Enez, Bir Başka Ege'li !

Enez. Tarihteki adıyla Ainos.Traklar'dan, Troya'lılardan Cenevizlilere, Roma ve Bizans'tan Osmanlı'ya, ardından günümüz Cumhuriyet dönemine uzanan derin izlerin beşiği, medeniyetlerin ayak izlerinin zaman tarafından bir türlü silinemediği, Edirne'nin şirin işçesi Enez.

Trakya'nın Ege imbatlarına göğsünü açmış sükunet dolu köşesi. "Serhad Boyları"nda, Meriç Nehri'nin yorgun akışıyla yığdığı alüvyonlar ve mendereslerlerin hemen öte yakasında, Komşi nin (!) dağlarının gerisinde güneşin benzersiz batışını görmek için bile uğranılması gereken bir yer Enez.

İster İstanbul, ister Edirne, isterseniz de Çanakkale yönünden geliyor olun, önce Keşan'a uğramalısınız. Kendi aracınız varsa, Mecidiye'den başlayan Saroz sahil yoluyla da buraya gelebilirsiniz. Fakat bir gezginseniz, Keşan Hükümet Meydanı'nın hemen köşesindeki kasaba minübüslerinin kalktığı eski otogara gitmelisiniz. Ve eğerki Cumartesi buraya ayak bastıysanız, eski otogarın hemen arkasında kurulan Keşan Halk Pazarını muhakkak dolaşın. Leziz ve organik metodlarla yetiştirilen yaz meyve sebzelerinden bolca alıverin.

Burası oldukça cümbüşlü bir yer. Bu kasaba otogarına, Keşan'ın ruhu yansıyor adeta. Tıkış tıkış bir alanda nasılda maharetle park edecek yer bulduklarına çok şaşıracağınız, etraf ilçe ve köylere giden, özellikle Saroz Körfezi boyunca dizi dizi köylere ( Mecidiye, Erikli, Yayla, Danişment...) giden minibüsler buradan kalkıyor. Yazıhaneler arasında kıraathaneler, buhur buhur satır köfte kokuları yayılan ( denemelisiniz ) "küfteci"ler, geleneksel usül ürünlerinyle limonatacılar, Keşan'ın Roman'larının adım başı dizildikleri parlak, güneşte ışıl ışıl yanan ayakkabı boyadığı tezgahları...

Minibüslerden birbirine karışan, ama herkesin kanıksadığı 9/8 'lik iç kıpırdatan Rumeli ve Roman melodileri. Yerel radyoların ne kadar şenlikli olduğunu ise bir bilseniz.

- Bu şarkıyı, kaportacı Üsmen aga ve arkadaşları için çalıyoz. Te şindi bizi dinliyimişler,... abe bizi dinliyisınız ama çalişiy mısınız ya? Yoksam çekiy misınız rakicik makicik ? Erken beya daaa Üsmen aga! (H)ade gönderiyım şarkınızı. Kibariye ablam sizin içın söylicek, adeeee bakalım.

Abartı gibi mi geldi ? Enez'e giden minibüse bindiğinizde şöförden rica etmenize bile gerek kalmadan, FM diye biten Keşan'la alakalı bir radyocuk açar size be ! Sakın uzaydan gelmiş gibi, kıs kıs gülmeyin, şöför hemen size lafı yapıştırır. Tecrübeyle sabittir.

- Ne oldu abi, ne gülüyon bişey mi var ?

Tadını çıkartın. 

Keşan-Enez yolu yaklaşık 55-60 km. Keşan içinde yolcuya raslamak için çizdiği güzergahların insafına kalmış ekstradan 4-5 km zira. Nefis bir yol. Kimi zaman bir orman içinde seyredeceksiniz, kimi zaman koca koca kafa(!)lar bağlamış gülümseyen gündöndü(!)ler uçsuz bucaksız tarlaları bereketiyle gülümsetiyor olacak. Meriç nehrinden çeltik tavalarına su vermek için açılmış kanalların üzerindeki köprüleri geçeceksiniz çoğu zamansa.

Gündöndü dedik ya, yerel şive böyle. Senelerce ziraat fakültesinde idealist fikirlerle dirsek çürütüp, buralara atanan eski zamalnlardan bir mühendisin beylik laflarını dinlemeye daha fazla dayanamaz köylü Şevket Dayı.

- Mühendis oğlum, sen kimin tarlasına gittin de anlatıyon büle be? Ben günebakan diye birşey ekmedim tarlaya be kızanım. Gündöndü tarlasını görmedin mi bizim, iki saattır kimın tarlasını anlatıyon sen bana büle ? 

Enez küçücük bir kasaba. Hadi ilçe diyelim de namı yürüsün. Eskilerin deyimiyle, "besmele çekinceye kadar kasabayı bir uçtan bir uca geçersin", o misal yani. Ama üzerinde oturduğu hazine gibi tarihi nasıl sığdırıyor bu bünyeye, çok şaşıracaksınız.

Minibüsünüz bir çırpıda, belediye parkının olduğu meydanda duraksayınca, "geldik mi ?" demeyin şöföre. Onlar da bu küçük kasabaya ilk gelenlerden hep aynı tepkiyi almaktan bayağı bunalmış olacaklar ki,

- "Taa nereye gitçektik güzel abim ?" derlerse de bunu kabalık olarak almayın. Bu zarif bir nükte aslında, alınganlıksa bu kasabanın kapısının ardında kaldı. 

Enez. Medeniyetlerin kapısı...

Hemen parkın önündeki, tarihi yerleri gösteren devasa büyüklükteki haritaya bakarak, ne yapmak istediğinize öncelikle burada karar verin. Herşey ayrıntılarıyla harita üzerinde detaylandırılmış durumda zira.

Siz önce, parktan kaleye doğru uzanan cadde üzerindeki salaş lokantalardan birine girip, sıcacık bir çorba için. Tavuk suyuna çorba veya severseniz şayet, nefasetli kokusunu sadece müdavimlerine duyuran işkembe çorbasını buradaki kadar lezzet duyarak hiçbir yerde içemezsiniz sanırım. Bütün çorbaların yanında getirilen sirkeye yatırılmış cin biberi turşular ise bu lokantaların olmazsa olmazlarından.

Çorbanızı içtiniz mi? Çıkın yola, bulunduğunuz yerden Enez Kalesi'nin giriş duvarlarını görmemeniz mümkün değil zaten. Hemen oraya dorğu yola çıkın. O kemerli kapının altından geçip, kazı alanına gelinceye kadar Enez'in nasıl bir yer olduğunu hala farketmemişinizdir. Çünkü burasını geçince, Alice'in harikalar diyarına geçerken yaşadıklarını hissedersiniz. Bambaşka bir dünyaya açılıyor adeta.

Burası Enez'in de en yüksek yeri sayılabilir. Hepi topu denizden 30-40 mt yüksektedir. Enez'in merkezi arkada kaldı. Önümüzde alabildiğine birkaçyüz metre uzakta, alüvyonlarla denizden ayrılıp sığ ovayı doldurmuş Gala Gölü Ekosistemi, onun gerisinde ise masmavi sularından anladığımız Ege'nin masmavi denizi var. Saroz Körfezi... Çok gerilerde ise, Yunanistan'a ait Samothroki adasının siluetini görebilirsiniz. Muazzamdır ! Hemen sağınızda, Meriç Nehri'nin denize kavuştuğu menderesler çizerek oluşturduğu deltayı görebildiğiniz gibi, nehrin öte yakasının Yunanistan olduğunu da söylemiş olalım. Emin olun, karşı kıyıdan bu tarafa bakıyor olmayı çok dileyeceksinizdir. Solunuzda ise Bizans Sarayı olarak halkça isimlendirilen "Bizans Ayasofyası" yer alır. Kazı ve restorasyon çalışmaları hala sürmektedir.

Bu sit alanı yaklaşık 4-5 futbol sahası büyüklüğünde ve surlarla aşağıdaki mahallelerden yükselerek ayrılmıştır. Mahalleleri ve Meriç Deltasını dolduran çeltik tavalarını surlardan seyretmek çok keyiflidir. Her ev bağlık bahçelik, ağaçlar meyvelerini taşıyamayacak kadar dolu. 

Ainos Antik Kenti kazıları İstanbul Üniversitesince halen sürdürülmekte. Antik kenti gezerken, Cenevizden, Roma, Bizans ve Osmanlı'ya kadar her ize raslıyorsunuz. Mesela Bizans Sarayı hemen kendini ele verirken, antik şehri çevreleyen sur kalıntılarının ceneviz kalıntıları üzerine Osmanlı'ya ait onarımlara sahip olduğunu anlamak hiç güç değil. Bizans Saray'ı çoğunlukla tahrip olmuş ve bazı yerleri restore edilmek üzere iskelelerle sağlamlaştırılmış durumda. Mermer sütunların olduğu avlunun ( belki de burası bir iç salondu, kim bilebilir ) ortasında durup, üst pencerelere yakın solgun renklerdeki Hristiyanlığa dair betimlemelerin olduğu fresklere bir göz atın derim. Hemen sarayın önündeki surlara yaklaşıp, doğu yönünde ovaya doğru buradan bir bakın. 50- 60 mt. aşağıda "Papazın Evi" diye bilinen kuleyi hemen farkedeceksiniz. Birkaç yüz metre aşağıda yine doğu yönünde, Gala Gölünün hemen kıyısındaki belli belirsiz düzlükte birşeyler görebilirsiniz.Tabi ağaçların elverdiğince. Şimdi sizi oraya, Papazın Evi önünden geçirip "Has Yunus Bey Türbesi ve Osmanlı Mezarlığı"na götüreceğim.

Kaleden yine ana kapıdan çıkıp, sağa dönen yoldan aşağı inin. İnerken kalenin nasıl bir tepeye oturduğunu daha iyi anlayacaksınız. Papazın Evi, beyaz badanalı tek katlı bir evin bahçesinde kalmış bir kule. Rum mübadiller gidince, burası aynı zamanda bir papazın da oturduğu Hristiyanlığa ait bir çan kulesi olunca, Müslümanlar yanaşmak bile istememiş ilk zamanlar.Ama kulenin pencerelerindeki perdeye bakınca buranın bir yaşam alanına dönüştüğünü anlıyoruz.Zira, şimdilerde içinde bir Roman aile oturuyor. Ama biraz içler acısı bir durumdur ki, kulenin duvarlarından çıkan borularla uzatılmış baca, bu yapıya çirkin bir görüntü eklemekten öteye gidememektedir.

Özellikle, bu aşağı mahalleye salınan yoldan gitmenizi istedim ki, arkanızda kalan kale surları ve Bizans Saray'ının oturduğu yapıyı daha iyi anlamış olun. Yemyeşil, birbirine sırt veren bahçeler boyunca birkaç yüzmetre ilerleyip, Has Yunus Bey türbesine ulaşıyoruz. Burası Rumeli'nin fethinden sonra bölgenin hızla Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında rol oynayan Osmanlı uluları ve devrinin önemli şahsiyetlerine ait kişilerin mezar kalıntıları ve Rumeli'nin Türkleştirilmesinde rol oynamış ilk deniz kumandanlarından Has Yunus Bey adına bir türbeye ev sahiplğii ediyor.

Yunus Kaptan ilk Osmanlı denizcilerindendir, ve Fatih Sultan Mehmet'çe idam edildiği bilinmekteyse de, hakkında bilgiler çok fazla değildir.Yunus kaptan’ın türbesi Bizans döneminde yapılmış küçük bir şapeldir. Kapalı Yunan haçı planındaki bu şapelin naosunu 1.65 m. yüksekliğinde dört pencereli kasnağı olan pandantifli bir kubbe örtmektedir. Haçın kollarının üzeri beşik tonozlarla örtülmüştür. Doğusunda yarım yuvarlak, dışarıya taşkın ve yarım kubbeli bir apsidi bulunmaktadır. Prof.Dr.Semavi Eyice bu yapının İtalya’daki Ravenna’da Gala Placidia (450-452) ve Karadağ’da Doclea ile benzerlikleri olduğunu, aynı tip şapellere Orta Anadolu’da Karaman bölgesi’ndeki örneklerle de karşılaşıldığını belirtmiştir. ( Edirne Türbeleri isimli çalışmadan derlenmiştir.)

İlyada Destanında da bahsedilen, Truvalılar'dan bir kısmının o korkunç savaş sonrası kaçtığı yerlerden biri olarak anılan Ainos ( Enez ), bir çok tarihi yapıya daha ev sahipliği etmektedir. Antik Bizans-Ceneviz yolu, surların dışındaki Açıkhava Müzesi, Kral Kızı Kilisesi,Pan'ın Mağrası vs...bir çok yapı şehir rehberlerinde ayrıntılarıyla konumlandırılarak bahsedilmektedir. Bunların yerleri ancak bir yürüyüş mesafesi uzaklıktadır.

Gala Gölü Ekosistemi, sulak alanlar (RAMSAR ) sözleşmesinin de işaret ettiği üzere önemli bir koruma alanıdır. Bahçelerden geçip, Gala Gölü'nün köprülerle birbirine bağlanan, sulama kanallarıyla kurak dönemlerde su pompalanan sığ deltasında gezerek, Enez Sahili denilen 3 km. uzaklıktaki plaja gitmenizi öneririz. Delta sizi çığlık çığlığa kuş sesleriyle karşılayacaktır. Martılar, üvezler, leylekler, envai çeşit kuşlar sığ bataklıklar üzerinde yuvalarını hazırlamışlar, çığlık çığlığadırlar. Onları pek de rahatsız etmeden fotoğraflarını bol bol çekin diyebilirim.

Enez Sahili denilen yere doğru, solunuzda nefis bir çam ormanı, sağınızda ise malesef mantar gibi Gala Gölü'nün kıyısına yerleşmiş yazlıklar size eşlik edecektir. İstanbul Üniversitesi Dinlenme Tesislerine gelince asfalt yol sahili takip ederek,Saroz Körfezi boyunca Keşan'a kadar alternatif bir güzergahtan uzanacaktır. Bu noktadan itibaren nerede denize gireceğinize siz karar verebilirsiniz. Enez sahilleri berrak, azıcık soğuk ama dingin sularıyla, Yunan kıyılarına doğru size enfes seyirlikler sunacaktır. Yıda iki kez kendi suyunu temizleme yeteneğine sahip Saroz Körfezinin suları o denli berrak ve zengindir ki, su altı dalış klüpleri ve yelken klüplerinin faaliyetleri burada hiç ara vermez.

Eğer ki akşam buradaki ev pansiyonlardan birinde kalacaksanız, ve dönüşünüzü ertesi güne sarkıtacaksanız, Enez'e geri dönüp, Meriç Deltası'nın gerisindeki Yunanistan'a ait dağlara doğru gün batımının en keyifli izlendiği Enez Kalesi'nin surlarından birinden izleyin.

Muazzamdır !

Ve Sezen Aksu'nun şarkısını iç sesinizden dinleyin.

 

KALBİM EGE'DE KALDI

Cigaramı sardım karşı sahile,

Yaktım ucunda acıları

Ağları attım anılar doldu,

Ağlar hasretimin kıyıları

 

Yareme tuz diye yakamoz bastım

Tek şahidim aydı, aman aman

Bir elimde defne, bir elimde sevdan

Kalbim Ege'de kaldı

 

Kadehimi vurdum, karşı yakaya

Efeler kalktı şerefe

Sevgimi attım, dostlar tuttu

Bir ağıt yaktım kadere

 

Aman efendim ayrılık ölümden beter

Canım efendim yeter bu hasretlik yeter

Aman efendim bana bir merhaba gönder

Canım efendim, canım efendim 

( Söz: Sezen Aksu, Şehrazat, Yelda Karataş / Müzik : Atilla Özdemiroğlu )

Not : Enez ile ilgili konaklama, yeme içme mekanları, önemli telefonlar vb..bilgilere "Şehir Rehberi" bölümünden ulaşabilirsiniz.

http://www.trakyagezi.com/sehir-rehberi/edirne/29-enez.html



Bu Yazıyı Ekle

Facebook    Deli.cio.us    Digg   
 
İğneada Gezi Rehberi

Kırklareli'nin Demirköy ilçesine bağlı İğneada beldesi; sahip olduğu doğal güzellikleri, Karadeniz'in en batı ucunda yer alan uzunluğu... Devamını oku...
Vize Gezi Rehberi

Tarih, doğa ve denizin eşsiz bütünlüğüne sahip varlıklarıyla Vize, şüphesiz Trakya'nın en özel yerleşimlerinden birisidir. Yeşilin en... Devamını oku...
Edirne Gezi Rehberi

Edirne, tarih sahnesinden devşirdiği kültür varlıklarıyla Trakya'nın olduğu kadar Türkiye'nin de en önemli kentlerindendir. Medeniyetlerin... Devamını oku...
Lüleburgaz

Lüleburgaz…Hayatı Trakya’nın kendine özgüleştirdiği derin bir hissedişle ve ritimle yaşayan, Trakya’nın ikinci, bağlı olduğu il... Devamını oku...
Lüleburgaz Gezi Rehberi

Kırklareli'nin kendisinden büyük ilçesi Lüleburgaz Trakya haritasının neredeyse tam orta yerinde bulunur. Bu haliyle Trakya'ya yolu düşen... Devamını oku...
Çamdan Sakız Akıyor; GÖKÇETEPE.

Koru dağlarının Saros’a bakan yamaçları alabildiğine çam ormanlarıyla kaplıdır. Mevsim yazsa, hele bir de orman yoluna girmişseniz,... Devamını oku...
Erguvanlar ve Şakayıklar...

Çisil bir yağmura durmuş gökyüzünde oynaşan bulutlara inat hıdrellez haftasına rasgelen bu Pazar günü yine Istrancalar’dayız. Balkan... Devamını oku...
Öteki Istranca; Stranja...Aynı aynaya bakar gibi...

Her şey fotoğraf ve doğa tutkunu arkadaşım Erhan BAYCAN'la Istrancaları gezme ve fotoğraflama sevdasıyla başladı. İki yılı aşkın bir... Devamını oku...
"Cehennem"e Kadar Yolumuz Var...

Yazının başlığı korkutucu oldu değil mi? Aynı fikirdeyim ! Ne yalan söyleyim, ben de bir parça ürktüm. Ama ne yapayım ki yazmak... Devamını oku...
Cehennem Şelaleleri...

Bir şelalenin görselimize ve ruhumuza hitap etmesi için ona hangi gözle bakmak gerekir, doğrusu bilmiyorum. Yaklaşık 10 Bin Kilometrekarelik... Devamını oku...
ANTIQUE Restaurant & Garden

Çorlu gibi emek yoğun yaşanan, gündelik koşturmacanın ritmini yakalamakta zorlandığınız ve şehrin üstünüze üstünüze geldiğini... Devamını oku...
Kaynarca Çiftlik Alabalık Restaurant

Trakya’yı üç tarafından çeviren denizlerinde sofraları bir şenliğe dönüştüren envai çeşit balığı bulabilirsiniz. Karadeniz'de... Devamını oku...
Paspala Fasulyesi ; "Bu Fasulya 7,5 Lira."

İnanın o filmin (!) ve dillere slogan gibi yerleşen o eski şarkının fırsatçılığında değilim. Yemin etsem başım ağrımaz... Devamını oku...
Keçecizade

Lezzet düşkünlerinin neyin izini süreceğini bilemezsiniz. Ama çocukluğunun izini sürenleri bekleyen lezzetler üç aşağı beş yukarı... Devamını oku...
Kırklareli BİRTAT Köftecisi

Köftenin bir Rumeli mutfağı ürünü olduğunu söylemek sanırız ki yerinde bir tesbit olur. Balkan mutfağında kendine has nüanslarıyla... Devamını oku...
Kaymakçina ( Rumeli )

Kaymakçina Rumeli mutfağının en sevilen sütlü tatlılarından birisidr. Bir başka Rumeli sütlü tatlıı olan "Tez Pişti" ile benzerlikler... Devamını oku...
Lor Peynirli Kurabiye

Lorlu kurabiye üç aşağı beş yukarı benzer tariflerle Trakya'da çok yerde rasladığımız, Batı Trakya mutfağından Selanikli muhacirlerce... Devamını oku...
Şeftali Köftesi ( Gelibolu )

Şeftali köftesi diye yaygın isimle dillendirilen köftenin ismini "Şef Ali köftesi"nden kısaltılıp dile oturtulduğu sadece bir görüştür.... Devamını oku...
Balkabağı Böreği ( Kırklareli )

Balkabağı böreği Selanik civarından gelen Batı Trakya göçmenleri ve Pomak göçmenler tarafından Trakya mutfağına taşınmış bir... Devamını oku...
Dızmana

Dızmana özellikle Selanik ve Rodop göçmenlerince Trakya mutfağına taşınmış bir çeşit göçmen pidesidir. Yumuşak pamuk gibi ve çokça... Devamını oku...
Bi' Devir Muhteşemdik !

Lüleburgaz ovasının orta yerinde kurulmuş Türkiye’nin en köklü en saygın eğitim kurumlarından biri olan Kepirtepe, 70 yılı deviren bir... Devamını oku...
Mutfakta Biri mi Var ?

Henüz beş buçuk yaşındaki kızım onu ekralarda gördüğünde onun Ratatouille ( Ratatüy ) isimli animasyon filminde başarılı bir Fransız... Devamını oku...
İğneada'yı Sevmek Demek...

Orhan UYANIK "Cennetim..."dediği İğneada'yı kendisine has derin bir hissedişle tutkuyla seven bir doğasever olduğu kadar, sadece İğneada... Devamını oku...
Hayata Tüm Sözlerini Söylemiş Bir Adam...

“Doğa her şeyin üstesinden gelebilir, birtek insanların ihtiraslarını karşılayamaz.” Hayatının yörüngesini bu sözün güçlü... Devamını oku...
...Vasiyet !

Osmanlı’ya payıtaht olmuş Edirne’nin en zor günleri yaşanıyordu kuşkusuz. 1912 yılının Ekim ayında başlayan Bulgar kuşatması... Devamını oku...