Suyun Sabrı; DUPNİSA Mağarası

Yosun tutmuş taşları döve döve aşağılara inen, cılız ama buz gibi berrak sular karşılar sizi ilk olarak. Bu sular  kendisini çevreleyen yeşile kesmiş ormana hayat sunar. Hele ki güneşe doğru uzanmak için birbiriyle yarışan kayınlar, Istranca ormanlarının süsüdür. Suyun düze kavuştuğu mesire alanının bulunduğu yerden yukarı doğru uzanan dar patikayı takip ederek bu saklı güzelliğe doğru adımlarınızı atmaya başlarsınız. Mağarayı saklayan, girişteki devasa taş kemer sizi büyüleyecektir. Suyun taşa şekil veren bu gücü karşısında hayranlığınızı gizleyemeyeceksiniz.

Taş sütunu mağraya doğru geçerken, hemen başınızın hizası kadar bir yükseklikten taşlara tutunarak dimdik yükselen, derenin yarattığı nem sebebiyle üzeri yosun bağlamış devasa ağaç da bir o kadar şaşırtıcıdır. O ana kadar mağranın nerede olabileceğini merak ediyor olabilirsiniz. Taş sütunu geçip, köşeyi dönünce Dupnisa’nın girişi görünüverir.

Dupnisa mağarası Demirköy’ün Sarpdere köyüne 5 km uzaklıkta, Trakya’nın turizme açılmış tek mağrasıdır. Kırklareli’ nin kuzeydoğusunda, Bulgaristan sınırına çok yakın bir mevkide yer alan mağra il merkezine yaklaşık 50 km uzaklıkta bulunur.

Demirköy, Pınarhisar ve Kırklareli yönünden mağaraya ulaşan yollar vardır. En çok tercih edilen güzergah, Kırklareli ve Pınarhisar yönünden gelenlerin kullandığı yoldur. Her iki yönden de gelenler Üsküp beldesinden geçip, Dupnisa’ ya ulaşan yolu tercih ederler. Istranca ormanlarının eşsiz doğasında yol alırken küçük ama bir o kadar sıcak Kırklareli köylerden geçersiniz. Çukurpınar ve Armutveren köylerini geçip, Demirköy’ün Sarpdere köyüne ulaşırsınız. Dupnisa’ ya giden yol bu köye 5 km uzaklıkta yer alıyor.

Bulgaristan ile sınırımızı çizen Rezve deresinin kollarını oluşturan derelerin üzerinden geçersiniz. Palamut, kayın, meşe, gürgen, kızılağaç ve dişbudaklara, buraların en bilindik ormanaltı bitkilerinden ormangülleri ( Halk arasında bunlara zelenika denir ), eğreltiotları, yaban menekşeleri; mevsimindeyseniz kırmızıya kesmiş gellincikler, papatyalar, savan çiçekleri eşlik eder yol boyunca. Ciğerlerinize kadar çektiğiniz tertemiz orman havası başınızı döndürebilir.

Yaban hayvanları bakımından da oldukça zengin bir bölgedir burası. Tavşan, karaca, tilki, porsuk, kurt, sincap ve daha bir çok hayvan için yuva gibidir bu coğrafya. Buz gibi tertemiz sularında kırmızı benekli alabalıkları doğal ortamlarında görebilirsiniz. Mağaranın kız mağarası diye adlandırılan kesiminde ise, 16 türe ait 60 bini bulan yarasa popülasyonunun devamı için mağra 15 Ekim-15 Mayıs tarihleri arasında ziyaretçi girişine kapalı tutuluyor.

Dupnisa hafta sonları sayfiyeciler ile dolup taşarken, her mevsim ayrı bir tat sunan yöre fotoğraf tutkunları için doğal bir plato, motor grupları, kamp karavancılar ve kültür gezginleri için de Trakya’ da muhakkak uğranması gereken bir güzergah oluşturuyor.

Dupnisa@ErkanYAVAŞDupnisa mağarası kuru mağra, kız mağrası ve sulu mağra olmak üzere üç mağra sisteminden oluşuyor. Bulgarca’ da Dupnisa “delik” manasına geliyor. Kuru mağara 900 mt, sulu mağra ise 1700 mt uzunluğundadır. Yan kollarla beraber mağranın toplam uzunluğu 2720 metredir. 3-4 milyon yaşında olduğu varsayılan mağrada karstik oluşumlar halen devam etmektedir. Özellikle kuru mağrada yer alan sarkıt, dikit ve sütunlar, bunların yer aldığı büyük galeriler oldukça görkemlidir. Sarı, krem ve kahverenginin tonlarında perde bayrak taşları ve damlataş havuzları ışıklandırmanın da etkisiyle çok daha büyüleyici gözükmektedir.

Mağaranın girişine yaklaşırken, yazın en sıcak günlerinde bile olsanız içeriden gelen soğuk hava akımını tüm vücudunuzda duyarsınız. Zira mağaranın en alt bölümünü oluşturan sulu mağrada sıcaklık 10 derecedir. Kuru mağrada ise sıcaklık yaz kış 17 derecedir. Derenin akışta olduğu sulu mağranın deniz seviyesinden yüksekliği 345 metredir. Bu seviye ile kuru mağaranın üstten çıkışı arasındaki kod farkı ise 61 metredir.

Mesire alanında yer alan bir jenaratör yardımıyla ışıklandırılan mağranın girişinde, başınızın hizasında bir yükseklikte yer alan devasa taş kütlesini geçince sulu mağranın en büyük galerisi karşılar sizi. Işıklandırmanın yarattığı büyülü atmosfer, krem ve kahverenginin değişik tonlarındaki perde bayrak taşlarından karstik oluşumlar, sol tarafınızda yer alır ve sizi büyüler. Eveli ve ahiri belirsiz zamanın imbeğinden sabırla ve mütemadiyen damlayan suyun aşındırıcı etkisiyle oluşumlarını devam ettiren bu görkemli karstik kayalar, damlataş gölcükleri oluşturan ve mağra içinden akan buz gibi derenin hizasına kadar iner.

Birbirine yaslanmış tepenizdeki devasa taşların altından geçerken ürperirsiniz.

Sulu mağaranın 250 metresi, kuru mağranın ise 200 metresi ışıklandırılmıştır. Sulu mağara içinden akan buz gibi dere, kuru mağraya yükselen merdivenlerin altındaki taşların arasından kaybolurken, daha ötesinde ne olduğuna dair ürperten bir merak sizi sarıverir. Bu merakı pek zorlamayıp; merdivenler boyunca yukarıya, kuru mağraya çıkmaya başlamak en iyisi.

İçerideki kuvvetli aydınlatma ışıklarının da etkisiyle mağaradaki nem bazen nefesinizi zorlayacağı için, çok acele etmeden dinlene dinlene ve tadını çıkarta çıkarta merdivenleri adımlamanız iyi olacaktır. Kimi zaman daracık taşların arasından ürkerek geçerken, birden ferah galerilere çıkarsınız. Buralardaki sarkıt, dikit ve sütun oluşumları büyüleyicidir.

Zaman zaman en üstteki galerilerde uçuşan yarasaları görmeniz mümkündür. Yarasalar kız mağarası olarak isimlendirilen bölümde bulunur ve bu bölüm aydınlatılmamıştır. Bu bölümü araştıran mağracılar, en görkemli oluşumların burada olduğunu söylemektedir.

Son büyük galerinin az ötesinde, yukarı çıkan dik merdivenleri görünce ister istemez bir ferahlama hissi duyarsınız. Mağarayı gezerken ne kadar büyülenmiş de olsanız, sizi sarmalayan kısılmışlık, kuşatılmışlık hissi mağranın üst girişinden içeriye akmaya çalışan ferah hava ile kaybolur gider. Ve nedense, boğulmak üzere olan birinin son bir çırpınışla bir nefes daha bulmak istemesi gibi bir hisle hemen yukarıya çıkmayı istersiniz.

İşte bu sonu gelmez gibi yukarı yükselen merdivenleri çıkarken, tam da Ahmet HAŞİMin o meşhur “Merdivenler” şiirinin doyumsuz dizeleri size tercüman olur :

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…

     Sular sarardı…Yüzün perde perde solmakta,

     Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

     Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta

     Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…

Istrancalarda Aksam@Nedret BENZET

Yukarıda sizin gibi ciğerlerine derin derin bol oksijenli dağ havasını dolduran ve Istrancalar’a ait zirvelerinin doyumsuz manzaraları seyreden kişileri bulursunuz. Ola ki, akşam güneşi Istrancaları bakır rengine boyamaktadır. Ve yerin altında uzayan kısacık bir yol boyunca yaşadığımız birbiriyle çarpışan hislerin sonunda, Cahit Sıtkı TARANCI‘nın zamanı aşan dizeleri yetişir halimizi anlatmaya.

Ve gönül Tanrısına der ki:

– Pervam yok verdiğin elemden;

Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden


Fotoğraflar : Erkan YAVAŞ, Nedret BENZET

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail