Orhan UYANIK’ın Kaleminden; İğneada’yı Sevmek

Orhan UYANIK “Cennetim…” dediği İğneada’yı kendisine has derin bir hissedişle tutkuyla seven bir doğasever olduğu kadar, sadece İğneada için değil doğaya dair her mecerada fikirleri ve girişimleriyle bir kanaat önderiydi. Onun mecnun gibi sevdiği İğneada’sına dair yazdıklarını, vefatının ardından tüm doğa severlere ve İğneadalılar’a vasiyet kabilinden sayfalarımıza taşırken, ona bu coğrafyaya yaptığı tüm katkılar için bir defa daha teşekkürlerimizi sunuyor, minnet duygularımızı rahmet beklentimize ekleyerek ardından uçuruyoruz.

İşte onun kaleminden “İğneada’yı sevmek…”

İĞNEADA’YI SEVMEK…

Her şeyden önce İğneada’yı hiçbir karşılık beklemeden kayıtsız ve şartsız olarak çok ama çok sevmektir.

İğneada’yı sevmek demek sadece havasını, suyunu, insanını, kuşunu böceğini, çiçeğini, denizini, sahilini sevmek değildir.

Bir başkadır İğneada sevgisi, bir başkadır karasevdası bu küçük beldenin.

İğneada’yı sevmek demek ecdat yadigârı bu toprakları kutsal bilmek demektir. İğneada’yı sevmek demek bir çiçeği koklarken ya da güzel bir şarkıyı dinlerken aldığınız hazzın aynısını, hatta daha fazlasını hissetmektir. Sevdalanmak demektir. Özlemek demektir.

Allah’ın bize bahşettiği dünyanın bu nadir ekosistemler birliğinde yaşamanın çok büyük bir nimet olduğunu hiçbir zaman unutmadan şükrederek korumak, kollamak, üzerine titremek demektir.

İğneada’yı sevmek demek; evinin önünü süpürmektir, çöpünü sokağa atmamaktır. Atanları uyarmaktır.

Evinizin bahçesinde, balkonlarınızdaki saksılarda bin bir renkli çiçekler yetiştirmektir, onlarla konuşmaktır. Her biri ormanlarımızın vazgeçilmez süsü olan geyikleri, karacaları, tavşanları, kuşları “av sporu yapma” safsatasına sığınarak öldürmemektir.

Göçmen kuşlara göç zamanı “Güle güle!” demek, ilkbaharda döndüklerinde çocuklar gibi sevinerek “Hoş geldiniz, çok özledik sizi.” diyebilmeyi içinizde hissedebilmektir.

Çok uzaklarda sıla özlemiyle yaşarken hele hele birkaç yıl uzak kalmışsanız bir gün bir yerde İğneada’nın resmini gördüğünüzde burnunuzun sızlaması, boğazınızın kuruması, gözlerinizin yaşarmasıdır.

Yine çoook uzaklarda bir yerlerdeyken aydan, güneşten, yıldızlardan kerteriz alarak İğneada’nın ne tarafa düştüğünü ya da bayrama kaç gün kaldığını hesaplamaya çalışmaktır İğneada sevgisi.

İğneada’yı sevmek demek ineğinizin komşunun bahçesine girmemesi için çok dikkat etmek demektir. Komşumuzun bin bir emekle, merakla ve zevkle yetiştirdiği çiçekleri, gülleri, ortancaları, satacağınız sütten, yoğurttan ya da danalardan, düvelerden kazanacağınız paradan önce düşünmek ve önemsemektir.

Belki çok başka şehirlerden, köylerden gelmiş olabilirsiniz. Hatta annenizin babanızın yakınlarınızın mezarları da oralarda kalmış olabilir. Ama siz burada yepyeni bir hayat kurmuşsunuzdur ve çocuklarınız, o biricik varlıklarınız burada doğmuş, burada okula başlamış, burada büyümüşlerdir. Onları kendi doğduğunuz, büyüdüğünüz yerlere götürseniz inanın ki etrafa yabancı yabancı bakacaklardır. Belki de birkaç yakın akrabanızdan başka kimseyi tanımadıkları için de bir iki gün sonra sıkılacaklardır. Ve yine bu küçük beldeye bir an önce dönmek isteyeceklerdir. Özleyeceklerdir. Zira buradaki sokaklarda koşup oynamışlar, buradaki bahçelerdeki ağaçlardan erik toplamışlar ya da sahilde midye kabukları ile oynamışlar, denizin üzerinde taş kaydırmışlardır. Ve çok doğaldır bu toprakları, bu denizi, bu havayı özlemeleri. Çünkü onlar buraya ait olduklarını günler geçip büyüdüklerinde daha fazla hissedeceklerdir benliklerinde. Kim bilir biraz daha büyüdüklerindeyse belki de buradan askere uğurlanacaklardır davullarla zurnalarla. Ya da gelin olacaklardır telli duvaklı…

İğneada’yı sevmek demek sahiplenmektir, bu güzel coğrafyanın bir parçası olduğunuzu ve aidiyet duygusunu taa içinizde hissetmektir. Güzel bir insan olmaya çalışmaktır; düşüncelerinizle, hareketlerinizle, yaptıklarınızla…

“İğneada Benim Cennetim” diye haykırmaktır avazınızın çıktığı kadar içtenlikle, coşkuyla…

Birileri seni anlayamasalar da, ya da o küçük beyinlerindeki küçük hesapları nedeniyle dışlamaya çalışsalar da.

Pes etmeden,

Vazgeçmeden,

Hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmadan,

Çekinmeden,

Bu cenneti korumak, kollamak adına, bazen bir şövalye olmaktır.

Gerektiğinde Donkişot gibi yel değirmenleriyle savaşmaktır.

İnsan olmanın verdiği onurla…

Sonuna kadar,

Sapına kadar,

Ve adam gibi,

Seni “Boş işlerle uğraşıyor..” diye eleştirenlere inat…

ORHAN UYANIK


Fotoğraf : Işıl COŞKUN ( Vizördeki Hayatlar – İğneada Fotoğraf Gezisi -2009 )

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail