Nedim Menekşe

Lüleburgaz ovasının orta yerinde kurulmuş Türkiye’nin en köklü en saygın eğitim kurumlarından biri olan Kepirtepe, 70 yılı deviren bir süredir Trakya’ya değer katmaya devam ediyor. Yolun beri tarafındaki yıkık harap durumundaki eski okula ait binalar, derslikler yolun karşısındaki yeni eğitim binalarıyla bakışıp durur senelerdir. İçlerinden birine girip dinleseniz, yıkık dökük o koridorlarda yankılanan tıpkı o şarkıdaki gibi “Bi devir muhteşemdik !” diyen köy enstitülü ilk kuşağının seslerini duymanız işten bile değildir. Eğer o zamana şahitlik etmiş birinden dinlemek isterseniz tüm hikayeyi, Nedim MENEKŞE ile tanışmalısınız.

Nasıl diyordu o şarkıda ?

“Ah, ne kahraman, ne cesur, ne güzel çocuklardık / Her yeni günü ümitle nasıl kucaklardık

Ah, kaldırımlar biliyor, bi’ devir muhteşemdik / Güz güneşinden hüzünlü, ilk yazdan şendik.”

NEDİM MENEKŞE

Nedim MENEKŞE Bulgaristan’ın Kırcaali ilçesine bağlı İğridere-Menekşeli köyünde 21 Nisan 1928 yılında doğar. Kopup geldikleri topraklara olan özlem ise ailenin soyadında yaşatılacak, yad edilecektir.

Hatırasını ömür boyu taşıyacağı bir dizi şansızlıkla gözlerini açar dünyaya Nedim MENEKŞE. 1928 yılı başlarında Türkiye’ye göç etmek üzere hazırlıklarını yapan ve pasaportlarını ona göre hazırlayan ailenin göç hazırlıkları Nisan ayı ortalarına kadar sarkar. Nedim MENEKŞE’ye hamile olan annesi onun Türkiye topraklarında doğacağını hayal etmektedir.

Kepirtepe Köy Enstitüsü © Nedim MENEKŞE Arşivi

Üç kız üç erkek evlattan en küçükleri olan Nedim MENEKŞE’nin dünyaya gelmesi sırasında yaşanan acı olay, birkaç saat süresince dahi olsa MENEKŞE ailesine ömürleri boyunca duyabilecekleri en derin acıyı tattıracaktır. Doğumu yaptıran kadın tırnağı ile doğum sırasında bebeğin başının arkasından iki kulak mesafesi boyunca boydan boya yarar. Başı neredeyse açık dünyaya gelen bebeğin yaşamasına kimse ihtimal vermez. Anne, insanı sarsan bir metanetle bebeğin başını yorgan iğnesine taktığı bir iplikle diker. Üzerini bir bezle kapattıkları bebeğin yaşayacağına ihtimal vermeyen anne birkaç saat sonra bebeğin örtüsünü kaldırdığında kendisine ışıl ışıl gözlerle bakan hayata tutunmuş yavrusuyla karşılaşır. Bir anne-evlat olmanın yaşattırabileceği hatıraların en özelini yaşamışlardır. Ve anne 103 yaşında hayata gözlerini kapayana değin, örtüyü kaldırıp hayata tutunmuş yavrusu Nedim MENEKŞE’nin gözlerinden başka torununun torununa ait ışıltılı gözlere bakabilmiştir. Başındaki yarığın gerçek hikayesini ise annesi ve babasını kaybettikten sonra öğrenecektir.

Nedim MENEKŞE, Kepitrepe’de öğrencileriyle, 1946 © Nedim MENEKŞE Arşivi

Gelgelelim göç hazırlıklarının sarkması, dolayısıyla ailede bir tek yeni bebeğin pasaportunun olmaması aileyi endişeye sevkeder. O sıra göç hazırlıkları devam eden bir yakınlarının yeni doğmuş çocuğu gibi gösterilip pasaport alabilen Nedim MENEKŞE ve ailesi onun doğumundan sadece 10 gün sonra anavatana ayak basarlar.

Türkiye’de nüfus kaydı üzerinde yeniden öldü gösterilen Nedim MENEKŞE, annesi yeni doğum yapmış gibi gösterilip, ailenin nüfus hanesine Lüleburgaz’dan 5 Haziran 1028 tarihiyle bir daha kaydedilir. Aile Lüleburgaz’a bağlı Ahmetbey köyüne yerleşir.

Nedim MENEKŞE Lüleburgazda, 1945 © Nedim MENEKŞE Arşivi

Okulla tanışması küçük yaşlarda olur. Evleri okula bitişik, dayısı Mehmet Salih ARI ise ilçede maarif memurudur. Ailenin öğretmenlerle ilişkileri iyidir. Ağabeyi okula giderken büyük bir merakla ona eşlik eden Nedim MENEKŞE’yi öğretmenler görmezden gelmektedirler. Oysa daha 5 yaşında okuma yazmayı sökmüşütür bile. Ne zaman ki ertesi yıl okula kayıt zamanı gelir, bu durumu dikkate alan okul yönetimi onu ikinci sınıftan okula başlatır.

1938 yılında 10 yaşında ilkokulu bitirir. Aynı sene Edirne’de köy çocukları için açılan “Trakya Köy Öğretmen Okulu” açılmış, köy köy gezerek öğrenciler aramaktadırlar. Sınavı başarıyla geçmesine rağmen, dönemin ilköğretim müfettişi Yalçın BİLGUVAR bu azimli, başarılı, zeki köy çocuğunu o okulun ağır programını kaldıramayacak derecede zayıf ve çelimsiz bulmuştur. Ertesi seneye kadar beklemesini salık vererek Ahmeybey’den ayrılır. Azim böyle bir şey olmalı…Derslerinden kopmak istemeyen MENEKŞE kayıtsız olarak 5. Sınıf derlerine girmeye devam eder. Sürekli çalışır, didinir, öğrenme heyecanını diri tutmaya devam eder. Ve 1939 yılında “Kepirtepe Köy Öğretmen Okulu”na kaydını yaptırır.

İşte o andan itibaren zamanın şahididir artık. Köy enstitülerinin -en çok da Kepirtepe’nin- ilk günlerine tanıklık edecek, o mayadan pişecek, ve o günlerden bugüne değin hayatın kıyısında değil tam da orta yerinde durarak çevresindekilere ilham üfleyecektir.

İsmet İnönü ve İsmail Hakkı TONGUÇ Kepirtepe’de

İlk gittiğinde okulun son kat inşası sürmekte, idareciler ise çadırlarda konaklamaktadır. 17 Nisan 1940 yılında okulun adı “Kepirtepe Köy Enstitüsü” olur. Kara-kepir bir arazinin orta yerinde taştan topraktan öte anlamı olmayan binalar değil, ülkesine tarifsiz bir duyguyla bağlı bambaşka bir ruh yükselmektedir.

“Okulun tüm işlerini kendimiz yapıyorduk” der anılarında Nedim MENEKŞE. Derken de, “Devletimize yük olmuyorduk.” diye sözlerini bağlar. Okulun inşasında çalışmaktadırlar, tarlaları ekmekte biçmekte, üretmektedirler. Marangozluk, dülgerlik, demircilik öğrenirler. Haftalık 22 saat kültür, 11 saat iş ve sanat, 11 saatlik tarım derlerini alırken aynı zamanda hayatı tecrübe ederek ve duyarak öğrenmektedirler.

Hala zayıf ve çelimsiz bir çocuk olması öğretmenlerini düşündürmektedir. Bu sebeple onu yoğun iş gücü gerektiren tarım derslerinde nasıl değerlendireceklerini bilememektedir. Tarım derslerinde yorulan arkadaşlarına tek tek bardaklarla su taşıdığı günler, işini ve sorumluluğunu bilen biri olmanın verdiği iç huzuruyla asla yük gelmez bu yüzden. Hayatında tebessümle hatırlayacağı en güzel günlerdendir bu günler; ola ki.

Arıcılığa yönelmesi tarım derleri sayesinde olur. Arıcılıkla ilgili edindiği bilgi, görgü ve tecrübe yıllar sonra karşısına çıkacak, Ahmetbey’de arıcılığın yayılması, bir iş kolu olarak köylüye öğretilmesinde büyük yararlılıkları olacaktır.

Nedim Menekşe ve arkadaşları “Arıcılık” dersinde öğretmenleri Mehmet Salih ARI ile birlikte 1942 © Nedim MENEKŞE Arşivi

Köy enstitülerindeki bu ruh öyle takdir görmektedir ki o yıllarda, onları cesaretlendirmek için okulu sık sık ziyaret edenler arasında İsmet İNÖNÜ, Hasan Ali YÜCEL, İsmail Hakkı TONGUÇ gibi isimler vardır. Çok değerli öğretmenlerinin her birini saygı ile yad etse de ikisinin yeri başka olacaktır. Son sınıfta okurken motor nöbetinde bir karbonmonoksit zehirlenmesine maruz kalır. Suni teneffüs yaparak onu hayata döndüren Kemal ÜSTÜN öğretmeni ile gece uyanık kalması için başucunda nöbet tutan, aynı zamanda okul müdürü İhsan KALABAY’ın eşi de olan Leman KALABAY’ı başka duygularla hatırlar Nedim MENEKŞE.

Öğretmenlerinin onlara ders verir gibi yaklaşmasından ziyade, onlara aşıladıkları ruhun önemini anladığına atıf yapar Nedim MENEKŞE bir anısında. Son sınıftadır. Disiplinli, sert mizaçlı, deneyimli KOCAÇINAR öğretmenin dersindedir. Öğretmenin verdiği kitaptan bir bölüm okuyup, kitabı geri iade ederken farkında olmadan öğretmen masasına bir parça yüksekten atar. Müfredattaki dersi bırakan öğretmeni ile hala görüştüğünü söyleyen Nedim MENEKŞE, öğretmeninin insanların davranışları üzerine ders boyunca yaptığı konuşmayı hiç unutamadığını söyler. Davranışlarımızı kontrol etmemizin önemi üzerine yapılan bu konuşmanın ehemmiyetini seneler sonra benzer başka bir olayda yine hissedecektir. Çok değil yakın bir zaman önce ülkemizin bir cumhurbaşkanının masanın orta yerine fırlattığı kitapçığın yarattığı çalkantıyı bir vatandaş olarak duyduğunda tarifsiz hisler içindedir. Sadece olaylar benzese de, davranışlarımızı kontrol edememenin suda büyüyerek dağılan dalgacıklar gibi tüm çevreye yayılıp kıyılarda nasıl tahribatlar yapabileceğini düşünür o an.

Nedim MENEKŞE 17 yaşında Kepirtepe’de öğrencileriyle © Nedim MENEKŞE Arşivi

Takvimler 29 Ekim 1944’ü gösterdiğinde cılız, çelimsiz, ayak yalın başı kabak çocuklar olarak geldikleri Kepirtepe’den tam 182 kişi; başları dik, kendilerinden emin, bilginin ve becerinin meşalesi ile tüm karanlıkları aydınlığa çıkaracak aydın birer eğitimci olarak köylere dağılırlar. Sanat araçlarını, öküz ve denklerini yanlarına almış 182 tazecik fidan; vücuda kan taşıyan damarlar gibi, yeni tohumları kepir topraklarla buluşturmak üzere kendi büyüdükleri köylere dağılıyordu. Onlar artık birer “köy öğretmeni”ydiler. Kırklarli ili emrine verilen köy öğretmenlerinden birisi de Nedim MENEKŞE’ydi.

Çok değil 2 ay geçmemiştir ki, bir yazıyla mezun olduğu Kepirtepe’ye geri çağırılır. Birkaç ay önce kapısından öğrenci olarak çıktığı, yuva gibi bildiği okuluna öğretmen olması, hazırlık sınıflarını okutması, müzik derlerine yardımcı olması isteniyordu.

31 Aralık 1944’de Kepirtepe’de öğretmenliğe başladığında, daha evvel öğretmenleri olan isimler artık eslektaşı olmuşlardı. Bir yıllık stajyerlik döneminde bir eğitimci olarak ihtiyacı olan deneyimi, birikimi, bilgi ve beceriyi artırabilmesi için ona en çok yardım eden ise, çok değil bir yıl kadar önce onun hayata dönmesini sağlayan öğretmeni Kemal ÜSTÜN olacaktır.

Zamanın zembereği işlerken, ülkedeki atmosfer de köy enstitülerinin aleyhine işlemeye başlar. Nedeni bilinmez bir şekilde, köy enstitülerinin ruhundan yetişmiş kadrolar tabiri caizse tasfiye edilmekte, onların yerine bu ekole yabancı, deneyimsiz, birikimsiz eğitimciler getirilmeye başlar. Tayinini isteyerek köyüne geri döner.. Takvimlerbu 1946’yı göstermektedir…

Köyüne dönüşünde tek değildir Nedim MENEKŞE. Kepirtepe’de ve eğitim sisteminde değişen durumdan sebep okuldan ayrılmasını salık verdiği bir kız öğenciyi hayat arkadaşı olarak seçecek, bugüne değin mutlulukla huzurla paylaşılmış 64 yıllık evliliğin temellerini atacaklardır. Öyle ki, o öğrenciyi okuldan ayırdığı için sicil notunu alamadığı için program geliştirmeye Amerika’ya gidecekler arasına seçildiği halde gidemez.

Köy Enstitülü öğretmen ve öğrenciler bir köy gezisinde. En sağda ayakta; Nedim MENEKŞE ve eşi Vahide MENEKŞE, 1947 © Nedim MENEKŞE Arşivi

Benzer bir şanssızlığı 1948 yılında yaşamıştır oysa. Geride bırakacaklarının geçimini teminde zorlanacağı düşüncesiyle Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümüne seçildiği, kaydını yaptırmasına dair bir yazı aldığı halde gidememiştir.

1947 ve 1949 yıllarında 2 oğulları, Bilgi ve Birol, 1951 yılında ise kızı Gönül dünyaya gelir. Ve o deyimi hep haklı çıkartan armut (!) dibine düşer. Çocuklarının hepsi öğretmenliği seçtiği gibi, onların eşleri de öğretmendir. 6 torun sahibi olur ve kız tornunun oğlunu da görür Nedim MENEKŞE.

Geçmişten Günümüze Kepirtepe Kitabı

Askerlik dönemi olan 1953-54 yılları, önce Polatlı Topçu yedek Subay Okulunda, ardından Hadımköy Topçu Taburu’nda geçecektir. Askerlik dönüşü yine köye döner. Halen mahalli ligdeki köy takımının kuruluşu ve köyde fenni arıcılık faaliyetlerinin başlatılmasında başrolde yine onu görürüz.

1957 yılının Haziran’ında ise talihi yaver gidecek, Gazi Eğitim Enstitüsü sınavlarını kazanarak bu hayalini gerçekleştirecektir. Olay ise tamamen bir şanstır. Bir yıl önce çıkan bir kanuna göre 30 yaşını aşarak yatılı hakkını kaybeden eğitim enstitüler için dışarıdan sınava girme hakkı tanınır. Oysa onun yaşı henüz 28’dir. Yaşını iki yaş büyüterek sınava girer, 3 sömestr sınavlarını vererek 1958 Eylül’ünde pedagoji bölümünü bitirir. Yardımcı dersi ise yine müziktir. Hoş, müzik hayatından hiç çıkmayacaktır.

Kırklareli ili emrine ilköğretim müfettişi olarak atanır. İlköğretim müfettişliği sırasında tarih şeritleri hazırlayacak, il ve ilçe haritaları yayınlayacaktır.

1964 yılında ise kendisi ve ailesi için daha ekonomik olduğu düşüncesi ile yeniden Kepirtepe’ye naklini ister. O zaman okulun adı Kepirtepe İlk Öğretmenokulu’dur.

“Köy Enstitüleri Gerçeği” Kitabı

1976 yılına çeşitli meslek derslerine girer, idari görevlerde bulunur. 1976 yılında yine eğitim enstitüler için kara günler baş gösterir ve Nedim MENEKŞE’nin deyimiyle “ Ecevit’in ak günleri” onlara hiç uğramaz. Sorgusuz sualsiz mesnetsiz bir şekilde Erzurum’a Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne atanır. Ailesinden uzak düşer. Üstelik’de çocuklarından birisi Edirne’de ikisi ise İstanbul’da okumaktadır.Bir ara tayinle İstanbul Vezneciler’de bulunan Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne nakledilir. 2 yıl süresince Lüleburgaz’dan İstanbul’a hergün toplam 300 km. yol giderek mesleğine tutunmaya çalışır. Kendisini en verimli hissetiğini söylediği çağda, 1978 yılında emekliliğini ister.

Emekli olduktan sonra bir süre bir müteahidle birlikte çalışır. 1985 yılında dersaneciliğe başladığında yardımcıları kendi çocukları olacaktır. Daha öncesinde geçirdiği kalp rahatsızlığını gidermek için 1997 yılında ameliyat olana değin Lüleburgaz’da dersanecilik yapar MENEKŞE ailesi. O yıllarda ismi vergi rekortmenleri arasında yer alır.

Kepirtepe’den devşirdiği ruhu hiç kaybetmez Nedim MENEKŞE. Sıhhatli bir nefes aldığı müddetçe üretmeye, bilgiyi ve edindiği deneyimleri yaymaya devam edecektir. 300ün üzerinde makalesi çeşitli mahalli gazete ve dergilerde yayınlanır. İşaret ettiklerinin başında eğitime dair düşünceleri yer almaktadır.

Nedim MENEKŞE Öğrencileriyle, 1946 © Nedim MENEKŞE Arşivi

1991 yılında bazı arkadaşlarıyla Kepirtepe’den mezun olanları bir araya getirmek gayesiyle “Kepir Günleri”ni başlatır. Bunu “Kepirtepeliler Eğitim Vakfı” izleyecektir. Sosyal çalışmalarda, birçok derneğin kuruluş aşamasında onun ismine raslarız. Görerek ve yaşayarak eğitimi bu kanalla sosyal hayata taşımaktadır.

Son olarak Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği’ nin kuruluşunda yer alır. “Lüleburgaz Emekli Öğretmenler Mandoin Grubu ve Korosu” nun da kuruluşu ve çalışmalarında yer alarak, faaliyetlerini derneğe bağlarlar.

Bir diğer taraftan ise kalem oynatarak zamana şahitlik eden kitaplarının altına imzasını atmaktadır. “Kuruluşundan Günümüze KEPİRTEPE” isimli kitabı bazı öğrencilerinin desteği ile 2000 yılında yayınlanır. Köy enstitülerin imecesi ile ortaya çıktığını söylediği 528 sayfalık ikinci kitabının ismi “Köy Enstitüleri Gerçeği.” Bu kitapta köy enstitüsü mezunlarının neredeyse tümüne yakının isimlerini bulabiliyorsunuz. Bazı eklemeler yapılan bu kitap ikinci baskısını yapmaya hazır halde bekliyor. “Köy Enstitülerinin 70. Yılı” isimli köy enstitüleri ekseninde günümüz eğitim sistemine dair değerlendirmeler yapan 3. kitap ise baskıya hazır.

Nedim MENEKŞE mandolin grubu ile bir konserde, 2010, Lüleburgaz © Özcan ÇELTİKLİ

“Eğitim şart !” sözü boşuna söylenmemiş diye düşünenlerden Nedim MENEKŞE. Şimdiki eğitim sistemimiz adında “eğitim” olmasına rağmen sadece öğretiyor. Bu da beraberinde ezberi getiriyor. Oysa yaşayarak, duyarak, deneyerek öğrendiklerimizi hayata uygulayamazsak eğitimin içini doldurmak mümkün olmuyor. Çiçeğe dokunmadan istediğiniz doğa kompozisyonlarını yazdırmış olun önemi kalmıyor. Birbirimizi anlamadan, dinlemeden, eleştiriye açık olmadan istediğiniz kadar insan hakları dersleri vermiş olun, bir arpa boyu yol gidebilir misiniz ? Daha okula adım attığınız anda tek maksat üniversite sınavı kazanmak diye güdülenmiş bir nesili, iki problem fazla çözmek için resim, müzik vb..sanat gibi hayatı estetik yönleriyle duyacağı derslerden uzaklaştırarak eğitimi tamamlamış olamazsınız.

Ve, daha pek çok örnek verlebilir bu konuda.

Hayat hikayesine bu sayfalardan yer verdiğimiz Nedim MENEKŞE, büyük bir aşk ve tarifsiz bir ruhla görevlerini yapmış o ilk nesil köy enstitülerden sadece birisi. Bir çoğu artık hayatta olmasalar da, Trakya’ya değer katmış Kepirtepe gibi köklü bir eğitim kurumundan ve Kepirtepe gibi Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış köy enstitülerinden yetişmiş o kuşağın ruhu , Nedim MENEKŞE’nin kalbinde atıyor. Hala bir şeyler yapmak, hayata bir artı değer daha katmak için çarpan o kalp, bugün yeni bir kuşağa ilham üflemeye devam ediyorsa, bu bile Nedim MENEKŞE’yi sayfalarımıza taşımaya yetiyor da artıyor.


Yazı : Dinçer ALABAŞOĞLU

Arşiv fotoğraflarındaki katkısı sebebiyle Birol MENEKŞE’ye teşekkürlerimizle…

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail