Bir Edirne Esintisi; Mis Sabunu

Edirne turizm portföyündeki çeşitlilği ile en çok turist ağırlayan şehirlerin başında gelir. Üstelik bu kadim şehri gezme sebepleriniz o kadar çoktur ki, mevsimsel bir zaman dilimine sığmaz, tüm yıla yayılır.

İnanç turizmi ile dinlerin kavşağıdır. Avrupa’nın en büyük sinagoglarından biri Edirne’de karşınıza çıkar. Bulgar Kilisesi ile başka bir dinin mensuplarını tüm misafirperverliğiyle ağırlar. Az bilinen bir inanç akımı olan Bahailiğin merkezidir aynı zamanda bu şehir.

Ama ki şehre nereden yaklaşıyor olursanız olun Selimiye’yi şehrin ufkuna çakılmış bir mıh gibi görürsünüz; bambaşka bir manevi iklim kuşatıverir sizi o anda Edirne’de. Hele ki Ramazan ayında şehri ziyaret ediyorsanız, adım atacak yer bulamayabilirsiniz.

Henüz ki, incecik dumanını eksiltmemiş çingene kiremidinden damlarından bahar damalar; Kakava coşkusuna, Hıdrellez heyecanına kapılır Edirne. Bu, Trakya’ya özgü bir coşkunun peşine düşmüş akın akın ziyaretçilerin çoktan yola düştüğünün müjdesidir.

Yazın bunaltan sıcağı kasıp kavururken şehri, sırtı çayıra değmesin diye canhıraş bir şekilde güreşe tutuşan kara yağız pehlivanlar yatağı olur Edirne. Peşi sıra bu yiğitlerin merdane güreşlerini izlemeye gelen on binlerce ziyaretçi…

Sarı ayva kırmızı nar, kimi zaman içinde salınan yar ile o berekete kesmiş bağlar, bahçeler; her biri kadim bir geleneğin temsilcisi ustaların elinden damak çatlatan lezzetler… Hepsi Edirne’ye yola çıkmak için başlı başına bir bahanedir.

Kıyık Tabya’da efsanevi Şükrü Paşa, Karaağaç’ta Lozan fatihi İsmet Paşa verir bu serhat şehrin beratını…

Avrupa’da metrekareye en çok tarihi eser düşen ikinci şehir olması, kültür turlarının yıl boyunca hiç eksik olmaması demektir. Herkesin bildiği Selimiye sadece içlerindeki en meşhurudur. Karşınıza adım başı bir medeniyetin izi çıkar Edirne’de. Kaleler, kuleler, gök kubbeye çakılmış minareleriyle her biri bir zerafet ve azamet timsali tarihi camiler; kimi zaman bereketi kimi zaman gazabıyla şehri kuşatan Arda, Tunca ve Meriç Nehirleri’nin boynundaki gerdanlıkları olan o muazzam taş köprüler;  ruhu ve bedeni tazelemenin çare kapısı Sultan II. Bayezid Darüşşifası; nice Osmanlı padişahının, sultanlarının, şehzadelerinin hanesi, Edirne sarayları; çeşmeleri, hanları, hamamları, çarşıları…

Yeniden gelmek üzere bu şehirden dönüş yoluna koyulanların son durağıdır Edirne çarşıları. Selimiye’nin Arasta‘sı, Eski Cami’nin Bedesten‘i, Saraçlar Caddesi’nin Ali Paşa Çarşısı… Bu çarşılar yiyecekten giyeceğe, Edirne’nin geleneksel el sanatlarından hediyeliklere kadar her şeyi bulabileceğiniz,  alışverişlerinizi yapabileceğiniz, her zevke her keseye hitap eden, sağlı sollu onlarca küçük dükkan ile doludur. Bu dükkanların dışarıya taşan tezgahlarında en çok satılan ürünlerin başında ise, renkleriyle çarşıyı gökkuşağının tüm renklerine bezeyen, Edirne’nin geleneksel el sanatlarından mis sabunları, daha yaygın bilinen adıyla kokulu meyve sabunları bulunmaktadır.

EdirneMisSabunları

Geleneksel Türk El Sanatlarına Edirne’den Armağan; Mis Sabunu

İlk olarak Edirne’de ortaya çıktığı bilinen kokulu meyve sabunu üreticiliğinin geçmişi, 1600’lü yıllara kadar uzanır. 17. yüzyılda Osmanlı’da misk, amber ve gül esansı karıştırılarak hamur kıvamına getirilen sabunun birebir meyve boyutlarında şekillendirilmesi ve gerçek meyve renklerine uygun şekilde boyanmasıyla imal edilen meyve sabunları, zamanla Osmanlı sarayına, sultanlara, yerli ve yabancı devlet erkanına sunulan değerli hediyeler arasına girmiş ve meyve sabunculuğu Edirne’de çok önemli bir meslek haline gelmiştir.

Esans katılarak üretildikleri ve ferahlatıcı bir koku yaydığı için halk arasında “mis sabunu” olarak da anılan meyve sabunlarının, tarih boyunca saraydan gelen siparişlerin öncelikli olarak karşılanması gerektiğinden dolayı “saray sabunu”, padişahın gerek hijyen gerekse hediye sunmaktaki titizliğinden dolayı “padişah sabunu” olarak tanımlandığı da bilinir.

Devlet yönetimi ve halk tarafından rağbet gören meyve sabunculuğu, özellikle 19. yüzyılın başlarında Edirne’de popüler mesleklerden biri haline geldi. 19. yüzyılın son çeyreğinde ve 20. yüzyılın başlarında Bedesten ve Arasta Çarşısı’nda meyve sabunları satan dükkânların kırktan fazla olması, “Sabuni” adlı bir mahallenin bulunması, meyve sabunculuğunun Edirne’de ne kadar önemsendiğinin ve önemli gelir kaynaklarından biri olduğunun göstergesidir.

Meyve sabunları, halkın süs eşyası ve hediyelik olarak sıklıkla tercih ettiği aksesuarlardan biri olmasının yanı sıra, kalite ve uzun süre kalıcılığını koruyan esansı nedeniyle devlet erkanı arasında da çok nadide bir süs eşyası haline gelmiştir.

Edirne’de üretilen “mis kokulu” meyve sabunlarının hepsi piyasada satılmaz, büyük bir kısmı padişahın isteği üzerine İstanbul’daki Topkapı Sarayı’na gönderilirdi. Özellikle padişah kızları ve cariyeleri odalarında mutlaka meyve sabunu bulundurur, kokulu meyve sabunlarını çeyizlerinin önemli bir parçası olarak görürlerdi. Ayrıca padişahların yabancı devlet başkanlarına gönderdiği hediyeler arasına meyve sabunları konulmasına da özen gösterilirdi.

Boyut, koku ve görünümüyle gerçeğine şaşırtıcı biçimde benzeyen ferahlatıcı meyve sabunlarının estetik ve zevkine fazlasıyla düşkün olduğu bilinen Osmanlı sultanlarının gözde aksesuarları arasına girmesi, meyve sabunu üreticiliğinin hızlı bir gelişim içine girmesini de beraberinde getirmiştir.

Bu dönemlerde zirveye çıkan üretim kalitesi, Edirne’de iyice yaygınlaşan meyve sabunculuğunun üst düzeyde kabul gören bir değer haline dönüşmesini ve eşsiz bir “el sanatı” haline gelmesini de beraberinde getirmiştir.

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail