Giriş Formu



İstatistik

Üye : 334
İçerik : 398
Sayfa Gösterimi : 960026

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 71 ziyaretçi çevrimiçi
Trakya'nın Kara Duvaklı Gelini; Ergene... Yazdır E-posta

Istrancalar’ın pırıltılı sularından kana kana içen “Trakya’nın kırk belikli kızı”ydı Ergene. Eteklerini sürüye sürüye dolaştığı Trakya ovalarına bereketini taşırdı.

Şairin dediği gibi; “Eskidendi, çok eskiden…”

Şimdilerdeyse Ergene “Trakya’nın kara duvaklı gelini.” Günahına giren çok ama günahına girenlerin içerisinde duvağını kaldırıp gelini öpecek bir babayiğit (!) yok.

Aslında suçlu aramaya gerek de yok. Kimse de kendisini bu işten sıyırmasın. Herkesin Ergene’nin makus kaderinde suçu günahı var. Ergene nehrindeki kirlilik ve onun insan hayatına olan etkileri şu saatten sonra “Kim daha suçlu ?” gibi sığ bir kavga uğruna heba edilemeyecek bir noktadadır.

Ergene Hayata Dönsün -2

“10 Nisan’da 10 Bin İnsan” sloganıyla yola çıkan Ergene Platformu, hatırlanacağı üzere Ergene nehrindeki kirliliğe dikkat çekmek üzere ilk etkinliklerini Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde 24 Ekim 2010 tarihinde Ergene Hayata Dönsün-1 adıyla düzenlemişlerdi. Trakya’nın her köşesinden, başta İstanbul olmak üzere yakın bazı illerden katılan çevre dostu altı bin civarında kişi, ilçeye adını veren tarihi taşköprü üzerinden geçerek seslerini yetkililere duyurmaya çalışmışlardı. Ergene Platformu’nun bu ilk etkinliği yerel ve ulusal basında öngörülenin de üzerinde yer bulmuştu aslında. Öyle ya; kıymeti kendinden menkul basınımız da dahil olmak üzere topluma yön vermesi beklenenlerin, karar alıcıların neredeyse hepsi bu soruna çoktandır kulaklarını tıkamışlardı.

İlk etkinliğin ardından asla rehavete kapılmayıp etkinliğin ikincisi için kolları sıvayan Ergene Platformu yetkilileri hummalı bir çalışmanın içine girdiler. Toplantılar yaptılar, yeni yol arkadaşları edindiler, yeni stratejiler belirlediler. Sorunun boyutlarını anlatabilmek için Trakya’da çalmadık kapı bırakmadılar. Ulaşamadıkları yerlere sorunu anlatabilmek ve etkinlikle ilgili geldikleri noktayı birbirleri ile paylaşabilmek için internetin gücünden yararlanmayı ihmal etmediler. www.ergenehayatadonsun.org isimli bir web sitesini hayata geçiren Ergene Platformu, internetteki sosyal ağlar üzerinden de haberleşerek dertlerini geniş kesimlere anlatmayı başardılar.

İlk etkinlikte olduğu gibi kapılarını çaldıkları bazı tatlı su çevrecileri (!) yine mazeret bildirse de; “Hele bir görelim bakalım, bizim orada olmamızı gerektirecek kadar etkinli bir noktaya varacak mı?” diye desteğini şarta bağlı sunmak, etiketlerini öne çıkartmak derdinde olanlar çıksa da; Ergene Platformu’na destek verenlerin ( Kurum, kuruluş, yerel yönetimler, STKlar, dernekler vb…) sayısı neredeyse yüze kadar ulaştı.

Önemseyip, vakit ayırıp Ergene Hayata Dönsün–2 etkinliği için 10 Nisan 2011 Pazar sabahı yollara düşen Trakya’dan İstanbul’dan ve başka başka yerlerden gelen tüm katılımcılara ayrı ayrı teşekkür etmek bir borçtur. Her birinin emeklerine ayaklarına sağlık.

Trakya’nın kalbinde “tık nefes” bir köy; Karamusul…

“10 Nisan’da 10 Bin İnsan” sloganıyla yola çıkılan ikinci etkinlik için seçilen mekan Lüleburgaz’a bağlı bir köy olan Karamusul köyü.

Uzunköprü’de düzenlenen Ergene Hayata Dönsün-1 etkinliği daha çok Erene’nin kirliliği ve oluşan bu kirliliğin tarıma etkilerine vurgu yaparken, çalışmaların ikinci ayağını oluşturan “Ergene Hayata Dönsün-2” etkinliğinin merkezinde kanser olgusu ve dolayısıyla “insan” ön plana çıkartılıyor.

Bu durum Karamusul’un bu etkinliğe ev sahibi olmasını da anlaşılır kılıyor dolayısıyla. Zira köyde ve civarındaki yerleşimlerde kanser vakalarındaki artış inanılmaz boyutlara doğru gidiyor. Öyle ki kanser vakalarının görüldüğü yaş gurubu çocuklara kadar inmiş durumda. Yakın bir zaman öncesinde, doğuma çok yaklaşılan haftalarda gebeliği sonlandırılmak zorunda kalan köyden genç bir anne adayının kahrını size burada tarif etmemiz imkansız. Kendisine doktorlarca söylenen sebepler “çevresel faktörler”i işaret ediyor.

Ergene nehrinin geçtiği yerleşim yerlerindeki benzer vakalar o denli artış gösteriyor ki, bu bölgenin çok daha izah edilebilir araştırmalarla taranmasını elzem kılıyor.

Ergene boyunda tarımsal üretim yapılamıyor, hayvanlar otlatılamıyor. Bu yapılsa bile ya ürün alınamıyor ya da toplu hayvan ölümleri görülüyor. Köy ekonomisinin can damarı olan bu faaliyetler yürütülemediğinde köylü ayrı bir mağduriyetle cebelleşmeye başlıyor.

Trakya’nın tam orta yerinde yer alan Karamusul’da yaz ayları ile çok daha kesifleşen kokudan nefes almak bile zorlaşıyor. Köyde neredeyse herkes astım hastası, herkes tık nefes. Kaldı ki Ergene boyunca diğer köylerde de aynı durum söz konusu.

"Aman ölüm, canım ölüm üç gün are ver… "

Etkinlikten üç dört saat öncesinde giriyorum Karamusul’a. Etkinlik için duyurulan saat 13:00 olmasına rağmen destekçilerin pek çoğu köy meydanında toplanmaya başlamışlardı bile. Köy meydanının artık köyün öğrencisiz kalan okuluna omuz vermiş köşesinde etkinlik sahnesi kurulmuş, ses tesisatı deneniyor; hoperlörden yayınlanan müzikler köyün en uç noktalarından bile duyulabiliyordu.

Köy meydanına girmezden evvelki zamanımı köyü dolaşarak tanımaya ayırdım. Sokak sokak dolaşarak Karamusul’luların olan bitene ne kadar yakın durduklarını anlamaya çalıştım. Öyle ya; Ergene Platformu’nun peşine takılıp bu köyü dolduran bizler mi onları bu role zorlamıştık acaba ? Fakat durum hiç de öyle değildi. Sokaklarında dolaşan her bir yabancıya halini ahvalini anlatmaya çalışan Karamusul’lularla doluydu her ev. Bu davalarının sonuna kadar peşlerinde olduklarını dile getiren, ne istediğini bilen, durumu en açık haliyle özetleyebilen aydınlık Trakya insanıyla…Ve her bir evden birbirine benzer acı öyküler dökülüyordu.

Meydana yaklaşırken bu etkinliğin en hakkıyla çalışanları arasında yer alan Trakya Üniversitesi Genç Tema’dan pırıl pırıl arkadaşlar karşılıyordu gelen misafirleri. Organizasyonun sorunsuz yürütülebilmesi için Ergene Platformu’nun belkemiği olarak çalışıyorlardı. Canla başla her yere koşturan bu gençler ve sporcu arkadaşlarımız Cuma gününden itibaren okul bahçesine kurdukları çadırlarında organizasyonun sağlıklı yürütülebilmesi için didiniyorlardı. Onlar bu etkinliğin en alkışlanası olanları…

Etkinlik öncesi basının görüntü alabilmesi için meydanda kurulu platformun üzerinde Trakyanın müzisyenleri sahne alıyorlar. Onlar ruha dokunan müzikleriyle etkinliği Trakya’ya özgüleştiriveriyorlar bir anda. Öyle ya; iyi günde de kötü günde de müzik Trakya’da insanları birbirine daha kenetleyen zamk gibidir. Köyün mavinin en güzel tonundan aşı boyalı kahvesinde çayımızı yudumlarken, ilerideki sandalyelerden birinde bir ihtiyarcık günün anlamına değen ve buralarda marş gibi söylenen bir Selanik türküsünü mırıldanmaya çalışıyor. Tokmakların dövdüğü davullara zurnalar dem veriyor...

“Çalın davullarım çaydan aşağı

Mezarımı kazın belden aşağı,

Suyumu da dökün boydan aşağı

Aman ölüm canım ölüm üç gün are ( ara ) ver, Al başımdan bu sevdayı götür yare ver…”

Kabalka…

Taşımalı eğitimle artık faaliyet göstermez hale düşen köy okulunun bahçesinde pek çok sergi yer alıyor. Her biri kendi bakışlarıyla bu anlamlı güne omuz veriyorlar.

Köy okulunun bir odasından gelen kokular ise cezbedici...Yanağına gül oturtmuş akça pakça tenli çakır gözlü köylü kadınlar yörede “kulaç”,“bişi-pişi” gibi isimlerle de bilinen lokma döküyorlar. Kenardan bir tanesi, yemek için sabırsızlanan çocuklarına annelerinin “pişiyi pişiyi…” diye yöresel şiveyle seslenişinden sebep bu ismi aldığını, değişerek “bişi” ya da “pişi” diye söylenmeye başlandığını anlatıyor. Bir diğeri daha oradan katılıyor söze : “Kabalka da derler bazıları…”

Arefe günleri, mevlitlerde, kalabalıklara ev sahipliği yapan cemiyetlerde misafirlere sunmak üzere “kabalka dökmek” çok eskilere dayanan bir gelenek Trakya’da. “Yağ kokutmak” da denilen ritüeller üzerinden nesilden nesile aktarılan bir gelenek. Misafirine değer vermenin tadı damağa değen küçük bir nişanesi…

Konuklarına –hiç de gereği yokken- gönül sofraları kuran köylü teyzelerimizin her birinin ellerine sağlık. Sofralarının bereketi bin olsun inşallah.

Ergene Hayata Dönsün-2 etkinliği başlıyor…

Yapılan anonslar üzerine meydanda bulunan kalabalık sembolik olarak yeniden meydana doğru yürüyecekleri köyün başka bir noktasındaki toplanma yerine doğru yola çıkıyorlar. Basından temsilciler, fotoğraf kulüplerinden arkadaşlarımız gibi ben de bu kalabalığın geri gelişini ve meydana doluşunu görüntüleyebilmek için köy meydanında kalıyorum.İleride etrafına arı üşüşmüşçesine kalabalığın orta yerinde Tema Vakfı'nın çınarı Hayrettin KARACA'yı görebiliyorum zar zor. Yanına yaklaşabilmek ne mümkün...

Bu yarım saati bulan hazırlık sonrasında Ergene hayata Dönsün-2 etkinliği için Karamusul’a gelen kalabalık meydanın başında görünüyor. Kalabalığın meydana sığabilmesi için sık sık anonslarla katılımcılar yönlendiriliyor. Sahnenin kurulu olduğu platfortma yakın bir noktada sıkıştığım için etrafımdaki kalabalığı kestirmekte zorlanıyorum.

Ergene Platformu adına açılış konuşması, ve ara ara kalabalığı heyecanlandıracak çevre duyarlılıklı sloganlarla etkinlik nihayet başlamış oluyor.

Kent Balaban Oyuncuları'ndan ilköğretim çağındaki kardeşlerimizin hazırladığı bir gösteri sahneleniyor. Bu pırıl pırıl yüzlü geleceklerini arayan çocuklar Ergene’nin hayatlarından çalıp götürdüklerinin resmini sergiledikleri küçük tiyatro gösterileriyle çiziyorlar.

Bin defa da reklama girecek olsa da o köy çocuklarına o hazzı tattırdıkları için isimlerini zikredeceğim; Orbis Bisikletleri tarafından köy çocuklarına hediye edilen bisikletler ve diş hekimleri tarafından diş bakım setlerinin dağıtılmasının ardından, bağlamasıyla sanatçı bir büyüğümüz sahneyi alıyor. Meydanda bulunanları söylediği şarkılar-türkülerle heyecanlandırıyor bir anda.

Ovacık köyü Karamusul’un komşusu...Köy hemen Ergene nehrinin karşı kıyısındaki tepede kurulu. İki köyü Ergene üzerindeki Karamusul köyü köprüsü ayırıyor desek yeridir. Hani Karamusul’da horoz ötse, Ovacıklılar’ın uykusunu ayacak kadar yakın bir köy.

Dertleri ortak olunca Ovacıklılar'ın da söyleyecek sözleri olması bir o kadar doğal. Ovacık köyünden pırıl pırıl iki lise öğrencisi, İlyas KILIÇ ve İrfan KILIÇ’ın Trakya şivesinden demlenen heyecan verici konuşmaları ince dokunmuş ve yalın bir anlatımdı. Önce onları dinleyen kalabalığa “Oj geldiniz” diyorlar ve samimiyet yüklü konuşmaları Ergene sorununu anlatmaya yetiyor da artıyordu bile.

Yaşadıklarının bu denli farkında ve bu denli yalın bir dille sorunlarını haykıran gençleri birilerinin can kulağıyla duyması gerektiğine inancım tazelendi onları dinlerken. Konuşmaları sırasında kanser vakalarından sebep ölümlere değindikleri bölümde, kalabalık içerisinde yanımda duran 60 yaşlarında bir ihtiyarcılığın gözlerinden inciler dökerek hüngür hüngür ağladığına eminim ki bir ben şahit olmadım. Sizce bu ihtiyarcığı bu denli sarsabilecek ne olabilirdi ?

Köylü kadınların zaman içerisinde Ergene’nin geldiği noktayı sergiledikleri ve bal damıtılmış bir Trakya şivesiyle canlandırdıkları gösteri bizleri kah güldürdü kah düşündürdü. Onların cesaretlerini ellerim patlayana kadar alkışladım, kaldı ki herkesin yüzlerinde bıraktıkları tebessüm de bu ağır atmosferi bir parça olsun dağıtmaya yetmişti besbelli.

Zira sözün kantara gelmezini Karamusullu Gürcan KIRIM onlardan sonra sarfedip, miskinlik içindeki bünyelerimizi epey bir sarsacaktı. “Nalına da mıhına da” diyerek boğazını yırtarcasına yaptığı konuşmasıyla Gürcan KIRIM, Ergene Platformu’nun bu etkinliği Karamusul’da düzenlenmesine önayak olan isim. Platformla buluşmazdan evvel de sözlerini her mecrada sakınmadan söyleyen, tüm kapıları çalarak köylüsünün her derdine derman arayan KIRIM, tabiri caizse tam bir amazon(!). Hayatın tüm hırçınlığına sertliğine karşın köylüsünün dertlerini her platformda dile getirmek için canla başla çalışan, ruhu bedenine sığmayan, savaşçı ruhlu bir kadın Gürcan hanım. Onu doğru bildiklerinden caydırmak için hak etmediği tutumlar takınanlara rağmen hep mücadele etmiş durmuş senelerdir. Köylü kadınlar onu çok seviyorlar ve destekliyorlar. “Gürcan varsa biz de varız” diyorlar.

Konuşmalar sona eriyor. Etkinliğe destek veren guruplar ve halk köy meydanından Ergene nehri kıyısına doğru yürüyüşe geçiyor. Ellerinde dövizlerle caminin olduğu köşeden Ovacık yoluna dönüp, kimisi köprü üzerinde kimisiyse Ergene kıyısında yerini alıyor. Ergene’nin karşı kıyısındaki tepenin yamacında Ovacık köyü görünüyor.

Etkinliğin bu sembolik kısmı basına görüntü vermek üzere düzenleniyor. Mor-siyah akan Ergene nehri kıyısına gelen beyazlar giymiş bir genç kız Kaynarca’dan getirilen temiz su ile Ergene’ye maya çalacak.

Maya…

Kaynarca Kırklareli’nin Pınarhisar ilçesine bağlı bir belde. Istrancaların kuytusundaki bu belde isminden de anlaşılacağı üzere pırıltılı sulara ev sahipliği yapan pınarları ile meşhur. Üstelik tarih içinde de bu durum böyle olagelmiş. Heredot tarihinde de anlatıldığı üzere, Kaynarca’dan Pınarhisar’a doğru uzanan göze göze pınarların oluşturduğu bu akarsu antik dönemlerde Tearos olarak anılıyor. Üstelik sıcak ve soğuk su kaynakları ile dönemin krallıklarının sayfiyesidir Tearos ırmağının civarı. M.Ö. 6. yüzyılda İskitlerin peşinden Trakya’ya giren kudretli ordularıyla Pers Kralı Darius bu yöreye gelerek 3 gün boyunca konaklar. Giderken de sularından etkilendiği bu yöreye bir dikilitaş bırakır. Şöyle der :

-“ Ben, İranlıların ve dünyanın kralı, Hypates’in oğlu Darius bütün dünyaya sahibim, Tearos’ un ırmakları ise ( Kaynarca ve Pınarhisar yöresi…) dünyanın en güzel sularına sahiptir.”

O görkemli günlerinin ötesinde olsa da hala pırıltılı suları ile Ergene’yi besleyen derelerin en ışıltılarından olan Kaynarca pınarlarından getirilen bu su ile, beyazlar giyinmiş genç bir kız, devri saltanatındaki o eski pırıltısına kavuşabilmesi dileği ile Ergene’ye maya çalıyor.

Etkinliğin Ergene kıyısında sona ermesi ile köyü dolduran kalabalıklar da yavaş yavaş dönüş yoluna koyuluyorlar. Vedalar, teşekkürler, birbirine verilen telefonlar adresler…

Etrafıma baktığımda aynı dertte gönül birliği etmiş öylesi simalar vardı ki bugün bu kalabalık içerisinde...Zengin fakir, köylü kentli, ana baba, torun torba herkes oradaydı. Annesi ve babasının güvenli omzunda olmasına rağmen, Ergene kıyısında yaşayan her hangi bir başka çocuğun da aynı konforda olması gerektiğine inanan o ailenin henüz süt kuzusu bebeklerini unutacağımı sanmıyorum. Ya da elinde oyuncağı ile o kız çocuğunu, ağzında emziği ile bir diğerini...

Uzun süreden beri güneşin Trakya ovalarına ilk defa gülümsediği bu pazar gününde evde pineklemek yahut pikniğe gitmek dururken, Karamusul’da olmayı seçen bu insanları bu ortak paydada birleştiren mayanın ne denli güçlü olduğunu düşünmeden edemedim. “10 Nisan’da 10 Bin İnsan” olabildik mi saymaya hacet bile yoktu o saatten sonra.

==========================================

Dinçer ALABAŞOĞLU

10 Nisan 2011, "Ergene hayata Dönsün 2-10 Nisan'da 10 Bin İnsan" etkinliği gezi notları

Fotoğraflar :

Dinçer ALABAŞOĞLU, Ferdi KURTBAYRAM, Nedret BENZET, Özcan ÇELTİKLİ, Sedat YILMAZ



Bu Yazıyı Ekle

Facebook    Deli.cio.us    Digg   
 








Bu sitenin Web Tasarımı Berilweb tarafından Trakyagezi için hazırlanmıştır © 2010-Sitede yer alan içeriklerin tüm hakları Trakyagezi, fotoğraf hakları sanatçısına aittir.

JoomlaWatch Stats 1.2.8b_09-dev by Matej Koval