Zamanı Peşinden Sürükleyen Bir Gelenek; Kazan Eti

Derin bir kültürün süzgecinden tortu bırakmaksızın damıtılan gelenek ve göreneklerimiz, toplumsal yapımızın çimentosunu oluşturan, bizi bir arada tutan moral değerlerimizin en başında yer alır. Doğumda ölümde, kederde sevinçte, düğünde bayramda, iyi günde kötü günde; velhasıl hayatın her anında karşımıza çıkarlar ve bizi her duruma karşı kenetler, kaynaştırırlar.

Çölde bir serabı kovalar gibi akrep ve yelkovanın peşinde mevhuma koşan zamansa, “modernleşme” denilen kisvesini bürünerek bizi bir arada ve diri tutan bu moral değerlerimizi sürekli aşındırır durur. Pek çok gelenek ve göreneğimiz bu aşındırmanın karşısında duramayıp yerle yeksan olur. Gelgelelim çok azı zamanın tüm gücüne rağmen ilk günkü diriliğini korumayı başarabilir.

Zamanı saçlarından sıkıca kavrayıp, peşisıra gittiği yere sürükleyen böylesi bir gelenek Lüleburgaz’ın Sakızköy beldesinde karşımıza dikilir. Bir kurban bayramı geleneği olan, “Kazan eti”…

Sakızköy hakkında…

Sakızköy Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesine bağlı bir belde merkezidir. İlçeye 10 km uzaklıkta, verimli Trakya ovalarının orta yerinde yer alan Sakızköy, ilçeye bağlı diğer yerleşimler olan Emirali, Evrensekiz, Turgutbey, Umurça ve Karaağaç ile çevrilidir. Kırklareli’nin bir diğer ilçesi olan Vize ile Lüleburgaz’ı birbirine bağlayan ana yol üzerinde yer alıyor olması, Edirne’yi İstanbul’a bağlayan TEM otoyoluna yakınlığı sebebiyle, Sakızköy belde merkezi diğer yerleşimlere oranla çok daha hareketli, sosyal hayat çok daha canlıdır.

TÜİK verilerine Sakızköy’ün 2010 yılı nüfusu 1455 kişidir. Köyde bir ilköğretim okulu ile sağlık ocağı bulunmaktadır. Sakızköy 1999 yılında köy tüzel kişiliğinden belde statüsüne yükseltilmiştir.

Tarihi süreci içerisinde değerlendirdiğimizde, eldeki kayıtlardan Sakızköy’ün arazisinin Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın kızı Zeliha hanımın mülkü olduğunu öğreniyoruz. Osmanlı’nın gerileme ve çöküş dönemlerinde Trakya’nın pek çok yerinde Rum ve Bulgar nüfus artmaya başlayınca, bu durum yöreyi de etkilemeye başlar. Yaklaşık 70 Bulgar ailenin iskanı için bu köyden toprak satılınca köyün adı bir anda “Satıkköy”e çıkar.

Balkan Savaşları’nın kıyımından kaçan Bulgaristan’ın Ortaköy kazasından göçmen aileler yöreyi mesken tutarlar. Balkan savaşları ertesinden büyük mübadele dönemine uzanan bir süreçte yöredeki Bulgar ailelerin tümden ayrılmasıyla, köy şimdiki demografik yapısına kavuşmuş olur.

Köyün yeni sahipleri ncitici, gurur kırıcı buldukları “Satıkköy” adını, köyün yağışlarla sakız gibi sünen killi yapış yapış toprağından ötürü “Sakızköy” olarak değiştirirler.

Bir asırlık bir bayram geleneği; “Kazan Eti…”

Balkan Savaşları zamanında yöreye gelerek bugünkü Sakızköy’ü kuran göçmen aileler, kopup geldikleri yerlerden ayrılırken sadece denklerine toparlayabildikleri kadar eşyalarını değil; onlara gurur katan kimliklerini ve kimliklerinin renkli aksini seyredebilecekleri aynaları olan kültürlerini, gelenek ve göreneklerini de beraberlerinde getirirler.

Bulgaristan’dan göçlerinin bir asırı devireceği 2012’nin arifesinde, diriliğini ilk günkü gibi koruyabilmeyi başarmış böylesi bir bayram geleneği Sakızköy’ün derin köklerinden beslenerek, bu köklü ağaca yeni filizler katmaktadır. Kazan eti…

Geleneğin en bilinen adı “kazan eti” olsa da, bazılarınca “kazan aşı” yahut “kurban aşı” gibi tabirler de aynı geleneği anlatmak için zaman zaman kullanılmaktadır.

Sözlü tarihimizin şahitliğinde, Türkiye’ye göç ettiklerinden bu güne değin 99 yılın hesabını tutabildiğimiz “kazan eti” geleneğinin göçten önce Bulgaristan’da hatırı sayılır bir tarihi olduğunu söylemeyeyse gerek yok sanırız.

Peki nedir kazan eti ?

Kurban bayramının ilk günü kesilen kurban hayvanlarının etleri sahiplerince belirtilen merkeze getirilerek görevlilerce toplanır. Tüm hijyen şartlarının sağlandığı bu merkezde küçükbaş veya büyükbaş hayvanların etleri görevlilerce ayrı ayrı toplanarak, ertesi gün “kazan eti” yapılırken pişirilecek şekilde doğranıp dinlenmeye alınır.

Bayramın ikinci günü Sakızköy’ün belirlenen bir yerinde odun ateşleri üzerine büyük kazanlar oturtularak etler kuzu veya dana eti olarak ayrı ayrı pişmeye alınır. Gelenek adını etlerin pişirildi bu büyük kazanlardan almaktadır.

Bu işler yapılırken herkesin bir görevi vardır. Etleri toplayanlar, etleri doğrayıp saklayanlar, kazanların başında pişirme işlemi yapanlar, daha sonra dağıtma işlerini yürütecek olanlar kendi görev sorumluluklarıyla hareket ederler.

Sürekli harlı tutulan odun ateşleri üzerine yerleştirilen büyük kazanlara alınan etler pişirmenin her aşamasında takip edilir. Acı suları ve köpükleri sürekli alınan etler, tel tel dökülünceye değin yaklaşık 5-6 saat pişirilirler. İstenen kıvama gelen etler, bu defa hangi hayvandan alındığına bakılmaksızın bir araya karıştırlar. Sahip oldukları asıl lezzetin ötesinde bambaşka bir tada erişen etler birbirine özleşinceye kadar yeniden kazanlarda pişirilirler.

Aynı günün akşam saatlerine doğru Sakızköy meydanı bambaşka, cümbüşlü bir sahneye daha tanık olacaktır. Kazan etinin dağıtılması…

Kurban kesmiş olsun olmasın; kurban kesenler az ya da çok et bağışlamış olsun olmasın; tüm köy halkı ellerinde kapları olduğu halde Sakızköy meydanını doldururlar. Pişirilen kazan etinden her haneye değecek nisbette kaplara doldurulur. Hiç kimseyi incitmeden, ayrı gayrı görmeden dayanışmanın en güzel örneğinin sergilendiği kazan eti başındaki bu buluşma, uzak düşenlerin bayramlarda birbirleriyle görüşebilmesi için de vesile olmaktadır. Köy meydanına gelemeyecek kadar yaşlı olanların kazan etinden payları ise görevlilerce evlerine kadar ulaştırılır.

2012 yılında Türkiye’ye gelişlerinin 100. yılını devirecek olan Sakızköylüler, bir kimlik kartı gibi ceplerine koydukları kazan aşı geleneği için de “dalya” diyecekler. Ve umarız ki bu gelenekle yeni yeni tanışan Sakızköy’ün 4. kuşak bireyleri, aynı derin hislerden beslenerek atalarından gördükleri bu çok özel kültür mirasını diğer kuşaklara ulaştırmakta bugünkü kuşakların duyduğu heyecanı duyacaklardır.

——————————————

Geleneğin aktarılmasındaki katkılarından dolayı Can KARAOTMARLI’ya teşekkür ederiz.

Facebookmail