UÇMAKDERE; Ganoslar’ın Koynunda

Kumbağ sırtlarından Uçmakdere’ye doğru yol alırken Marmara’nın nakış gibi girift, çakır gözlü küçücük koyları aşağılardan; ciğerlerindeki son oksijen kırıntısını tüketmek üzereyken su yüzüne çıkmayı başarmışçasına denizin orta yerinden yükselen Marmara Adası ve Hayırsız Ada’nın silüeti ise çok ötelerden göz kırpar sizlere.

Öyle bir ufka bakarsınız ki bu yükseklikten; Çanakkale Boğazı’nın girişine doğru sokulan Karabiga kıyılarını, Marmara Adası’nın hemen gerisine denk düşen Kapıdağ Yarımadası’nı ayan beyan seçebilir gözleriniz.

Deniz yönünden esen rüzgar aşağılardaki dizi dizi dalyanların ayaklarını yıkadığı denizi çırpındırır. Başınızın üzerinde ışığa tutulmuş pervaneler misali Marmara’ya kanat açan yamaç paraşütçülerine yol verir o rüzgar.

Ganoslar’a omuz vermiş kıvrım kıvrım yollarda ilerlerken o meşhur Uçmakdere’ye yaklaştığınızı bilirsiniz de, yine de yolun iyiden iyiye gözünüzde büyümeye başladığı anda radyodan yükselen “yol şarkıları” yetişir imdadınıza. Sabahattin ALİ’nin dizeleri notalarla öpüşerek der ki;

“Başını göğsüme yasla sevgilim / Güzel saçlarında dolaşsın elim…”

Siz bir yandan şarkıyı mırıldanır, bir yandan aşağıdaki derin vadi boyunca denize inen akça kavakların saçlarını tarayan ılık rüzgarı yüzünüzde duyarken, Ganoslar’ın koynuna saklanmış Uçmakdere birden bire dikiverir karşınıza. “Bu kadar mı isabet olur?” demekten kendinizi alamazsınız.

Yakın yerler…

Özellikle günlük hayatın akışına ayak uydurmanın eziyete döndüğü büyük şehirlerde yaşayanlar için, işten, koşturmacadan, şehrin boğan havasından uzak geçirmeyi planladığınız hafta sonları piyangodan çıkan ikramiye gibidir.

Böylesi hafta sonu turları öneren turizm acentalarının, gazetelerdeki ilanların, broşürlerin, web sitelerinin kulağınıza kar suyu kaçıran sihirli sözlerininden biri var ki, dart tahtasında hedefini bulmayı neredeyse garantilemiş ok gibi gelir sizi buluverir. “Yakın yerler…”

Son yıllarda Trakya, İstanbul gibi bir metropole yakınlığının sunduğu doğal ayrıcalığın da katkısı, turizm çeşitliliğinde sahip olduğu ve biri mutlaka size uyan seçenekleriyle, ister günü birlik ister uzun konaklamalı seçenekleri içinde barındıran böylesi önermelerin ilk adresi haline gelmiştir.

Siz bir parça araştırma ile çok sayıda güzergah belirleyebilirsiniz kendinize. Bu araştırmalarınız sırasında eminiz ki Uçmakdere adına rastlarsınız. Ama Edirne, İğneada, Kıyıköy, Saros, Şarköy vb…şöhretli seçenekler arasında burayı ihmal etmeyi düşüyorsanız, orada durup ne için İstanbul’dan kaçmayı düşündüğünüzü yeniden hatırlamalısınız. Hani gürültüden, trafikten, İstanbul’un kargaşasından kaçıyordunuz ? Oysa bu yerleri öncelediğinizde o yöre halkından daha fazla İstanbullu’ya rastlamanız, hele ki yaz aylarıysa çok olağan bir durum olarak karşısına çıkacaktır.

Siz siz olun, Uçmakdere’yi bu defalık diğerlerine tercih edin. Eğer ki kendi aracınızı kullanacaksanız, arzunuza göre beraberinizde çadırınızı, oltanızı, rahat yürüyüş ayakkabılarınızı, fotoğraf makinenizi; “Vazgeçemem…” diyenlerdenseniz mangalınızı; tasınızı tarağınızı toplayıp bir an önce yola düşün.

Ganoslar’ın Koynunda…

Uçmakdere Tekirdağ’dan kıyı boyunca Şarköy yönüne doğru gittiğinizde her ikisine de eşit uzaklıkta konumlanmış bir yerleşim yeri. Bağlı olduğu il Tekirdağ ve ilçesi Şarköy’e uzaklığı 35 kilometre.

Tekirdağ yönünden gelecek olanlar, Tekirdağ’ın neredeyse bitişik nizam dizili kıyı yerleşimleri olan Altınova, Barbaros ve Kumbağ yolunu tercih etmeliler. Önceleri Barbaros’tan sonra Kumbağ’a sapmayıp Naip, Mermer ve Yeniköy üzerinden ulaşılan yol, Kumbağ üzerinden gidilen toprak yolun 2013 yılı ortalarında asfaltlanması ile daha az tercih edilir hale geldi. Kumbağ sırtlarından Yeniköy’e bağlanan bu asfalt yol hem doyumsuz manzaralar sunuyor, hem de güzergahı eskisine oranla birkaç kilometre daha kısaltıyor.

Yeniköy, Uçmakdere’ye varmazdan evvel Ganoslar’daki en yüksek tepelerden birinde yer alıyor. Marmara Denizi’nin karşı kıyısına yakın bir mevkide yer alan Marmara Adası’na doğru tüm manzaraya hakim olan bu köy, Uçmakdere’ye varmadan evel katedeceğiniz son yerleşim yeri.

Burası aynı zamanda Trakya’da yamaç paraşütü sporunun en iyi yapılabildiği zirvelere yakınlığı ile ayrı bir çekim merkezidir. Zaten yamaç paraşütü yapmanıza aracılık edecek spor kulübünün köy dokusuna uyumlu binasını ve her daim kapısında rastlayabileceğiniz araçlarını fark etmemeniz olanaksız.

Eğer Şarköy yönünden gelecekseniz; Hoşköy, Mürefte, Erikli, Gaziköy gibi yerleşimleri izleyen sahil yolunu takip ederek Uçmakdere’ye ulaşabiliyorsunuz.
Marmara Denizi’ne doğru bir elin parmakları gibi derin yarlarla sokulan ve muhteşem manzaralar sunan Ganos Dağları’nın kuytusunda, hani yukarıda mırıldandığımız şarkıdaki gibi adeta başını Ganoslar’ın göğsüne yaslamışçasına bekler misafirlerini Uçmakdere.

Hele ki Tekirdağ yönünden geliyorsanız, köye ulaşmak için katettiğiniz o son dönemeçte, sol tarafınıza düşen birkaç yüz metre derinliğinde ve genişliğindeki vadinin seyri doyumsuzdur. Uçmakdere’nin sahil mahallesine doğru vadinin diğer yamacından inen yola, bir akarsunun hayat verdiği fikrini destekleyen, vadiyi doldurmuş yemyeşil ağaçlardan küçük bir orman eşlik eder.

Ve yolun denizden yukarılara doğru iki kilometre boyunca uzanıp, vadinin 195 metre rakıma ulaştığı mevkide Uçmakdere köyü kartpostal gibi bir manzara sunarak karşılar sizi. Tekirdağ yönünden sizin gelmekte olduğunuz vadi kıyısınca alçalan yol, köyün içinden geçerek neredeyse tam bir U dönüşü yapar ve bu defa aşağıdaki sahil mahallesine, Şarköy yönüne doğru öylece akıp gider.

Kadim bir yerleşim…

Bu kıyılar boyunca yörede yetişen ürünleri deniz ticareti yoluyla diğer limanlara taşınmasına olanak verecek antik dönem kıyı yerleşimlerine çokça rastlanmaktadır. Uçmakdere koyunun da böyle bir yerleşim olduğunu yapılan yüzey ve sualtı batık araştırmalarından anlıyoruz. Köyün yukarılara taşınması ile ilgili anekdotlar da liman bölgesinin korsan saldırılarına maruz kalması üzerine, ulaşılması daha zor, daha korunaklı bir bölgeye ihtiyaç duyulması üzerinedir.

Buranın bir köy yerleşimi olarak varlığını göstermesi 1700’lü yılların ilk yarısına değin uzanmaktadır. Bağcılık ve bağ ürünleri ticaretiyle geçimini sağlayan, muhtemelen karışıksız bir Rum yerleşimi olan Uçmakdere’nin Osmanlı hakimiyetinde varlığını sürdürdüğü o dönemlerdeki adı Avdimio’dur. “Hoş yer” anlamına gelen bu yere Osmanlı Avdin demeyi tercih etmiştir. Köyde yaşamını sürdüren Rumların yaşayışına karışmamış, fakat iskan politikalarıyla köyün Müslüman nüfusla karışmasına da yeltenmemiştir.

Bağcılık, şarap üretimi ve denizticaretiyle bu ürünleri Avrupa limanlarına kadar ihraç eden bu yerleşim yeri Osmanlı’nın son yıllarında öyle bir refah seviyesine ulaşmıştır ki; kayıtlardan, sözlü anlatımlardan ve 1918 tarihli fotoğraflarda ipuçlarına ulaştığımız üzere köyde yaklaşık 500 hane bulunmaktadır. Çoğu mahzenli, iki-üç katlı, pencereleri cam örtülü evleri bulunan köyde, 3 eczane, 3 ayazma ( kutsal su ), 2 maşatlık ( Rum mezarlığı ), 2 ahşap köprü bulunmaktadır. Bu aktarımlardaki hoş anekdotlar arasında; yol ağızlarında taliga denilen hayvanlara koşulan arabaların birbirini görmesine olanak veren büyük aynalar yer aldığı, sokaklarında güvenlik için büyük kandiller yandığı gibi ayrıntılar yer alır.

Köyün şimdiki Müslüman nüfusunun yöreye gelişi ve köyün Rum nüfustan tümden sıyrılması Cumhuriyet’in hemen ertesinde gerçekleşen “Büyük Mübadele” ile olur. Çoğunluğu 1924 yılında olmak üzere Selanik’e bağlı kazalar olan Gevgeli, Karasinan ve Mayadağ civarından göçmenler bu yöreye yerleştirilir.

Farklı kültürlerden gelen ve farklı uğraşlarla yaşamlarını sürdüren göçmenlerin bu yöreye alışması zaman alır. Bu zamanlarda köyün bağcılık kültüründen elde ettiği o refah dönemi tümden çöker. Bağcılığın yeniden canlandırılması ve yeni geçim kaynaklarına yönlendirilmeleri Trakya Umum Müfettişliği dönemlerine rastgelen 1930’ların sonlarına doğru olacaktır.

Kazım Dirik Paşa’nın Trakya Umum Müfettişliği eliyle Trakya’daki birçok yerde olduğu gibi bu yörenin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına dair çalışmalar neticesinde bağcılık yeniden canlandırılmaya başlanır. İpekböcekçiliği çalışmalarının ilk tohumları da bu dönemlerde atılır. Ne var ki bu çalışma 1970’lere varmadan terkdilecektir. Balıkçılık ise alternatif bir geçim kaynağı olarak Uçmakdeeli’nin yaşamında yerini sürdürecektir.

Rumeli’den göçerken beraberinde kendi bildikleri tarım kültürünü de taşıyan yerli halk bir dönem henüz bilmedikleri bağcılığa ikame olarak tütün yetiştirmeyi tercih edecektir. Bugün bile Uçmakdere’ye vardığınızda kırmandallara dizlmiş halde bir evin duvarlarında, bahçesinde kurumayı bekleyen tütün dizgilerine rastlamanız bu tarım kültürden günümüze erişebilen kırıntıların yansımasıdır.

Her mevsim Uçmakdere…

Doğru bir turizm önermesi ile kültür, doğa ve gastronomi turlarının yıldızı olmaya aday Uçmakdere, her mevsim kuşandığı renkleriyle ayrı güzellikler sunar size.

Sarı sıcak bir yazın yakıcı sıcaklarını köyün sahil mahallesinde denize girip, ulu çınar ağaçlarının altında serinleyerek giderebilirisiniz pekala. Burada yer alan salaş birkaç işletmede yörenin daha ziyade deniz mutfağından beslenen lezzetlerini tadabilir, size güvenlikli bir alan sunan kamping alanında çadırınızı kurabilir, karavanınızı çekebilirsiniz.

Böylesi yaz akşamlarında sadece dalgaların ve ulu çınarların yapraklarını kıpırdatan ılık rüzgarın sesini duyar, hele de zifir karanlık bir gecedeyseniz gökyüzünde nurdan kandiller gibi asılı yıldızların denize düşecekmiş gibi durduğuna şaşırabilirsiniz.

Sahi, yaşadığınız yapay ışıklarla dolu şehirde gökyüzünün karasını seçip bir de yıldızları görebildiğiniz kaç gece hatırlıyorsunuz ki ?

Dağların arasındaki birkaç yüz metre genişliğindeki bu sahilde uzanıp dakikalarca yıldızlara dalıp gökyüzüne bakabilseniz, yörüngesinde salyangoz misali ilerleyişlerini bile fark etmeniz olası hani.

Size mehtaplı bir gecede denizin üzerinde oluşan ışık oyunlarından, duyacağınız hazdan hiç bahsetmiyorum bile. Kıyılar boyunca sık aralıklarla rastlayacağınız dalyanları seyretmek ise doyumsuzdur.

Bahar aylarında başka güzeldir Uçmakdere. Yeşile keser bu derin vadi. Bağlar bahçeler içre şen kahkahalar yükselir dört bir yandan. Daha çok bağcılıkla geçinen köylülerin tarla tapan işleri başlamıştır. İşlerin imece yoluyla kotarılmasına ortak olmayı bile isteyebilirsiniz hani. Bağlar, zeytinlikler, bostanlar, sebze bahçeleri Uçmakdere’nin ardında dere boyunca Bakacak Tepe denilen zirveye doğru 6-7 km boyunca hafifçe yükselerek uzanan vadinin diğer yönünde dizilmiştir. Hatta yamaçların müsaade ettiği daha çetin arazilerde bile kadim bağları görüp buranın insanının bu zor koşullarda sarfettiği emeğe şapka çıkartırsınız.

Tescilli iki tanesini Uçmakdere’nin iki ayrı girişinde görebildiğiniz asırlık çınarların çok daha fazlasını, köyün ardına doğru uzanan bu vadi boyunca şırıldayan dere yatağının kenarında göreceksiniz. Ayrı bir mikro iklime sahip olduğunu sezgilerinizle hemen fark edeceğiniz köyün ardındaki bu vadiyi baharda öyle bir ıhlamur kokusu kaplar ki genziniz inceden sızlar. Envai çeşit çiçekler arasında yamaçlara doğru tırmanan sarı kantoron otları doğanın tualinde bir farklı durur.

Ulaşımın kış şartlarında çok çetin olduğunu buraya gelirken test ettiğiniz yolun kıvrımlarından, iniş çıkışlarından anlayabilirsiniz. Fakat kar altında kartpostal gibi görüntüler sunan, dokusunu yitirmemiş Uçmakdere’nin kışını da görmek kısmet olursa, dağların koynunda saklanmış, yalnızlığıyla nikahlı bu köyün karla kaplı damlarından tüten incecik bir duman “Ben buradayım…” diyen birilerini size anımsatacaktır.

Ama Uçmakdere’ye gelecekler için benim size tavsiyem illa ki sonbaharda burayı bir görmeniz yönündedir.

Bağbozumu ile başlayan bu dönem tam bir şenliktir. Ağustos sonunda bağbozumu ile başlayıp, neredeyse Aralık ayına değin zaman zaman tekrarlanacak zeytin hasadına kadar uzanır bu süre. Her biri neredeyse bir kiloya yaklaşan sarı ayvalar, kütür kütür elmalar köy meydanındaki tezgahlarda yerini alır. Ihlamur ve çiçek balını, zeytinyağını, üzüm pekmezi ve şıralarını da bulabilirsiniz o tezgahlarda.

Köyün taş ve ahşapla iç içe geçmiş evlerinin dizili olduğu daracık sokaklarında, son demlerinde rengarenk çiçeklere, en çok da kasımpatlarına kesmiş bahçelerinde kışlık hazırlıklarını sürdüren, yüzü tebessümle nakışlı kadınlarını, kızlarını, onlara yardım eden beylerini göreceksiniz. Bahçeler içre serilmiş ak sakız gibi örtüler üzerinde güneşte kurutulan tarhanaları, kuskusları, yufkaları, erişteleri ; kazanlarda ağdalanan salçaları, pekmezleri, envai çeşit reçelleri görür, şanslıysanız nasıl yapıldıklarına bile tanık olursunuz.

Dokusu bozulmamış evlerin taş duvarları arasındaki boşluklara çakılmış çivilerin, sivriltilmiş ağaç çubukların uçlarına bağlanmış iplerde kurumaya bırakılmış kantron otu, adaçayı demetleri, mısır ve acı biberler ile kırmandallardaki tütün dizgileri bir renk harmonisiyle karşılar sizi. Kışlık odunlar bir köşeye istiflenmiş, kış mutfaklarının olmazsa olmazı irili ufaklı kabaklar korunaklı bir köşede yerini almıştır çoktan.

Uçmakdere’de uçmak…

Uçmakdere’ye yolu düşenlerin buraya kadar gelmişken yapması gerekenlerin başında Ganoslar’ın zirvelerinden yamaç paraşütü ile uçmak gelir. Bunun için 6-7 km Tekirdağ yönünde, geride bıraktığını Yeniköy’e dönüp yamaç paraşütü yapmanıza olanak veren kulübe uğramanız gerekir. Kulüp faaliyetleri için bu köyü tercih etse de, bu yörede yamaç paraşütü sporu namını Uçmakdere adıyla perçinlemiştir. Çeşitli yüksekliklerden birinden Marmara Denizi yönüne kuşlar gibi kanat açabilir, bu dantel gibi kıyıları yüzlerce metre yükseklikten izleme olanağı bulabilirsiniz.

Yok eğer yamaç paraşütü yapmak istemezseniz, özellikle hafta sonları bu dağlardaki rotalarda doğa yürüyüşü yapan ekiplerden birine katılarak yöreyi farklı açılardan keşfedebilirsiniz. Tekirdağ’da faaliyet gösteren Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü Tekirdağ Şubesi faaliyetleri ve rehberlik çalışmalarıyla size keyif dolu bir gün yaşatabilir. Bu rotaların çoğunun varış noktası Uçmakdere olarak belirlenmiştir. Özellikle Yeniköy-Kartalkaya-Uçmakdere ile Dumdum Çeşme-Kartalkaya-Uçmakdere rotaları doyumsuz seyirler sunar misafirlerine.

Diğer adı Bakacak Tepe olan Kartalkaya Uçmakdere’nin gerisinde uzanan 6-7 kilometrelik derin vadindin tam da ucunda yükselen, 850 metrelerdeki rakımıyla mutlaka uğramanız gereken bir seyir terasıdır. Bu doyumsuz manzara için dağ bisikleti, ATV gibi araçlarla yola düşenleri de çokça görürsünüz. Siz hangisini istediğinize karar verin ve yola düşün yeter ki. Hiç pişman olmayacağınız bir manzara sizi bekliyor olacak.

Konaklama için Uçmakdere size fazla bir seçenek sunmuyor ne yazık ki. Köy pansiyonculuğunun yörede geliştirilmesi, çeşitli konseptlerle desteklenerek kültür, doğa ve gastronomi odaklı turların Uçmakdere’yi güzergahlarına almalarının önünü açacaktır. Şimdilik sahil mahallesinde genellikle yaz dönemlerinde düzensiz aralıklarla hizmet veren bir-iki ev pansiyonu ile sahildeki kamping alanı seçenek sunuyor. Buna karşılık Gaziköy ve Mürefte gibi yakın yerleşimlerdeki konaklama imkanları değerlendirilebilir.

Her halükarda Uçmakdere’de sizi keyif dolu bir hafta sonu bekliyor. Siz yeter ki karar verin ve yola düşün !

———————————————–

Yazı : Dinçer ALABAŞOĞLU

Fotoğraflar : Dinçer Alabaşoğlu, Fakir Ozan BEYSALAN, Özcan ÇELTİKLİ, Sengül Özcan KUMATAR, Yekta Ali KURTULUŞ

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail