Son yıllarda üniversitelerde düzenlenen gençlik konserlerinin, yerel yönetimlerin halk konserlerinin, bayi toplantıları, kermesler, özel açılışlar, tanıtımlar ile dinletilerin aranan isimleri olan gurup bugüne değin pekçok yerde sahne almış. Bunlar arasında ODTÜ Bahar Şenliği, İzmir Fransız Kültür Merkezi, Manhattan Caz Bar, Kuşadası İskele, Prenses Hotel, Galata Şenliği, Yerebatan Sarnıcı, Cemal Reşit Rey Salonu, Bursa Kültür Park, Mimar Sinan Üniversitesi Bahar Şenlikleri, Taksim Meydanı, Uluslararası Adalar Festivali, 9 Eylül Tıp Fakültesi, İstanbul Parkorman, Sultanahmet Meydanı, İzmir AKM, Blagoevgrad Uluslararası Halk Müzikleri Festivali, Kırklareli Üniversitesi Bahar Şenlikleri, Edirne Belediyesi Yeniyıl Konserleri, Bergama Kermesi ve Hıdrellez şenlikleri gibi pekçok konser ve sayısız dinleti yer alıyor.

Dinleyicisine hakettiklerini fazlasıyla veren, onların konserden memnun ve yüzlerinde tebessümle ayrılmalarını çok önemsiyor Lüleburgaz TROCKYABLUES üyeleri. Dinleyicilerini hiç olmadık zamanlarda şaşırtarak konser süresince dingin kalmalarını sağlıyorlar. Bunun için bazen konser salonuna arka kapıdan bir sokak kumpanyası çalgıcıları edasıyla girerlerken, bazen de konserin son eserini çalarken seyircilerin arasından sahneyi terkedebiliyorlar. Asıl dinleyici için şaşırtıcı olansa, Lüleburgaz TROCKYABLUES üyelerinin salonun çıkışında dinleyicilerinin ellerini tek tek sıkıp her birine geldikleri için teşekkür etmek üzere bekliyor olmaları. Bu onların işlerine ve dinleyicilerine saygılarının bir yansıması olarak tebessümle karşılık buluyor konsere gelenler tarafından.

LüleburgazTrockyablues

Lüleburgaz TROCKYABLUES mahallenin bıçkın delikanlıları edasıyla takındıkları kasabalı duruşları ile yaptıkları müziği kendi toprağından, havasından, suyundan besleyen; “Sanat bir şehrin soyadıdır !” vizyonunu benimsemiş Lüleburgaz’dan değer alırken, öte yandan Lüleburgaz’a da değer ve bilinirlik katan bir müzik grubu. Onlar kendilerine “müzisyen” denmesine heveslenmeden, “çalgıcı” denmesini “nam” sayan; “Burgaz’ın Çalgıcıları”.

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail