Trakya’nın Kültür Aktarı; Mustafa GÜLTEKİN

Araştırmacı kişiliği, bitmek tükenmek bilmeyen merakı, merakının peşinden koşturan hevesi ile Mustafa GÜLTEKİN; geçmişin labirenti andıran koridorlarında kendine yol bulmaya çalışan Trakya tarihinin alaylı araştırmacıları arasında özel bir isim. Zamanın unutmaya dünden hevesli hafızasından arta kalanları cıbızla çeker gibi derleyerek tarih meraklılarına armağan ediyor.

Mustafa GÜLTEKİN’in kendi zaman yolculuğunu ise onu en yakından tanıyanardan biri, bir başka genç araştırmacı isim kaleme aldı. İsmail METİN…

Siz değerli Trakya Gezi Rehberi okuyucularını onun kaleminden dökülen bu keyifli yazıyla başbaşa bırakırken, derin teşekkürlerimizi iletmeyi bir borç biliyoruz.

Mustafa GÜLTEKİN; Trakya’nın Kültür Aktarı…

Mustafa Gültekin ismi genç kuşak araştırmacılar arasında altın harflerle parlamaya başlayan bir isim. Lüleburgaz özelinde Trakya tarihi ve kültürü üzerine yaptığı araştırmalar ve koleksiyonuna kattığı belgeler ile tarihimizde birçok karanlık noktaya ışık tutuyor.

1974 yılının 24 Nisanında Lüleburgaz’da bir esnaf ailenin dördüncü ve tek erkek çocuğu olarak dünyaya gelen Mustafa Gültekin’in aile geçmişi de bir tarih şeridi gibi. Anne tarafından Çorlu’nun Pınarbaşı köyüne, baba tarafından ise Bulgaristan’dan başlayıp Lüleburgaz’ın Evrensekiz Kasabası’na uzanan bir yelpazede yer alıyor.

İlkokul dönemlerinde haylaz bir çocukluk döneminden sonra liseyi Tekirdağ Anadolu Lisesi’nde yatılı bir şekilde okuduktan sonra üniversite için yolu Bursa’ya düşüyor. Aslında birazda mecburiyet oluyor bu üniversite yaşamı. Üniversite sınavından sonra asıl istediği bölüm olan Arkeoloji’ye aile büyüklerinden onay çıkmadığı için “Neresi olursa gideyim biraz Lüleburgaz’dan uzaklaşayım.” Düşüncesi ile Bursa’ya yolu düşüyor ve uzun bir üniversite öğrenciliği döneminden sonra 1999 yılında Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünden mezun olarak üniversite defterini kapatıyor.

Hayatındaki Bursa defteri ise üniversiteden sonra bir 3 yıl daha devam ediyor ve özel bir firmada çalışıyor.

Üniversitede öğrencilik döneminde biraz Trakyalılığın vermiş olduğu biraz aykırılıkla ailesinin hiç onay vermemesine rağmen okulun dağcılık kulübünün kurulmasında ve faaliyetlerinde aktif bir şekilde görev alıyor. Bu çalışmaları sırasında Türkiye’nin birçok dağında tırmanış ve zirve yapmayı başarıyor. Bu tırmanış ve etkinlikler sırasında tanıştığı ülkemizin önemli dağcılarından Nasuh Mahruki ile yolları kesişiyor ve kendini daha çok 1999 Marmara Depremi’nde ön plana çıkaran ve adının duyulmasına neden olan AKUT (Arama Kurtarma Derneği) un kuruluş aşamasında ilk üyeler arasında yer alıyor.

Öğrencilik ve kısa süren özel sektördeki iş hayatını bitirdikten sonra baba ocağı Lüleburgaz’a kesin dönüş yapıyor. Bu dönüş aslında onun hayatındaki yol haritasınında çizilmesi anlamına geliyor. Üniversite döneminde özgür bir ruhla hareket ederek dağ bayır gezdiği ve Türkiye’nin değişik bölgelerindeki sivil savunma faaliyetlerine, arama kurtarma çalışmalarına bir nokta koyulması demek oluyor.

Dededen devam eden bir ticaret hayatının üçüncü kuşağı olarak Lüleburgaz’daki manifatura ve konfeksiyon mağazasında babasının yanında işlere yardımcı olmaya başlıyor. Bu çalışma hayatı aslında onun için üniversite döneminin vermiş olduğu rahat ortamdan sonra böyle bir çalışma düzeni içerisnde bir sıkılmaya neden oluyor. Monoton bir şekilde sabah işe geliş akşam işten çıkış ve sosyal hayatın biraz kısıtlanması onu farklı arayışlara itiyor.

Dedesinin ona anlattığı göç hikayelerinden midir yoksa Sönmezışık Pasajı’ndaki komşuları Saatçi Arif Amcasının bir antika merakından mıdır bilinmez bir eski merakı başlıyor. Belkide daha önce var olan bir içeride kalmış hobisi yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

İçeride kalmış belkide zamanla bastırılmış olan hobisi eski paralar konusunda biraz daha sistemli ve detaylı bir şekilde hem araştırma hemde biriktirme noktasında kendini gösteriyor. Türkiye Cumhuriyeti madeni ve Osmanlı son altı padişah madeni paralarına ilgisini arttırıyor. Bu sebepten darphaneye kayıtlı koleksiyoner oluyor.

Mustafa Gültekin’in eski Osmanlı paraları koleksiyonerliği zaman geçtikçe daha da hızlanıyor. Bu da onu Türkiye’deki yeni kuşak koleksiyonerler arasında önemli bir noktaya getiriyor. Trakya’daki paralar ve tarihi belgeler konusunda koleksiyonerler dünyasında önemli bir yer ediniyor.

İlk başta Türkiye Cumhuriyeti madeni ve Osmanlı son altı padişah madeni paraları ile başlayan koleksiyonerlik serüveni eski fotoğraflar ve Osmanlıca belge ve tapularla devam ediyor.

Bu durum ona farklı kapılarda açıyor ve topladığı koleksiyonuna eklediği eski Osmanlı tapuları ve hanedan ailesine ait belgeler ile Osmanoğulları hanedanın hayatta olan yeni kuşakları ile tanışma ve dostluk kurma imkanı oluşturuyor.

Özelde ilgilendiği ve koleksiyonuna katmak için çaba sarfettiği Lüleburgaz ile ilgili Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi belge ve fotoğraflar için nerde ne müzayede varsa takip ediyor. Lüleburgaz adının geçtiği her satır yazı ve fotoğrafı büyük bir titizlikle takip ediyor ve peşine düşüp satın alıyor koleksiyonuna ekliyor. İşte bu nedenledir ki Lüleburgaz tarihine karanlık noktalara çok büyük ışıklar yakmayı başarıyor.

Bazen Lüleburgaz’dan gönderilmiş bir pul, bazen Lüleburgaz’da Balkan Savaşları esnasında çekilmiş nadir bir video ve fotoğraf , bazende Lüleburgaz için hazırlanmış bir harita peşinde sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinden arşiv taramaları yaparak onlara ulaşıp, tarihe bir kez daha kayıt düşüyor.

Tabi bu büyük hobi esnasında şunu da unutmamak gerekir ki eşinin ve çocuklarının kendisine verdiği destek gerçekten çok önemli. Onun bu hobisine saygı göstermeleri ve destek vermeleri daha ileride yapılacak birçok çalışma için yol açıyor.

Bugüne kadar Balkan Savaşları’nın 100. Yılı vesilesi ile de Balkan Savaşları ile ilgili bir çok bilgi ve belgeye kaynaklık oluşturmuş durumda. Belki de daha önce rastlanmamış bir şekilde yerel tarihçilik noktasında mektepli tarihçilerin bile önüne geçiyor. Yabancı devlet arşivleri ve özel koleksiyonlardan adeta bir kültür arkeoloğu olarak iğneyle kuyu kazarcasına ortaya çıkardığı 1912 yılı Balkan Savaşlarında Lüleburgaz’da çekilmiş olan bir askeri video kaydına ulaşması, Lüleburgaz’da Balkan Savaşlarında belkide çok az bilinen manevi değeri çok anlamlı ve tarihimize ışık tutan fotoğraflara ulaşması onun hobi zevkine ve araştırma hevesine daha da bir heyecan yüklüyor.

Lüleburgaz tarihi özelinde olan çalışmalarında aslında Trakya’da çok önemli bir yer kaplıyor. Kırklareli, Edirne, Tekirdağ konusunda da birçok nadir diyebileceğimiz belge ve bilgiyi kendinde barındırıyor. Hatta bazı belgelerle buralardaki doğru bilinen birçok tarihi gerçeğin değişmesine ön ayak oluyor.

Son dönemde is bu çalışmaları onu Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümünden Doç. Dr. Hakan Kırımlı ile tanışmasına yol açıyor ve ciddi bir alan ve arşiv taramaları ile Trakya’daki Kırım Tatar yerleşimleri ve Kırım Hanlarına ait mezar taşları konusunda çalışmasına ve bilgi biriktirmesine neden oluyor.

Aslında bunların hepsi var olan fakat bakmakla görmek arasındaki farktan kaynaklanan farkedilmemeden kaynaklanıyor. Etrafımızda var olan birçok şeyden görsekte haberdar değiliz. Yaşadığımız bu topraklarda ne oldu kimler vardı, biz nerden geldik, nasıl geldik? Bu konularda kafamızı bunlara ayırmıyoruz.

Yaşadığımız sokağa bile yabancılaşmış durumdayız. Hergün o sokaktan yürürken, acaba bu sokaktan 100 yıl önce kimler yürüdü, bu dükkanlar var mıydı, kimler vardı? Diye düşünmüyoruz. Belki bu kimine göre aylaklık, kimine göre ise yaşadığın kente ve tarihine sahip çıkmaktır.

İşte Mustafa Gültekin bunu yapıyor. Yaşadığı, doğduğu kente ve topraklara, tarihine sahip çıkıyor. Belki birinin nerde işime yarayacak diyerek çöpe attığı hurdacıya sattığı bir küçük kağıt parçasında bile Lüleburgaz adı geçiyor ise gözleri parlayarak ona sahip çıkıyor.

Bu nedenledir ki, insanların özel aile fotoğraflarının satılmasına, atılmasına kızıyor ve geçmiş tarihimizin, ailemizin geçmişinin yok olmaması gerektiğini ifade ediyor. O yüzdendir ki, Trakya’da tarihin karanlık kalan noktalarına ışık yakan Mustafa Gültekin, Trakya’nın bir kültür aktarıdır ve bünyesinde şifalı bilgi ve belgeleri barındırarak Trakya tarihine ilaç olmaktadır.

Açtığı yolda yürüyenlerin bol olması dileğiyle…                                                                                  Yazı : İsmail METİN

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail