Şehirler
Giriş Formu
İstatistik
Üye : 267İçerik : 356
Ziyaretçi Sayısı : 810035
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 75 ziyaretçi çevrimiçi| Gelibolu |
|
|
|
Gelibolu Korudağ silsilesi ile Bolayır arasında Saros körfezinin ucundan itibaren uzanan Evreşe ovasında geniş çöküntü düzlüklerine sahipken, yarımada kıstağının başladığı yerden itibaren Eceabat yönüne doğru yüksekliği 250 metrelere varan dalgalı tepelere ev sahipliği yapar. Bitki örtüsünü Trakya ve Ege bölgelerinin geçiş iklimi özellikleri belirler. Özellikle kışları boğazdaki yoğun sisler ilçenin karakteristik iklim özelliklerindendir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına göre 2008 yılı nüfusu ilçe merkezinde 27.160, belde ve köylerinin 17.463 kişilik nüfusuyla toplamda 44.623 nüfusa sahiptir. Gelibolu 3 belde ve 25 köye sahiptir. Gelibolu’nun beldeleri : Bolayır, Evreşe, Kavakköy Gelibolu’nun köyleri : Adilhan, Bayırköy, Bayramiç, Burhanlı, Cevizli, Cumalı, Çokal, Değirmendüzü, Demirtepe, Fındıklı, Güneyli, Ilgardere, Kavaklıtepe, Kalealtı, Karainebeyli, Kocaçeşme, Koruköy, Ocaklı, Pazarlı, Süleymaniye, Sütlüce, Şadıllı, Tayfur, Yeniköy ve Yürüce.
Bizanslılar dönemi çeşitli iç kargaşalıklar ve politik ayak oyunlarıyla geçer. O dönem Kallipolis-Gallipolis ( Güzel şehir…) ismiyle anılan şehir bu çekişmelerden zararla, yıkımlarla çıkar. Paleologos hanedanı Gelibolu’da Bizans adına yönetimde yer almaktadır. Buraya Bizanslılar tarafından yerleştirilen Katalanlar, zamanla Bizans için sorun olmaya başlayınca Anadolu’daki Türk beylikleriyle bağlantıya geçerek Bizanslılara karşı kendilerini güvenceye almak isterler. Gelibolu Cenevizliler gibi; Karasi, Aydın ve Saruhan gibi Anadolu beylikleri tarafından da zaman zaman kuşatılarak mukavemet testine tabi tutulur. Bu saldırıların sıklaşması Bizanslılar’ı telaşlandırınca, o bildik Bizans kurnazlığına başvuran dönemin Bizans imparatoru Kantakuzen kızını Anadolu’da etkisi yükselmeye başlayan Orhan Gazi’yle evlendirir. Bu ilişkileri kullanan Bizans, Balkanlar’dan gelen Slav baskılarını da Osmanlı’nın yardımıyla bertaraf eder. 1352 yılında Dimetoka savaşında Gazi Süleyman Paşa’nın yardımlarıyla Edirne kurtarılınca, Bizans kendini güvende hissetmek düşüncesiyle Gelibolu yakınlarındaki Çimpe kalesini Süleyman Paşa ve askerlerinin kullanımı için verir. Bazı tarihçiler ise Çimpe kalesinin fethedilerek alındığı tezini savunmaktadır. Gazi Süleyman Paşa’ nın Gelibolu’yu alması ise 2 Mart 1354 yılında gerçekleşir. Eceabat yönünden Gelibolu yarımadasına çıkan diğer gazilerin de çabalarıyla kısa sürede yöre Türk hakimiyetine girer. Rumeli'nin asıl fethinin Gelibolu'nun alınışıyla başladığı tarihçiler tarafından kabul görmektedir. 1366 yılında gazi Süleyman Paşa’nın ölümüyle şehir Bizans tarafından kısa bir süre için geri alınır. Tarih 1357 yılını gösterdiğinde ise Murat Hüdavendigar tarafından bir daha Osmanlı hakimiyetine girer. Bu tarih “ikinci fetih” olarak anılır. Bu dönemde açılan “acemi ocağı” 19. yy’a kadar önemi zamanla azalarak da olsa varlığını Gelibolu’da sürdürür. Boğazın stratejik konumu bu dönemde Osmanlı’nın Gelibolu’ya verdiği değeri de belirler. Yıldırım Bayezid döneminde Gelibolu limanı toparlandı, iç limanın ağzı karşılıklı iki kuleyle desteklendi ve tersane kurulması için Saruca Paşa görevlendirildi. Denizcilik daima kentin kimliğinde yer etmiştir. Piri Reis gibi ünlü bir Türk denizcisini yetiştirmiş Gelibolu, 17.yy’da yörede dokunan yelken bezleriyle de Avrupalılar’ın dikkatini çekiyordu.
1.Dünya Savaşı’nın en kanlı çarpışmalarının yaşandığı Çanakkale Savaşları’nın mekanı Gelibolu yarımadası olurken, Gelibolu daha çok cephe gerisi hizmetleriyle büyük yararlılıklar gösterir. 1.Dünya savaşı sonrası 1020 Ağustos’unda ilçe Yunan işgaliyle tanışır. Bolşevik ihtilali sonrası ülkelerinden kaçmak zorunda kalan Çarlık Rusya’sı mensupları ve askerleri 1921 Aralık ayına değin Gelibolu’da barındırılır. Bu dönemlerde Gelibolu Türk, Rum, Musevi, Ermeni ve Rusların oluşturduğu değişik milletlerin mensuplarına ev sahipliği yapmaktadır. Bu nüfus çeşitliliği içinde Museviler’in yeri farklıdır. 2. Bayezid döneminde İspanya’dan kovulan Yahudiler’in bir bölümü Gelibolu’ya yerleştirilir. Yaklaşık 500 yılık bir süre boyunca şehrin sosyal ve kültüren yaşantısında etkileri görülür. 1923-1926 yılları arasında idari olarak vilayet statüsüne yükseltilen Gelibolu, bu tarih sonunda Çanakkale iline bağlı bir ilçe haline getirilir. Gelibolu’nun ekonomisini büyük oranda tarım ve balıkçılık ile bu işkollarının yan sanayileri belirler. Tarım alanlarında buğday, mısır, ayçiçeği, arpa, çeltik, pancar ekimi önemli yer tutarken, açıkta ve seralarda sebze üretimi de yapılmaktadır. Son yıllarda modern meyvecilik uygulayan meyve bahçeleri görülürken, zeytin ve bağcılık da yörede görülen diğer tarımsal üretimler arasında baş sıralarda yer almaktadır. Hayvansal üretimde küçükbaş yetiştiriciliği baş sırada yer alırken, bunu büyükbaş hayvancılık takip eder. Balıkçılık halkın diğer önemli geçim kaynağıdır. Marmara denizi, Çanakkale boğazı ve Saros körfezi kıyılarında tutulan balıklar arasında sardalya önemli bir yer tutar ve ilçe “sardalya festivali” isimli bir de festivale ev sahipliği yapmaktadır. Tarihi süreci içinde daha çok Rum ve Yahudiler tarafından ekonomik olarak yapılan balıkçılık, mübadele sonrası Türkler tarafından da benimsenmiştir. Gelibolu balık üzerine zengin bir kültüre sahiptir. Öte yandan balık konserveciliği konusunda marka olmuş, Aleaddin Kemerli tarafından açılan Türkiye’nin ilk balık konserve fabrikası ( 1926 ) yine bu ilçededir. Tarih içinde çok sayıda olan balık işleme ve konserve fabrikalarından günümüze Aleaddin, Selahattin ve Yakşi balık konservesi fabrikaları ulaşmıştır. Şehrin içinde kalan işletmeler bu durumdan muzdarip; kendilerine şehir dışında yer gösterilmesi durumunda şehrin kimliğine yön veren bu işe devam edebileceklerini, aksi durumda çok fazla tutunamayacaklarını her platformda dile getirmektedirler. Özellikle balık fabrikalarında eski dönemlerde 16-17 yaşlarında genç kızların çalışması sebebiyle “Kızlı” marka balık konserveleri bilin ki Gelibolu’yla özdeştir. Sardalya başta olmak üzere değişik balıkların konserveleri, tuzlu balık üretimi yapılmaktadır. Hele ki Gelibolu liman mevkiinde iplere dizilip güneşte kurumaya bırakılan çirozları görürseniz şaşırmayın. Bu Gelibolu’nun denizle içiçeliğinin getirdiği kültürel bir olgu haline dönüşmüştür.
Gelibolu’ya gelenlerin balık kadar tatması gereken iki lezzet vardır. Bunlardan birisi şüphesiz en iyisini Gelibolu’da bulacağınız peynir helvası, bir diğeri ise Türkiye’nin ve dünyanın en büyük mevlevihanesininin burada oluşu sebebiyle mevlevihane mutfağından devşirilip gün ışığına çıkarılan, Gelibolu’ya patentlenmiş “mevlevi tatlısı”dır. Gelibolu son yıllarda turizmde de kendine pay aramaktadır. Özellikle Osmanlı dönemine ait birçok tarihi yapıyı Gelibolu’ da görebilirsiniz. Tarihi camileri, mimari örnekleri, anıt mezarları ile tüm bu tarihi varlıkları Gelibolu Gezi Rehberi bölümümüzde ayrıntılarıyla bulabilirsiniz. Bu tarihi yapılar içerisinde en göze çarpanı hiç şüphe yok ki son yıllarda turizme kazandırılan Türkiye’nin ve dünyanın en büyük mevlevihanesi olan Gelibolu Mevlevihanesi’dir. Mevlevihaneye ait bilgileri de sayfalarımızda yer alan özel dosyalarda bulabilirsiniz. Gelibolu yazları deniz turizmi ile de göz doldurmaya başlamıştır. Özellikle Saros körfezi kıyıları birçok tatilciyi ağırlarken, bu konuda hizmet veren yeni işletmeler açılmaya başlanmıştır. Güneyli köyü bu konuda hızlı bir gelişme göstermektedir. Öte yandan Kömür koyu gibi doğal koylar dalış turizmi için bölgeye gelenleri günden güne daha fazla kendine çekmektedir. ============================ Gelibolu ile ilgili daha fazla bilgi için Gelibolu Gezi Rehberi sayfalarımıza başvurabilirsiniz. |



