Gelibolu; İki Denizli İlçe…

Gelibolu; iki denizli ilçe… Bir yanı Çanakkale Boğazı’nın serin ve hızlı akan sularına bakarken, ilçenin diğer yakası Saroz Körfezi’nin imbatlarına saçlarını vermiştir. Denizin herşey demek olduğunu, büyük Türk denizcisi Piri Reis’in buralı olduğunu söyleyince anlayabilmenin daha mümkün olduğu yer burası. Deniz kıyısında, şirin bir ilçe otogarında otobüsümüz duruyor. Burası ineceğimim yer. Çünkü Gelibolu’dayım.

Kasım güneşinin cömertliğini sunduğu bu pazar gününde günümü Gelibolu’ya ayırdım. Gelibolu denince, akla Çanakkale Savaşları’ndan sebep yarımadanın değişik yerleri gelebilir, fakat ben Gelibolu’nun merkezini gezeceğim ve inanın öncesinde gezeceğim yerlerle ilgili araştırma yaptığım için söylüyorum, bir güne bile sığdıramayacağımı bildiğim için endişe ediyorum.

gelibolu-mevlevihanesiGarajdan çıkıyorum. Limana doğru geniş bir cadde olan Kore Kahramanlar Caddesi boyunca ve denize paralel ilerliyorum. Maksadım önce limana gidip, burada şehrin atmosferini derin derin solumak ve denize karşı sıcak bir çay içmek.

Öyle de yapıyorum. Pazar günü, sahildeki bütün çay bahçeleri mevsime rağmen açık. Zira çok sıcak bir hava var.Evlerinde sıkılan herkes kendini deniz kıyısına atmış. Kimisi çay bahçelerinde, kimisi parklarda, kimisi sahil yolunda yürüyüşte. Oturduğum çay bahçesi limanın hemen kıyısında, böylelikle gelip geçen gemileri görebiliyorum. Ayrıca Gelibolu-Lapseki arasında çalışan arabalı vapurlar da bu limandan kalkıyor. Az ötede küçük teknelerinde ağlarını gözden geçiren balıkçılar, oltalarını suya atmış “rastgele” diyen amatör balıkçılar dizi dizi uzanıyor

Zaman kaybetmemek gerek deyip, çay bahçesinden görebildiğim Piri Reis Anıtı’na doğru ilerliyorum. Büyük Türk denizcisi Piri Reis Gelibolu’lu ve ona dair izleri ilçenin her yerinde görebilmeniz mümkün. Bu anıt heykel de onun hatırasına yapılmış. Heykeli incelerken, 50 mt geride, az evvel limana yürüdüğüm caddenin kıyısında eski bir konak dikkatimi çekiyor.

170 yıllık bir konak Gelincik Konağı. Tarih içinde Gelibolu’nun da geçirdiği tüm evrelere şahit olmuş, bundan izler taşıyan bir mekan burası. Konağın ilk sahipleri, yapanlarının yanısıra bir çok defa el değiştirmiş. Gelibolu’daki misyonları süresince Rus ve Fransızlar konağı kendi görevleri için kullanmışlar. Hala o dönemden kalan objeler ( mesela sedefli sephalar) konaktan bir türlü ayrılamamış. Konağın tarihine imzalarını böyle atmışlar belki de.

Çanakkale Savaşları sırasında Büyük Ata’mızın da kapılarından adım attığı konak, o ve onun silah arkadaşları için geçici karargah olarak da hizmet vermiş. Bu sırada, cephe gerisindeki yorgun askerlerimize, komuta eden kumandanlarımıza Gelibolu’nun nazardan kaçırılmış gelinleri, bacıları canla başla hizmet etmişler, yemekler hazrlamışlar, sofralar kurmuşlar, askerin eksik gediğine elverdiğince yardım etmeye çalışmışlar. Konağın Gelincik Konağı adını almasının sebeplerinden birisi bu.

gelibolu-sardalyaDiğeri ise; “Kan Çiçekleri” der Gelibolulu’lar gelincik çiçeklerine. Bahar gelmeye görsün, her yanı kırımızılar basar buralarda. Gelibolulu’lar çok sever gelincikleri. Çünkü derler ki, “Açan her bir gelincik, kan çiçeğidir. Şehit askerlerimizin her biri gelincik olmuş, sert rüzgarlara direnir de gitmez toprağından.” İşte o kahraman askerleri gördüğü için bu konak, adı gelinler gibi, o Kan Çiçekleri’ne de ithaftır. Ruhları gani gani şad olsun !

Konak Cumhuriyet dönemiyle birlikte de, farklı maksatlarla kullanılmıştır. Mesela burası Gelibolu’nun ilk Cumhuriyet Halk Fırkası parti binası görevini yapmıştır. Konağı çok beğenen bir kaymakam içinde oturduğu için, halk tarafından “Kaymakam Konağı” diye bile anıldığı olmuştur. Bir dönem “Yıldız Otel” olarak hizmet veren konağın, belki de en farklı kullanımı “Kadınlar Hapisanesi” olduğu dönem olmalıdır. İşte zamanın imbeğinden süzülen hikayesi böyle Gelincik Konağı’nın. ( Konağın ayrıntılı öyküsünü “Lezzet Durakları” sayfamızda bulacaksınız. )

Limana 100 mt mesafede Gelibolu Savaş Müzesi yer alıyor.Muhakkak ziyaret edin. Çanakkale Savaşları’na ait binlerce değerli eser, bu müzede ruhuna uygun bir şekilde sergileniyor. Özel bir koleksiyoncunun senelerdir biriktirdiği tarihi öğeler, belediye katkılarıyla bu müzede görücüye çıkıyor.

Tekrar limanın olduğu meydana iniyorum. Oldukça geniş ferah tertemiz bir meydan burası. Araba vapuruna, karşıya geçecek araçların yerleştirilmesi ile ilgili telaş bulunduğum yerden hissediliyor. Az ilerleyince iç limanı tüm güzelliği ile görebiliyorum. İki tane iç liman, bir ana cadde ile birbirine bağlanmış, ve emin olun seyrine doyum olmuyor. Az ileride, yukarıda bir seyir terası var. İç limanı ve Çanakkale Boğazını seyretmeye birebir. İç limanın hemen bitişiğindeki kule gibi surlar dikkatimi çekiyor. Yaklaşınca, muhakkak ziyaret etmem gerekenler listesindeki bir mekan olduğunu anlıyorum. Piri Reis Deniz Müzesi.

pirireisdenizmuzesi

Surların içine giriyorum, ilk katta fotoğraflar ve ortasına deniz suyu dolmuş genişçe bir daireden oluşan bir çeşit su kuyusu var. Fotoğraflar Türk Denizciliğine ait öğeler içeriyor. İkinci kata dar duvarlar arasından kale merdivenleri ile çıkıyorum ve birden kendimi muhteşem düzenlenmiş bir salonda buluyorum. Gelibolu’nun Kaptan-ı Deryalar şehri Gelibolu’ya ve Piri Reis’e yakışan bir müze burası. Dar pencerelerden heemn kıyısındaki iç limanı izlemek ise buranın ruhunu tamamlayan bir güzellik.

Hemen müzenin arkasında, Gelibolu Balık Hali’nin olduğu meydandayım. Balık tezgahları AB stadartlarına uygun, camekanlı ve soğuk hava depolu işletmeleri ile tertemiz ve şıkır şıkır. Yanıbaşında balık restoranlar dizi dizi. Aynı restoranları iç liman etrafında da bulmak mümkün. Bu arada söylemiş olalım, Gelibolu Sardalya balığı ile meşhur bir ilçe. Hatta bunu öne çıkartan bir festivale de her yaz ev sahipliği yapıyor. Balık restoranlarında olabildiği gibi, limandaki salaş büfe tarzı sardalya tava yapan mekanlarda muhakkak bu lezzeti tadın. Özel bir sosa bulanan balık, kızgın yağda tava yapılıyor. Altın sarısı bir çıtır lezzete dönüşen balığın sosu sır gibi sorsak da söylenmiyor. “Midye tava sosuna benzer ama baharatlarında biriki fark var” demekle yetiniyor limandaki balıkçı. Sardalya Gelibolu’nun simgelerinden biri ve bu ürün üzerinden bir festivale de yaz aylarında ev sahipliği yapıyor Gelibolu.

Biraz Gelibolu’nun merkezi olan sokaklara dalıyorum. Sürekli bir insan seli var. Fakat, herkes gayet şık ve kibar, mütebessüm. Cadde boyunca ilerlerken birçok tatlıcıda hoşmerim ( peynir tatlısı ) ilanlarını görünce dayanamayıp birinde bu lezzeti tadıyorum. Offff, ki of !  Damak çatlatan bir lezzet bu.

Yeniden caddedeyim. Dar bir sokak boyunca yükselirken, Cerrah Hüseyin Camii zarif mimarisiyle beliriyor. Az ötedeki yokuşu çıkarken sarı badanası ile tarihi Pazar Hamamı karşıma çıkıveriyor. Hala çalışıyor bu hamam. Yokuşu çıkar çıkmaz, geniş bir meydana geliyorsunuz. Gelibolu’nun diğer ana caddelerine açılan bir meydan burası ve hemen karşımızda büyük bir camii beliriyor. Gazi Süleyman Paşa Camii…

gelibolu-yatirlariRumeli’nin fethinden sonra ilk yapılan camii sayılabilir burası. Bir tane de birbirine yakın  zamanlarda inşa edilmiş Bolayır’da bulunuyor. Kareye yakın, dikdörtgen planlı oldukça büyük beyaz boyalı bir camii burası. Oldukça heybetli görünüyor. Sağlı sollu eski tarihi Gelibolu eleri buradan görülebiliyor. Bazılarının avlusunda, “Baba” diye isimlendirilen yatır mezarları bulunuyor. Gelibolu erenlerin ermişlerin tarih içinde bol olduğu bir yer. Aynı o Gelibolu türküsündeki gibi :

” Karşımızda Gelibolu / Gelibolu’da yatır dolu.”

Yakın civardaki tarihi binaları fotoğraflıyorum. Kaymakam Konağı, tarihi fakat çalışmayan Paşayeri Hamamı, 400 yıllık hala çalışan ve kesif bir kükürt kokusuyla kendini ele veren Kasap Hamamı hemen Gazi Süleyman Paşa Camii civarında yer alan yapılar. Bu arada cumbalı Gelibolu evleri her yere serpiştirilmiş durumda, her köşeden biriki tane muhakkak karşıma çıkıveriyor.

Yeniden limana inip, küçük tersanenin önünden Sahil Caddesi’ne çıkıyorum. Buradan itibaren yürümeye başlıyorum. Harika bir manzara. Atmosfer birden değişti, bambaşka bir manzara. Çannakkale Boğazı sağımızda, Anadolu yakası karşıda tüm açıklığıyla görülüyor. Birbuçuk iki km. ötedeki Fener Tepesinin olduğu buruna kadar, sahil boyunca yürüyüş yapan, balık tutan insanlara raslıyorum. Bir de, Fener Tepesinin hemen önündeki kayalıkları mesken tutmuş onlarca karabatağa.

Fener tepesi deniz aşındırması ile kıyıdan dik bir yamaçla yükselmiş bir yamacın kıyısında bulunuyor. Fakat fenere çıkmadan evvel hemen yanıbaşındaki Çilehane’yi görmemiz gerekiyor. Yine bir kayaç yamacın kıyısında, taşlar oyularak iki göz odaya çevrilmiş bir yer burası. Gelibolu’lu Yazıcızade Mehmet Efendi ( Mehmed-i Bican Hz. ), kendini dünya nimetlerinden soyutlayarak tam 12 yılını bu hücrede geçirerek, ulvi bir ruhla Kitab-ı Muhammediye adlı eserini burada yazmıştır. Mehmed-i Bican ve Ahmed-i Bican Hz.leri Gelibolu’da yaşamış önemli şahsiyetlerden ve manevi gelişimine katkıları olmuş ulularındandır. Az ilerideki tepede Şerbetdar Camii avlusunda ve civarında türbeleri de yer almaktadır.

bayraklibabaÇilehane yokuşundan, Fener Tepesi’ne çıkıyoruz. Aynı tepe üzerinde, Namazgah olarak bilinen bir açıkhava camii Çanakkale Boğazına bakan bir manzara önünde beliriveriyor. Burası savaşa giden deniz erleri için ( Azepler ) yapılmış bir ibadethane olduğu için, Azepler Camii olarak da biliniyor ve yazları teravih namazları hala burada kılınıyor.

Az ötedeki Fener ve manzarası büyüleyici. Fenerden aşağıda, Sahil Caddesinde deniz şehitleri için yapılmış bir açık hava parkı ve anıtı mevcut. Hamzakoyda şehid olan denizaltı mürettebatının anısına yapılmış bu anıt, o derin acı hatırayı hala hissetiriyor. Üstelik de olayın olduğu Hamzakoy’un hemen kıyısında.

Sahil yolundan, Fener Tepesini dönünce genişçe bir iç koy sizi karşılar. Burası Hamzakoy’dur. Siyasi tarihimizin yasaklılarının misafir edildiği (!) ve denizaltı şehitlerimizin serin sularda ebedi huzura ayttıkları koydur burası. Fener tepesi, hemen solumuzda kaldı. Ve tepeden merdivenlerle inilen ağaçlıklı bir mevkide Bayraklı Baba’nın Türk Bayrakları’na sarılı türbesi hemen belli olmaktadır.

Hamzakoy boyunca bir parça yürüyüp, solda yukarıda görünen iki anıta doğru ilerliyoruz. Birisi ünlü Türk Denizcilerinden Sarıca Paşa adına yapılmış bir türbe. Hemen yanındaki diğer anıt ise, Fransız Anıtı olarak biliniyor. Tekrar sokaklara dalıyoruz. Az ileri de, Hallac-ı Mansur türbesi yer alıyor. Hallac-ı Mansur aslında Bağdat’da yaşamış ve işkencelerle idam edilmiştir. Fakat onun fikirleri İslam dünyasında yankı bulunca, dünyada daha yedi yerde onun adına türbe yapılmıştır. Bunlar onun manevi şahsiyetine adanmış “makam”lardır. Çok hoş, zarif bir yapı…Az ötedeki ağaçlıkta ise, Çilehaneyi anlatırken bahsettiğim Ahmed-i Bican ve Mehmed-i Bican Hz.lerinin türbeleri ve Şerbetdar Camii yer alıyor.

Vakit azalırken, bir yeri hiç ihmal etmemem gerektiği düşüncesiyle yeniden yola koyuluyorum.

Gelibolu Mevlevihanesi…Türkiye ve dünyanın en büyük mevlevihanesi burası. Kurucusu ve aynı zamanda ilk şeyhi Ağazade Mehmet Hakşiki Dede’dir. Gelibolu Mevlevihanesi, 15 asitane içinde en geniş araziye ve en haşmetli semahaneye sahiptir. 17. yy.da yapılmıştır. Ağazade Dergahı adıyla anılan bu Mevlevihane’den ilk bahseden Evliya Çelebi, 1657-1660 yılları arasında Geliboluya seyahat gerçekleştirmiş ve Anadolu’da bir benzerinin bulunmadığını ifade etmiştir. Gelibolu Mevlevihanesi’nin son şeyhi Burhaneddin Dede’dir. 10 Ağustos 1954 yılında fefat eden Burhaneddin Dede’nin halen sağ olan iki torunu vardır.

mevlevihane

Gelibolu Mevlevihanesi’nde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1994 yılında başlayan restorasyon çalışmaları 2004 yılında tamamlanmış ve 17 Eylül 2005 tarihinde turizme açılmıştır. Muazzam bir yapı. Giden herkesin muhakkak es geçmemesi gereken bir yer burası.

Akşam çöküyor. Belki de es geçtiğimiz yerler olduğunu da düşünerek dönüş yolu için otogara doğru gidiyorum. İki denizli Gelibolu’nun bu bambaşka atmosferini soluyarak, son zamanlarda yaptığım en verimli kültür gezisi olduğunu aklımdan geçiriyorum. Çekebildiğim fotoğrafları bilgisayarımda büyük halleri ile görmek için bir o kadar sabırsızlanarak geri dönüyorum.

Yazı & Fotoğraf : Dinçer Alabaşoğlu 

16 Kasım. 2008 tarihine ait gezi notları…

 

Facebookmail