Şehirler
Giriş Formu
İstatistik
Üye : 334İçerik : 398
Sayfa Gösterimi : 960011
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 72 ziyaretçi çevrimiçi| İğneada' ya Gitmeli... |
|
|
|
- “ Daha gelmedik mi, çok var mı ? “ diyenleri duyar gibiyiz. Kötü haber ! Daha yeni başlıyoruz. Ama iyi haber, şimdiye kadar yolun en sıkıcı tarafını gördünüz. Oysa şimdi en zevkli tarafı başlıyor. İslambeyli’ye yaklaşırken sanki Istırancalar da sizin üzerinize doğru yürür. Dağlar gözünüzü korkutmaya başlar adeta. İslambeyli de aracınızı ve yakıtınızı gözden geçirin. Zira Demirköy’e kadar bunu yapma şansınız olmayabilir. Veee…lütfen aracınızı dikkatli kullanın !
Güzellik suyuna varınca, anlarsınız zaten, başında en fazla kalabalığı gördüğünüz çeşmedir, muhakkak kısa bir mola verin. Suyundan için, güzelsinizdir ama çok daha güzel olacaksınız, emin olun ! İç güzelliğidir güzellik ya, dağların bağrından kopan bu su ile tazeleyin içinizi. Ormana karşı derin bir nefes alın ciğerlerinize, ve bu kadar yol gelmeye değecek nasıl bir yer olabilir ki İğneada diye düşünmeye devam da edebilirsiniz öte yandan. Bahar ve yaz ayları bu ormanın en güzel zamanlarıdır. Her bir taraftan kendine yol bulmuş akan irili ufaklı kaynak suları adeta fışkırır bu dağın bağrından. Kimisinin boynuna bir kurna vurulmuş, bir çeşmeye dönüştürülmüştür. Güzellik Çeşmesi, Haydut Çeşmesi…daha niceleri... Ha, bu arada İstanbul’lu misafirlerimiz. Sizlerin de suyu bu dağlardan evlerinize kadar ulaşıyor, bunu biliyor muydunuz ? Öylesine cömertkardır bu doğa. Hem de Bizans'tan beri İstanbul’a su buradan giderolmuş. Vize’den İstanbul’a kadar uzanan antik su yolu hala çoğu yerde ayakta kalmayı başarmıştır. Sonbahar mevsiminde ise başlıbaşına bir renk cümbüşüne ev sahipliği yapar bu orman. Sarıdan bakır rengine, kızıldan kahverengiye kadar bir suluboya tablo gibidir.Çarpılırsınız adeta ! Şansınız varsa ve mevsiminde gelmişseniz meşhur mis kokulu dağ çileklerinden toplayabilirsiniz. Yol boyunca gözünüzü ayırmadan dikkatle bakmanız gerekir. Ama bulamadıysanız, mevsiminde olmasa bile Demirköy’ün hemen çıkışındaki tabelalara dikkat edin. Size istediğinizi verebilir.
Bu engin ormanın içinde Demirköy’e yaklaştığınızı ancak yol tabelaları size söyler. Yoksa birçok gözden kendini öyle bir saklar ki Demirköy, siz bile şaşırırsınız. Dağların kucağında, kendisi de yüksekçe bir tepenin üzerine kurulmuştur Demirköy. Derin bir yalnızlık, unutulmuşluk hissiyle bekler misafirlerini. Ne var ki, Demirköy’lü çok ahde vafalıdır, hiç yalnız bırakmaz ilçesini. İğneada’ya 25 km. yolunuz kaldı. Dediğimiz gibi Demirköy çıkışında yediveren çileklerinin izini sürün. Vaktiyle bu ilçe “çileği” ile anılır ve bir yerel festivale ev sahipliği yapardı. Ve, lütfen Demirköy’den sonraki ilk 8-10 km. yolda dikkatli olun. Zira, ağaç işleme ve toplama yerlerine raslayacaksınız. Yola çok yakın istiflenmiş büyük ağaç tomrukları, ne olur ne olmaz dedirtebilir sizlere ? Ve Demirköy’den itibaren artık denize doğru indiğinizi hissedersiniz. Yemyeşil ormanın yanında düzlükler ve irili ufaklı çayırlar da artmaya başlar. Ve İğneada ! İğneada birden, deniz birden çıkar karşınıza. Ve birden çarpılırsınız, ola ki. Neden Karadeniz demişler ki? Mavi, derin bir mavi gözünüzün önünde uzanan oysa. Yoksa ormanın yeşili gözlerinizi o denli yordu da, mavi o yüzden mi bu kadar davetkar geliyor dersiniz ? İğneada, Kırklareli ve Trakya’lının haftasonu konaklama ve sayfiye yeri ola gelmiştir yıllardır. Fakat son yıllarda İstanbul ve civarından önemli sayıda yerli gezginciyi de ağırlamaktadır. Hesaplı konaklama yerleri bulabilmeniz çok mümkün. Özellikle aile pansiyonculuğu son yıllarda gelişme göstermiştir. İğneada'daki konaklama imkanları için İğneada Gezi Rehberi isimli içeriğimize göz atabilirsiniz. Ama ben size bir de Güntur Pansiyon’u önermiş olayım. Sahil Caddesinde, caminin hemen çaprazında, deniz tarafında şirin bir pansiyon. Ev sahipleri, pansiyonun sizin olduğunu hissetirecek kadar konukseverler. Bahar Hanım ve annesinin sohbetine doyamazsınız.
Hemen ormanın bittiği yerde, 40-50 mt genişliğinde kumsal bandına sahip yaklaşık 15 km. uzunlukta eşsiz bir sahil sizi bekliyor olacak. MTA’nın bölgedeki maden arama çalışmalarında, kumsal kumlarında önemli ölçüde altın tozuna rasladığı belgelerle sabittir. Ne varki bu zerrecikleri birleştirip ekonomik kılacak bir teknoloji henüz mümkün değildir. O yüzden altın tozlarına sahip bir plaj, sizce de iyi fikir değil mi? Karadeniz öğleden sonraları kimi hırçındır. O yüzden güvenli denize girebileceğiniz yerleri yerli halka sorun. Özellikle, Mert gölü kıyısındaki plajı, ve Öğretmenler kampındaki öğleden sonraları bile sakin olan plajı biz şimdilik önermiş olalım. Ama denize girebileceğiniz noktalar o kadar çoğunlukta ki…Karar sizin ! İğneada, orman ve denizin iç içe geçtiği bir belde. Avrupa’nın en önemli 3 Longos Ormanı’ndan ( Subatar Ormanı ) biri İğneada’dadır. İğneada Longos Ormanları Ekosistemi aynı zamanda Avrupa'nın en büyük ikinci longosudur. Bu bölge Ramsar Sözleşmesi kapsamında ( Dünya Sulakalanları Koruma Sözleşmesi ) dünyanın en önemli 100 bölgesinden bir kabul edilmektedir. İğneada Longosu çeşitli koruma statülerinin ardından 2007 yılında milli park statüsüne kavuşmuştur. Bu ekolojik bölge, Longos ormanlarını, onları besleyen sulakalanları, akarsuları ve gölleri kapsayan eşsiz bir coğrafyadır. Mert ve Erikli gölleri bir yürüyüş mesafesi kadar yakındır. Bunun yanı sıra civarda 5 önemli göl daha vardır. Saka, Hamam, Pedina, Sülüklü ve Ramada Gölleri. Bu yerler günübirlik orman içi yürüyüşler yapabilmeniz için de ideal güzergahlar olabilir. Oltanızı, yürüyüş ayakkabılarınızı ve fotoğraf makinenizi ne yapın yapın, İğneada’ya gelirken getirmeyi ihmal etmeyin. İğneada’nın çıkışındaki Çamlık mevkii piknik yapabilmeniz için idealdir. Denize karşı keyifli bir mangal yapabilirsiniz. Mutlaka limana gidin ve buradaki balıkçılardan balık alın. Hatta, aldığınız balığı hemen limanın 50-100 mt. Uzağındaki bir seyir tepesine kurulu balık lokantasında istediğiniz gibi pişirtip yiyebilirsiniz de. Balıkçılara sadece bu yerin adını sorun. - “Şahin Tepesi nerede ?“ Siz balığınızı yerken aşağıda eşsiz körfezi ile İğneada ve gerisindeki Istranca dağları panaroması size eşlik eder. Bu keyfi kaçırmayın. Limana gelmişken, limanın gerisindeki küçük koyda denize girebilirsiniz, ya da gelmezden önceki Öğretmenler Kampı mevkiini tercih edebilirsiniz. Arabanız varsa, arabanıza atlayın ve hemen yakındaki, Limanköy’e kırın direksiyonunuzu. Hemen köyün bir başka noktasındaki tarihi Deniz Feneri’ni de görmeyi sakın es geçmeyin. Halk arasında Fransız Feneri olarak da bilinen bu feneri neredeyse bir asırdır işleten ailenin hikayesi sizi alıp götürecektir. Bu nasıl bir aşk, bu nasıl bir ahde vefadır diye hissetmemeniz imkansız.
Tekrar, İğneada’ya dönün. Hepi topu sınıra 16 km mesafede İğneada. Gece çay bahçelerinde denize karşı şen muhabbetler vaktin nasıl geçtiğini unutturur size. Salaş bir diskoda eğlenebilirsiniz, ya da çoğu yaz orada bulunan küçük bir panayır salıncağında başka bir eğlence çocuklarınızı davet edebilir. Geri durmayın, siz de davete katılın. Sahilde öbek öbek yanan kamp ateşlerinden birine usulca katılsanız kimse size kim olduğunuzu sormaz. Yazları spor kulüplerinin kamp merkezi ve kışları da av turizmi için konaklama yeri olma konusunda turizmde yeni açılımlara gebe bir beldedir İğneada. Bunun haricinde, özellikle doğa gezginleri ve fotoğrafçılar içinse çok daha fazlasıdır. Yaz kış demeden bu maksatla İğneada'yı gezenlerin sayısı son yıllarda oldukça artmıştır. Bunda sahip olduğu doğanın büyük payı vardır. Hele ki İğneada Longosu bu yöre için büyük bir hazine değeri taşımaktadır. Doğa ile barışık eko-turizmi, biraz daha özen göstererek ve ciddi bir organizasyonla hakkıyla başaracağı apaçıktır. Ayrılmadan, muhakkak “Ada Balı” alın. Ola ki tadı damağınızda kalan bu seyahat, seneye de sizi aramızda görmeye vesile olur. |



