Paylaşılamayan EDİRNE KIRMIZISI

Orkun AKMAN, koltuğunun altında birden çok karpuz taşıyan, çevresine başka duyarlılıkla bakan, Trakya ile ilgili mevzularda ismini günden güne daha fazla duyacağımız şüphe götürmeyen genç bir isim. Edirne Hudut Gazetesi‘nde kalem oynatan AKMAN, köşesinden yayımladığı kültür, sanat, spor, çevre ve turizm eksenli yazılarıyla bu kadim kentin sorunlarına bakış açıları ve önermeler getiriyor. Edirne Doğa Sporları Kulübü Derneği ( EDOSK ) ile Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği ( ETTDER ) gibi sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmalarıyla Edirne için yeni değerler üretiyor. Öte yandan kelimenin tam manasıyla bir modern zaman gezigini. Tadını çıkarta çıkarta deneyimlediği yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerini kendisine ait olan blogunda çarpıcı bir dil ve ona omuz veren fotoğraflarla paylaşıyor. Mutlaka takipte kalın.

Orkun AKMAN, Mart ayının ortalarında üç günlük bir yazı dizisi olarak Edirne Hudut Gazetesi‘nde yayımladığı “Paylaşılmayan Kırmızı” yazısıyla Edirne’nin pek de bilinmeyen bir değeri ile bizleri buluşturdu. Özellikle sosyal medya mecralarında tüm dikkatleri üzerine toplayıp, bu araştırma yazısını geniş bir kitleye ulaştırmayı başaran AKMAN, incelik gösterip yazıyı Trakya Gezi Rehberi okuyucuları ile de paylaştı. Sayfalarımıza kattığı değer için kendisine sonsuz teşekkürler ediyor, sizleri Orkun AKMAN‘ın bu kıymetli yazısıyla başbaşa bırakıyoruz.

PAYLAŞILAMAYAN KIRMIZI

Orkun AKMAN

İddialı kadrosuyla ön plana çıkan Ferzan Özpetek‘in son filmi ‘İstanbul Kırmızısı’ gündemi meşgul ededursun, tarih kitaplarının tozlu sayfalarında Edirne’nin dünya literatürüne kabul ettirdiği bir rengi olduğu ortaya çıktı: Edirne Kırmızısı…

Uluslararası literatürde Fransızca ismiyle “Rouge d’Andrinople” olarak anılan ve Sanayi Devrimi sonrası Avrupa’da önemli birçok tekstilcinin dikkatini çeken ‘Edirne Kırmızısı’, 1700’lü yılların ortalarında yaşanan bir casusluk faaliyetinde de başrolü oynuyor…

Dünyaca ünlü yönetmen Ferzan Özpetek‘in ‘İstanbul Kırmızısı’ filmindeki kırmızının aslının ‘Edirne Kırmızısı’ olduğunu biliyor musunuz? Edirne’nin kırmızı renkle ilişkisinin tarihi bir geçmişi ve dayanağı olduğu pek de bilinen bir gerçek değil. ‘Edirneliler kırmızıyı sever’, ‘Edirne’nin boyacıları ünlüdür’ şeklinde hepimizin kafasında bazı klişeler yer etmiştir de çoğumuz bunun nedenini bilmeyiz. Hatta merak bile etmemişizdir.

Bu yazıda; ilk kez 15’inci yüzyıldan itibaren Edirnekari ustalarının kullanmaya başladığı ‘Edirne Kırmızı’sının (Rouge de d’Andrinople) nasıl olup da casusluk faaliyetlerine konu olacak kadar üne kavuştuğuna, o yıllarda Sanayi Devrimi’ni tamamlayan Avrupa’da nasıl en gözde renkler arasına girdiğine değinmeye çalışacağım.

Bazı renkler; leylak, menekşe moru gibi adlarını çiçeklerden alırken Anglais (İngiliz rengi), Turquoise (Turkuaz) gibi bazı renkler ülkelerden, Bordeux (Bordo) ve Rouge de d’Andrinople (Edirne Kırmızısı) gibi renkler de adlarını şehirlerden alıyor. Avrupa’da ilk başlarda Türk Kırmızısı, (İngilizce Turkey Red, Fransızca Rouge de Turc) olarak bilinen Edirne Kırmızısı, çok zahmetli bir boyama sürecini içeren ve uğrunda çok emek ve paranın harcandığı, sırrını çözene ödüllerin verildiği tarihsel bir renk olarak dikkat çekiyor. Ve Edirne Kırmızısı, Fransız Édouard Delamare’in deyimiyle, Fransa’da pamuk kullanımının yaygınlaşması sonucu sırrı çözülmesi zorunluluk haline gelen bir renk halini alıyor.

Fransa’da iki Edirneli boyacı

Avrupa’da Türk Kırmızısı olarak bilinen bu renk başarılı olarak ilk defa Fransa’da 1740’lı yıllarda üretiliyor, ‘Edirne Kırmızısı’ olarak yeniden adlandırılıyor ve izleyen yıllarda da boyama, mordanlama ve beyazlatma teknikleriyle ticari olarak uygulanabilir hale getiriliyor. Yakın Doğu’daki kök boya üretimin kopyalanmasında ve madderin özelliklerinin Avrupa’da öğrenilmesinde etkili olan gezgin, girişimci ve mucit Claude Flachat‘ın hayatını araştıran Liliane Pérez, Flachat’in Doğu Akdeniz’de(Levant) uzunca bir süre kaldıktan sonra 1756 yılında Fransa’ya dönerek Lyon’a yakın bir bölgede bulunan Saint Chamond‘da bir Türk Kırmızısı boyahanesi kurduğu bilgisine ulaşıyor. Hatta Flachat, İstanbul’dan iki kalaycıyı, İranlı bir eğirmeciyi, İzmirli bir hallacı, iki Ermeni mordan ustasını ve iki de Edirneli boyacıyı Fransa’ya yanında götürüyor. Bazı kaynaklarda Türk Kırmızısı’nın Edirne Kırmızısı olarak yeniden adlandırılmasında bu Edirneli boya ustalarının payı olduğu görüşü ön plana çıkıyor.

Bir başka kaynağa göre ise; Avrupalı kimyager ve boya imalatçıları, Sanayi Devrimi’nin Avrupa’da yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte büyük ölçekli tekstil imalatında kullanılabilecek yeni kırmızı boyalar araştırmaya başlıyor. Kimyager ve imalatçılar, 18’inci ve 19’uncu yüzyılın başlarında Türkiye ve Hindistan’dan Avrupa’ya ithal edilen popüler renklerden biri olan ve günümüzde Fransa’da Rouge de d’Andrinople olarak bilinen Türk kırmızısına ulaşıyor.

1740’lı yıllardan itibaren İngiltere, Hollanda ve Fransa’da pamuklu kumaşların boyanmasında ve baskısında kullanılan rengin hammaddesi rubia bitkisinin kökünden elde edilirken kumaş Avrupa’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan ve Amerika’ya yaygın olarak ihraç ediliyor ve 19’uncu yüzyıl Amerika’sında geleneksel yamalı yorgan yapımında yaygın bir şekilde kullanılıyor. Kumaşın boyama işlerinin zeytinyağı, koyun gübresi ve diğer içeriklerin küllü suda birden fazla kez yıkanması sonucu oluşan uzun ve karmaşık bir süreç olduğu belirtilirken bu işlemin pamuğa mükemmel uyan parlak ve kalıcı bir kırmızı renk elde edilmesini sağladığı ifade ediliyor. (wikipedia)

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Ve Moda Tasarım Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Leyla Yıldırım, 2014 yılında ‘Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi’ne yazdığı “Avrupa Tekstil Baskıcılığının Gelişiminde Türk Kırmızısı’nın Rolü” isimli makalesinde Edirne Kırmızısı’ndan “Çok zahmetli bir boyama sürecini içeren ve uğrunda çok emek ve paranın harcandığı, sırrını çözene ödüllerin verildiği tarihsel bir renk” diye bahsederek rengin önemini bir cümleyle özetliyor aslında.

Fransa’da yayımlanan Histoire D’entreprises dergisi, Edirne Kırmızısı: Bir Endüstriyel Casusluk Hikayesi başlığını kullanarak yayınladığı bir makalede şu önemli cümleleri kullanıyor:

18’inci yüzyılda Türk pamuklu ürünleri son derece ünlü olup ve Doğu tekstil sanayi için önde gelmekteydi. O yıllarda pamukla olan uyumu ve göz alıcı rengi nedeniyle epey tercih edilen bir renk olan Edirne Kırmızısı tekstilcilerin de bir hayli dikkatini çekiyor. Kaliteli kumaşlara kolaylıkla ulaşabilen firmalar, onca uğraşa rağmen bu rengi bir türlü elde edemiyor. Dokumada kaliteyi ve en güzel renkleri yakalayabilme amacıyla Edirne Kırmızısı’nın sırrı büyük bir titizlikle saklanıyor. Ta ki Fransızlar İzmir’deki kuru temizlemeci Rumları parayla tutana kadar…

Bunlardan biri, Robert Dugard’dı. Kraliyete çalışan bir dokumacı olarak çalışan Dugard, özel izinle 1747’de Fransa’da ‘Edirne İşi’ denen bir üretimi gerçekleştirmek üzere imalathane kuruyor. On yıl boyunca da bu sırrın yurtdışına sızmasını engellemek ve çok sayıda işçi istihdam etmek kaydıyla üretim ve ticaret hakkını alıyor. Dugard, ortağı Pierre Dharistoy’la birlikte hayli gizli biçimde bu dokuma renginin üretimini sürdürüyor. Hatta bu ortaklar, rengi, üzerinde şirket mührü bulunan gizli tuş bölmeli bir kapta tutarak diğer tekstilci ve boyacılardan gizliyor.  Kraliyet Bilimler Akademisi‘nin gözetiminde iyileştirilmesi gereken boya yeterince iyi olmaz ve bez ustası Fesquet bozuk kumaşları satamayınca işi aniden bırakır ve imalathane 5 Nisan 1756’da kapanır. Eski ortaklar arasında bir dava süreci yaşanır ve sonuçta 21 Aralık 1756’da tekel Flachat kardeşlere verilir. Bunlar Yunan işçileri sayesinde boyanın sırrına da vakıftırlar. Böylece Saint Chamond’daki Kraliyet Manifaktürü, Doğu Akdeniz‘den (Levant’tan) kırmızı pamuklu ithalatlarını engelleyecek meşaleyi yeniden ele alır.

Darnetal’deki manifaktürden, sadece Dugard kaynaklarından ulusal arşivlerde iş dünyası ile ilgili olarak muhafaza edilen belgeler (1996 066-ex62 AQ) kalır. Sonuçta Rouen’da yaşayan Dugard ailesi, armatör olmadan önce, 17’nci yüzyılın başından bu yana kumaş ticareti yapmaktadır ve Martinique ve Saint Domingue‘de çok sayıda firma kurmuştur. Bu ailenin arşivleri 50’li yılların başına kadar Lahaye Aubrée‘de (Eure) kendilerine ait Bonneval Şatosu‘nda saklanmıştır. Yeni mal sahibi onları 1953’de ulusal arşivlere bağışlamıştır. 

Kaynaklara ayrılan 5 metre sıranın 2 metresi Darnetel Manifaktürü ile ilgilidir. Burada sosyal kağıtlar, muhasebe cetvelleri, ayrıca tedarikçiler, müşteriler ve tüccarlarla yapılan yazışmalar bulunmaktadır (Le Havre, Marseille, La Martinique, Saint Domingue). Hatta bu arşivlerde, Edirne kırmızısının üretiminde söküotu, mazı, şap, zeytinyağ ve beyaz sabun gibi malzemelerin kullanıldığı da yazmaktadır.

“1740 yılında Fransa, her yıl Levant’dan (Doğu Akdeniz) 5 bin – 6 bin balya kırmızı kumaş ithal etmekteydi. Hatta kendi yerli üretiminin bir parçası olan yünlü ve pamukluları, boyanmak üzere, kök boya / Türk Kırmızısı’nı başarıyla üreten Türkiye’ye göndermekteydi. Fransız topraklarında Türk Kırmızısı üreten boyaha-nelerin Levant’dan gelen Yunan ve Türk boyacılarla kurulması girişimi şaşırtıcı değil. Kök boya, indigo ve Hindistan’dan çok daha fazla Türkiye’nin özellikle de kullanımı ve ticari sömürüsü hakkında kesin bilgi sağlayan Levant’ın uzmanlık alanı olmuştur.” (Lowengard, 2006; Riello, 2010: 1-28’den)

Edirne Kırmızısı uğruna verilen mücadeleler

Leyla Yıldırım, makalesinin bir bölümünde Lowengard‘a dayandırdığı bilgiler doğrusunda Avrupalıların Türk Kırmızısı’nı elde etmek için 1740 yılına kadar yoğun çaba harcadıklarına ve bu süre zarfında birçok problemle karşılaştıklarını söylüyor. Çünkü o yıllarda Türkiye’de uygulanan boyama süreci hem pahalı hem de yoğun emek gerektiriyor. Rengi elde etmek birçok ön işlem sonrası bazen haftalarca sürebiliyordu. Ayrıca bu süreci 18’inci yüzyıl Avrupa’sındaki baskı ve boyama tekniklerine uygulamak da bir sürü emek gerektiriyordu.

 Yine Leyla Yıldırım, Lowengard‘u kaynak göstererek, Avrupa’daki Türk Kırmızısı üretiminin 19’uncu yüzyıl pamuk endüstrisinin bir başarısı olarak kabul edildiğini ve bu rengin üretiminde endüstrinin gelişmesi için gerekli olan tekniklerin ve üretim süreçlerinin transfer edilmesinin eş zamanlı bir çabanın sonucu olduğunu ifade ediyor.

Sonraki yıllarda Avrupa’yı bir kırmızı modası sarıyor. 1760’lı yılların başlarında İsviçre’de, 1768 yılında da Amsterdamlı iki tüccar, Hollanda’da yaşayan bir Türk usta ile beraber Türk Kırmızısı boyahanesini açıyor. Boyama ile ilgili birçok sonucun ve reçetenin dolaşması, birtakım düzenlemeler yapılmasına neden oluyor. Lowengard’a göre Fransa’da 1765 yılında Imprimerie Royale bu boyama ile ilgili bir talimatname basıyor. Talimatnameyi basmadaki amaçlardan biri de kök boya üretiminde belli bir kaliteyi yakalama isteği idi. Çünkü birçok boyacı, orijinal Andrianopolis kırmızısını ya da, o dönemde boyacılar tarafından Adrianopolis olarak adlandırılan rengi elde edebildiklerine inanmıştır. Ancak çok azı, bu özel işlem gerektiren Türk formülünü başarabilmiştir.

1777 yılında Flamanca yazılmış ve Fransızca çevirisi Mémoire surla teinture en noir olan bir kitapçıkta da bu konuya önemle değinilmiştir. Dolayısıyla kök boya ile boyama yöntemi hem bir casusluğun ana sebebi olabileceği gibi, boya endüstrisindeki sırların öğrenilmesi için bir casusluk tekniği olarak da kullanılmıştır. İngilizler 1770 civarından itibaren karşı kıyılardan bu teknolojiyi ithal edebilmek için büyük çaba harcamışlar. Hatta Louis Borelle’nin bu uygulamanın tanıtımını yapmak için 1781’de Fransa’dan İngiltere’ye gittiği bile olmuştur.

Travis’e göre İngiltere hükümeti İngiliz endüstrisinin yararına sırlarını ortaya çıkarması için Fransız Borelle ve kardeşine 2 bin 500 £ ödemiş ancak uygulama başarılı olamamıştır (Travis, 1994: 28).

1780’lerin ortalarında ticaretteki geçici durgunluktan dolayı, çoğu Norman-diya’dan birçok Fransız boyacı İngiltere’ye göç etmiştir. 1786 yılında Manchester’ı ziyaret eden Normandiya Ticaret Odası’nın durum tespit komisyonuna göre yaklaşık 20 boyacı buraya yerleşmiştir” (Howcraft, 2013).

“Bu göçmenlerden en iyi tanınanı Pierre Jacques Papillon’dur. Papillon, 1785’de Manchester tekstil komitesinin önde gelen üyesi Mr. Philips’e bir mektup yazmış ardından ziyaretine gitmiştir ancak Türk Kırmızısı’nı boyayabilme yeteneği Mr. Philips’i memnun etmesine rağmen Manchester Ticaret Odası, Türk Kırmızısı yöntemini halkın kullanımına yaymak için, 1781 yılına doğru İngiltere’ye gelen ve 2 bin 500 £’luk prim alan Borelle’le çoktan görüşmüştür. Papillon da, Glasgow’un önde gelen iş adamlarından David Dale ve George Macintosh’la bir ortaklık kurmuş, kısa sürede birçok kişi onlara katılmıştır.” (Colouring the Nation, 2013)

1776 yılında Pouce ve Archalat adında iki Parisli tüccarın devlet desteği ile Edirne’den birkaç Yunanlı boyacıyı kiralamasıyla sonraki süreçte tekstilciler arasında sıkı bir rekabete dönüşecek olayların ilk adımı atılıyor. Hatta olaylar, casusluk derecesine kadar varıyor. Leyla Yıldırım; Lowengard, Delamare, ve Guineau’ya dayandırarak o dönemki casusluk olaylarını şu şekilde anlatıyor :

1783 ve 1791 yılları arasında ise Türk Kırmızısı üretim süreci ile ilgili onlarca izin alınmış” (Lowengard, 2006) ve böylesine peşinden koşulan bir renk için, çok fazla endüstriyel casusluk olayı yaşanmıştır. Belki de gerçek reçetenin saklanması için farklı farklı reçeteler piyasada dolaşmıştır. Teknik, Anadolu’dan Fransa’ya geçse de Avrupa’daki rekabet, her ülkenin kendine göre bir takım avantajlar sağlamasına neden olmuştur. “Fransa’da bir baskı fabrikası bulunan sanayici Oberkampf, yöntemlerini geliştirme isteğiyle rakiplerinin boyama teknikleri ayrıntılarını öğrenmek için yeğenlerini Glascow’a yollamıştır. İngiltere ve Fransa arasındaki ekonomik savaştan dolayı mektupların ve belgelerin sınırdan geçirilmesi için her şey, sahte kırmızı boyayla renklendirilmiş bir şap eriyiğle pamuklu kumaş üstüne yazılmış ya da çizilmiştir. Sirkeye batırıldığında bütünüyle kaybolan yazı ve çizimler, şap emdirilmiş kumaşın gideceği yere vardıktan sonra kök boya ile boyanmasının ardından tekrar okunabilir hale gelmiştir.” (Delamare ve Guineau, 2007: 141)

Edirne Kırmızısı Avrupa’yı ve özellikle İngiltere’yi öyle etkiliyor ki Manchester merkezli ‘The Society of Arts’ derneği rengin en iyi ve en doğru şekilde elde edilebilmesi için bir yarışma düzenlemeye karar veriyor. Manchester’da boyacı olan John Wilson da 1761 yılında en iyi Edirne Kırmızısı‘nı ürettiği için, iki yıl sonra da daha parlak renk elde ettiği için dernekten iki defa ödül kazanıyor.

Türk Kırmızısı tasarımları üreten firmalar, üretim süreçleri, siparişleri ve tasarımları hakkında tuttukları kayıtlarıyla tekstil tarihine büyük bir kaynak sağlamışlardır. The National Museums Scotland‘da Türk Kırmızısı adı altında yer alan koleksiyon, 200 kadar ciltli ciltsiz kaynak ile boyalı ve baskılı tekstillerden oluşan 40 bin parça içeriyor.

Doğu’dan gelen deneyim Avrupalıların sistematik ve rekabetçi yapılarıyla birleşerek Türk Kırmızısı endüstrinin doğuşuna tanıklık etmiş ancak gelişmenin ve değişimin durdurulamaz yönü, elde edilen sonucun kalıcı olmasını engellemiştir. Türk Kırmızısı Endüstrisi, varlığını kök boya gibi bir doğal boyaya borçlu olduğundan, sentetik boyaların üretilmesiyle düşüşe geçmiş ve bitmiştir. Sektörün ardında bıraktığı örnekler ise Avrupa’nın endüstri tarihine ışık tutmakla kalmayıp, farklı coğrafyalarda üretilen değerlerin nasıl dünya kültür mirasına dönüştüğünü göstermektedir… Avrupa tekstil endüstrisinde epey önemli bir yere sahip olan ve kimi kaynaklarda Türk Kırmızısı, kimi kaynaklarda ise Edirne Kırmızısı olarak adı geçen bu renk ayrıca sanat dalında da oldukça revaçta.

İçinde geçen ‘Edirne’ kelimesi ile sadece geleneksel Türk el sanatlarında da önemli bir yere sahip Edirnekari için de önemli bir yere sahip olan Edirne Kırmızısı‘na ait bir kumaş baskı, Fransa’nın müzeleriyle ünlü Mulhouse şehrindeki Emprime Tekstil Müzesi‘nde (Musée de l’impression sur étoffes) sergileniyor…

Adını duyar duymaz, varlığını öğrenir öğrenmez büyük heyecan duyduğum ve kalemim döndüğünce sizlere kaynak belirterek aktarmaya çalıştığım Edirne Kırmızısı, 10 yılı geride bıraktığım meslek hayatımdaki ilk araştırma yazım  olması nedeniyle benim için de özel bir yere sahip oldu. Biraz da sabırsız davranarak aceleye getirdiğim yazı dizisinin sonuna gelirken, uğruna türlü türlü casusluk faaliyetlerinin yapıldığı, yine uğruna ödüllü yarışmaların düzenlendiği ve en önemlisi de dünya literatürüne ‘Edirne’ adıyla geçen bir rengin Edirne’de daha ön planda olması gerekliliği duruyor önümüzde.

Edirne Valiliği ve Edirne Belediyesi başta olmak üzere, Trakya Üniversitesi, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası, hatta Trakya Kalkınma Ajansı gibi kurumlar Edirne Kırmızısı‘na sahip çıkmalılar, çıkmak zorundalar. Artık bununla ilgili akademik araştırmalar mı yapılır ya da ulusal / uluslararası sempozyular mı düzenlenir bilemiyorum ancak şunu söyleyebilirim, eğer yukarıda saydığım kurumlar ve bu kurumların başındaki insanlar, bu renge sahip çıkarsa, eminim ki Edirne’nin rengi de değişecektir…

Yazının sonuna gelirken kaynak konusunda büyük katkı sağlayan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Ve Moda Tasarım Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Leyla Yıldırım‘a, yazmam konusunda beni cesaretlendiren, hatta fikri bir zehir gibi bana salan Turizmci Aydemir Ay‘a, Fransızca çeviriler konusunda yardımlarını esirgemeyen Ozan Torun‘a, söz konusu Edirne olunca her zaman başvurduğum ww.edirnetarihi.com sitesinin sahibi, Araştırmacı – Tarihçi Cengiz Bulut‘a ve yazıyla ilgili ulaştığım her detayda benimle birlikte heyecanlanan sevgili patronum Gazeteci Gönül Uyanıktır‘a sevgilerle…

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail