Ritüelleri ile KIRKPINAR

Güreşleri ata sporu addeden Türk milleti için Edirne Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri emsalsiz bir gurur arenasıdır.

Öte yandan, içinde barındırdığı öğeler ile Kırkpınar’ın UNESCO tarafından “İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası” listesinde yer alması uygun görülmüştür.

Hal böyle olunca; Kırkpınar’ı yüzyıllar ötesinden günümüze taşıyan kendisine has öğeleri ve ona ruh veren incelikli ritüellerine hep birlikte göz atıp bilgilerimizi pekiştirelim istedik. İşte geçmişten günümüze Kırkpınar ritüelleri…

AĞALIK

Kırkpınar ile ilgili ritüeller arasında Kırkpınar Ağalığı bir çeşit kurumsal kimliği temsil eder. Güreşecek tüm pehlivanları himaye eden, onların güreşlere davet edilmesinden Edirne’ye gelişlerine, konaklamalarından iaşelerine, güreşlerin örf ve adetler çerçevesinde nizam içinde yapılmasından verilecek ödüllerin teminine kadar pek çok konuda ağalar büyük role sahiptirler.

Böylesi büyük organizasyonlarda masrafların büyük olması sebebiyle ağalık bu masrafların bir bölümünü karşılayabilmekte, diğer masraflar yerel yönetimlerce üslenilmektedir. Hal böyle olunca, ağalık müessesesini Kırkpınar’ın ana sponsoru olarak da düşünebiliriz.

Buna karşılık ağalık manevi bir makamı da temsil eder. Ağaların topluma örnek davranışlar içerisinde olması gerekir. Mertlik, dürüstlük, hoşgörü gibi tüm manevi erdemlerle donanmış bir kimliğe vurgu yapan Kırkpınar ağası, pehlivanlardan beklenen tüm bu erdemlerin aynası olarak bütünleyici bir semboldür.

Kırkpınar ağasının elinde ağaya özel büyük taneleri olan bir tesbihle, geleneksel kıyafetlerle güreşlerde yer alması ağalık geleneğinin gereklerindendir. Kırkpınar ağası Rumeli Kesimi denilen tarzda giyitler giyer. Başında “serpuş” denilen bir başlık, ayağında şalvar bulunur. Yeleğinin altında “camadan” denilen bir gömleği bulunur. Giyisisinin her bir parçası işlemelidir. Ayağında ince topuklu rugan yemeni ( deri ayakkabı ) bulunur. Elindeki iri taneli kehribar tesbihi 99 dizili bir tesbihtir.

Güreşler öncesi er meydanına getirilen kurbanlık koça en yüksek bedeli ödeyen kişi gelecek yılın Kırkpınar ağası olarak ilan edilir. Böylece bir sonraki yılın neredeyse tüm organizasyonunda yeni seçilen ağa söz sahibi olacaktır.

Kırkpınar ağalığı ile ilgili bir önemli ritüel ise, üst üste 3 yıl ağalık kazanan kişinin tıpkı başpehlivanlarda olduğu gibi altın kemerin de sahibi olmasıdır. Kırkpınar ağalığı, içinde barındırdığı gurur öğeleri ile başpehlivanlık gibi çok özel yere sahip bir değerdir.

ALTIN KEMER

Altın kemer Kırkpınar yağlı güreşlerinin en büyük ödülüdür. Başpehlivanlara 1 yıl süreyle verilen bu ödül, üç yıl üst üste başpehlivanlığı kazananlara sürekli olarak verilir. Güreşler öncesi düzenlenen kortej yürüyüşünde altın kemerin halka gösterilmesi bir gelenek haline gelmiştir.

BAŞPEHLİVAN – PEHLİVAN

Pehlivan Farsça kökene sahip bir isim olup “Yiğit” manasına gelmektedir. Gücü simgelemesi yetmez; dürüstlük, hoşgörü, ahlak gibi erdemleri de kişiliğinde taşıyan bir kimliği ifade eder. Usta çırak ilişkisinin baskın izlerini davranışları ile güreşlerde ortaya koyar. Ustasının ve kendisine yenildiği pehlivanın elini öpmek, yendiği pehlivanları yerden kaldırarak sırtını sıvazlamak gibi çok özel davranışlar sergilerler.

Kırkpınar’da değişik kategorilerde düzenlenen oyunların yanında final müsabakaları başpehlivanlık güreşleri ile zirve yapar. Kırkpınar’ın en büyük ödülünü alan pehlivan o yılın başpehlivanı seçilir. O yıl için kendisine altın kemer verirlir. Eğer aynı pehlivan 3 yıl üst üste başpehlivanlık müsabakalarını kazanırsa altın kemerin tümden sahibi olur.

CAZGIR

Cazgır er meydanındaki güreşçileri izlemeye gelen halka tanıtan, bunu yaparken de cazgırlara özgü heyecan uyandıran konuşmalar, dualar, şiirsel sunumlar yapan kişilere denmektedir. Bir manada sunucu olduklarını söylemek doğru olacaktır.

Usta çırak ilişkisi ile kuşaktan kuşağa aktaran cazgırlara “salavatçı” da denilmektedir. Güreşçiler ve izleyiciler üzerinde manevi gücü yüksek bir ruh atmosferi yaratarak güreşleri namlandıran cazgırlar, geleneksel kıyafetlerle er meydanında yerlerini alırlar. Güreşler “Cazgır duası” denilen bir sunum ile başlar. Güreşecek pehlivanları çok iyi tanıdıkları için bazen o pehlivana ait özel detayları heyecan verici konuşmasının içerisinde dile getirir.

CAZGIR DUASI

Vatanımıza, milletimize, ordumuza, yurdumuza göz diken düşmanları taşlarız

Halkın inayetiyle,euzü besmeleyle bugün güreşlere başlarız,

Şarkı, türkü girerse besteye, gördüğünüz pehlivanlar güreş yapacaklar desteye,

Pehlivan, pehlivan !

Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz pirler meydanına,

Şeref verdiniz, tarihi Kırkpınar güreş sahasına,

Hani Ali, hani Veli, hani Kurtdereli ?…

Pirimiz, üstadımız Hazreti Hamza,

Peygamberimiz Muhammed’in Mustafa…

Allah Allah, İllallah !

Pehlivanlar hep beraber,

Alkışlarla diyelim maşallah !

DAVUL ZURNA

Müzik ve ritim duygusu eski çağlardan beri insan hayatına yön veren bir etkide olagelmiştir. Savaşlara gidilirken dahi heybet duygularını körükleyecek, heyecanı üst seviyeye çıkartacak bando ve mehter takımlarının olması bu duygu sebebi iledir.

Kırkpınar güreşlerinin barındırdığı gurur, heybet, mertlik, cesaret gibi duygular düşünüldüğünde er meydanının müziksiz olması düşünülemez. Bu sebeple Kırkpınar’da bu duyguları körükleyen, er meydanının en renkli simaları olan davul zurna takımlarıdır. Güreşler boyunca 20 davul 20 zurna er meydanının tüm ritmini belirler. Güreşlerin ritmine göre tempolarını belirlerler. Genel hatları ile pehlivan havaları denilen ezgilerden başka, bu havalarının bitiminde Ceng-i Harbi denilen bir hava çalınır. Ceng-i Harbi havası aynı zamanda pehlivanların birbirine hamle ettiği anlarda çalınmaktadır.

Edirneli en eski Kırkpınar müzisyenlerinden rahmetli Osman Zurna’nın ve onun çıraklarından Osman Biber’in günümüze aktardığı Kırkpınar havaları şunlardır : Adalı Halil Baş Güreşi Havası, Balkan Havası, Ceng-i Harbi Havası, Dağlı Güreş Havası, Divan Havası, Karakucak Güreş havası, Maacır ( Muhacir ) Havası, Pehlivan Peşrevi…

ER MEYDANI

Güreş Türkler’in ata sporudur. Tarihi süreci kovalandığında Hunlar’a kadar bir geçmişi olduğu söylenebilir. Karakucak güreşleri olarak bilinen bu güreşler Türkler’in Osmanlı döneminde Rumeli’yi fethinden sonra çok özel bir kimlik ve ritüeller ile bezenerek günümüze kadar gelen Kırkpınar güreşleri doğmuştur.

Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı çayıra en genel adıyla “Er Meydanı” denilir. Kırkpınar güreşlerinin asıl yeri bugün Yunanistan topraklarında kalan Samona Köyü merası içerisindedir. Balkan Savaşları ve 1.Dünya Savaşları yıllarında güreşler Edirne ve Mustafapaşa yolu arasındaki Virantekke mevkiinde yapılmıştır. Cumhuriyetten sonra ise güreşler Sarayiçi denilen bugünkü yerine alınmıştır. 1992 yılında Süleyman Demirel’in talimatlarıyla düzenlemesi emredilen Sarayiçi Kırkpınar alanı 1996 yılında bitirilerek, bugüne değin kullanılan 25 bin kapasiteli Kırkpınar er meydanına kavuşulmuştur.

HAKEM HEYETİ

Kırkpınarda iki çeşit hakem heyeti bulunur. Bunlardan birisi kule hakemleri, diğeri ise meydan hakemleridir. Meydan hakemleri bizatihi güreşleri en yakından takip eden hakemlerdir. Güreşin neticesini ve ilgili uyarılarını kule hakemine bildirmekle, güreşin kurallara uygun işleyişini sağlamakla mesuldürler.

Kule hakemleri başpehlivan olmuş güreşçilerden seçilir. Bu bir gelenek halini almış, onlara verilen itibarın nişanesi olmuştur. Buna karşılık son yıllarda güreş federasyonu da 2 üye vererek kule hakemliğine katkı sunmaktadır.

Meydan hakemleri ise başpehlivanlardan seçilmezler. Başpehlivanlık mücadelesini yönetecek hakemin en fazla başaltında güreşmiş bir pehlivanlık geçmişine sahip olması arzu edilir.

KIRMIZI DİPLİ MUM

Kırmızı dipli mum geleneği eski dönemlere ait bir çeşit davetiye olarak düşünülebilir. Kitle iletişim araçlarının olmadığı zamanlarda Kırkpınar ağaları “okuyucu” denilen ulaklar aracılığı ile önce pehlivanlara, civar köy ve kasabalara ve özellikle davet edilecek yöneticilere kırmızı mumla birlikte bir de Kırkpınar’a davet mektubu gönderirdi. Okuyucu gittiği yerlerde Kırkpınar davetini yüksek sesle halka okur, kırmızı dipli mumu da o yörenin yöneticisine verirdi. Bunun için Mart ayından itibaren ağalar tarafından görevlendirilen okuyucular yollara düşerlerdi.

Günümüzde kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasına rağmen, sembolik de olsa kırmızı dipli mum ile davet geleneği yaşatılmaya çalışılmaktadır. Beyaz parafin mumunun dip kısmının kırmızı boyanması ile elde edilen mum özellikle protokol için davet edileceklere gönderilmektedir.

KISPET

Pehlivanların güreşlerde giydiği belden diz altına kadar uzanan giyisiye kıspet denilir. Bu isim bazen “kispet” , “kıspet” ya da “kısbet” diye de telaffuz edilir.

Zor bir işçilik isteyen kıspet yapımı kaybolmaya yüz tutan zanaatlar arasında yer alır. Manda, dana veya malak derisinden yapılır. Bel kısmı 4-5 parmak genişliğinde düz ve kıvrımlı dikilir. Uç kısmının iç kısmına gizlenmiş, uçkur görevi gören ip geçirilecek bir bölüm vardır. Bu bölüme kasnak veya peşkavaz adı verilir. Kıspetin belden dize kadar olan kısmı güreşçilere hareket olanağı verecek şekilde daha bol yapılır. Fakat dizden aşağı doğru paçalar ancak bacağın geçeceği kadar dar dikilir. Paça bölümüne şiraze adı verilir. Paçalar baldırın hemen üstünden keçebent denilen keçe parçası veya bez ile sıkıca bağlanır. Böylece hasım güreşçilerin paçadan kavramasına mani olunması amaçlanır.

Geçmiş dönemlerde kıspet giymenin törensel bir de ritüeli olurdu. Kıspet giymeye hak kazanan pehlivan adaylarını ustaları tayin ederdi. Kıspet giyecek güreşçi iki rekat namaz kılar, pehlivanların piri kabul edilen Hazreti Hamza’nın ruhuna Fatiha okunurdu. Kıspet giyecek pehlivan besmele ile kıspetini giyer, öncesinde kasnağın baş kısmından öperek giyitini ayağına geçirirdi. Yağ dolu ibriğe bir mikrat gül suyu konulması da kıspet giyme törenlerinin önemli bir detayıydı.

Kıspet giyme törenlerini o pehlivanın ailesi düzenler, gelen misafirleri onlar ağırlardı. Kıspet giyecek yiğit ustalarının ve akrabalarının ellerini öper, akrabalarından biriyle güreşe tutuşurdu. Kıspetin hası manda derisinden yapılırdı. Yağı çeken bir kıspet 10-13 kg ağırlığa erişirdi. Şimdiler de ise dana derisinden veya vidala denilen bir deriden mamul kıspetler yapılır olmuştur. 35-40 parça kalıp ile hazırlanan kıspetlerin dikişinde “biz” denilen çuvaldızlar kullanılır ve bir kıspette 50-60 metre el dikişi bulunur.

Kıspetin dayanıklılığını koruması için güreşten sonra temizlendikten sonra ıslak bırakılmaması, mutlaka yeniden yağlananarak zembile konulması gerekir.

PEŞREV

Güreşlerin başlamasından önce pehlivanların er meydanına topluca çıkıp peşrev çekmesi Kırkpınar yağlı güreşlerinin en görkemli, heyecan duygularını yükselten anıdır.

Peşrev güreşçilerin er meydanında ritmik ve heybetli hareketlerle kendilerini güreşe hazırlamak için yaptıkları ısınma hareketleri olarak değerlendirilebilir. Önce cazgırlar güreşçileri hakem heyetine ve izleyicilere takdim eder. Güreşçiler topluca er meydanına gelip ellerini ve kollarını ahenkli hareketlerle sallayarak peşrev yaparlar. Burada davul zorna takımlarının çaldığı Kırkpınar havalarının ruhu uçuran nağmeleri de peşrevin ne denli heybetli yapılacağını belirleyen bir öğe olarak karşımıza çıkar.

Genel hatlarıyla peşrevde yapılan hareketlerde şunlar aranır :

Pehlivanlar üç adım ileri üç adım geri gittikten sonra sol dizi üzerine çöküp sağ el önce yere, sonra dize, dudağa ve alna gelecek şekilde üç defa değidirilir. Bazı pehlivanlar çimenlerden bir tutam kopartıp dişleriyle ısırırlar. Ardından “Hayda bre pehlivan” nidasıyla ayağa kalkılır. Karşılıklı çayırda hasımlarla yüy yüze gelecek şekilde ileri geri yürünür. Bu gidiş gelişler de pehlivanlar birbirini tartarlar. Yani; karşılılklı paçalarını yoklarlar, sırtlarını sıvazlayıp kucaklayarak hasmı tartarlar, el ense çekerek pehlivanın kuvvetini yoklarlar ve ardından güreşe bu ısınma hareketlerinin ardından başlarlar.

YAĞLANMA

Kırkpınarı kendine has yapan özelliklerin başında yağlanma ritüeli gelir. Güreşlerde cazgır duasından sonra güreşlere başlanabilmesi için yağlanmak, bunu yaparken de bazı usullere göre hareket etmek gerekir.

İçleri yağ ve su dolu kazanlardan veya er meydanında dolaşan yağcıların ibriklerindeki yağ ile pehlivanlar yağlanırlar. Böylece güreşi daha da çetinleştirmek amacı güdülür. Eğer güreş sırasında bir pehlivan yağlanmak veya elindeki bezle yüzünü silmek isterse rakibinin buna izin vermesi gereklidir.

Örneğin; güreşin en ateşli zamanında bir pehlivan zaman kazanmak, soluklanmak veya rakibin oyununu bozmak için yağ veya su isteyecek olursa, rakibinin bunu hile kabul edip reddetme hakkı bulunur. Burada iyi niyet hasıldır.

Önce sağ el ile yağ sürülmesine başlanır. Sağ el ile sol omuza, göğse, kola ve nihayetinde kıspete yağ sürülür. Aynı işlem sol el ile bu defa sağ omzdn başlanarak tekrarlanır. Birbirine hasım olarak güreşe tutuşacakların kendi başlarına ulaşamadıkları sırt kısmına yağ sürmesi de bir başka ayrıntıdır.

ZEMBİL

Zembil güreşlerin önemli simgelerinden biridir. İçerisinde kıspetin taşındığı saz örme torbalara verilen isimdir zembil.

Pehlivanlar kıspetlerini zembillerinde taşıyorlarsa ya bir güreşten geliyor ya da güreş kovalıyordur. Eğer ki zembilini duvara asmışsa yenilmiş yahut artık güreşmeyecek demektir. Büyük pehlivanların zembillerini güreşte gelecek vaad eden genç çıraklara taşıtması bir Kırkpınar geleneğidir.

Fotoğraf : Dinçer ALABAŞOĞLU

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail