Edirne’nin Tarihi Küçük Camileri

Osmanlı’nın ikinci başkenti Edirne, bir yönetim merkezi olmanın avantajıyla kısa sürede bir imar hareketinin de odağı oluverir. Bu maksatla devletin politik gücünü, İslam’ın sosyal ve manevi hayata etkilerini abideleştiren görkemli ve incelikli bir sanatın izlerini taşıyan camiler bir bir yükselmeye başlar.

Bu camilerin en görkemlileri hiç kuşkusuz Osmanlı sultanları adına yapılan Selatin Camileri olsa da, devlet adamlarının ve Edirne’nin önemli kişilerinin katkılarıyla daha pek çoğu birbiri ardına inşa edilmeye başlar. Edirne hiç kuşku yok ki, özellikle camilerinin çoğunlukta olduğu adım başı tarihi varlıklarıyla en zengin şehirdir.

EDİRNE’nin TARİHİ KÜÇÜK CAMİLERİ

ARİF AĞA CAMİİ ( KÜMBET CAMİİ )

Ne yazık ki bu camiye ait inşa kitabesi bulunmamaktadır. 1446 Tarihli tapu tahrir defteri kayıtları bizi Edirne’ de “Arif Ağa Mescidi” isimli bir mahalleden haberdar eder. Buradan yola çıkarak yapının bu tarihten yakın bir zaman öncesinde, en geç bu tarihe değin yapıldığını varsayılmaktadır.

Arif Ağa Camii Edirne’de Baba Demirtaş Mahallesi, Salı Tekke Sokak’ta yer bulunmaktadır. Cami tek kubbeli ve tek minareli bir yapıdır. Minaresi kuzey duvarının batı yönüne yanaşık konumlandırılmıştır. Caminin doğu ve kuzey cephelerinde 6′ şar pencere, güney cephesinde ise 5 pencere açıklığı mekana aydınlık katar. Harim ( ibadet alanı ) girişi batı duvarında ve kuzey cepheye yakındır. Bu sebeple bu cepheye düşen pencere sayısı 4′ te kalmıştır.

Süslemeler açısından bakıldığında, duvar ve kubbe eteğinde raslanan kalem işleri ile kubbe eteğini boydan boya dolaşan ayet kitabesi öne çıkan öğelerdir. Halk arasında Kümbet Camii ismiyle de bilinmektedir.

ATİK ALİ PAŞA CAMİİ

Edirne’ nin küçük camileri içinde, onarılmayı bekleyen harap bir haldedir.

Caminin yapımına ilişkin kayıtlar ne yazık ki henüz bulunamamıştır. Kare planlı Atik Ali Paşa Camii’nin üç cephesinde üçer sıra halinde dizilmiş 5’er pencere açıklığı bulunmaktadır. Minaresi yıkılmış, bakımsız bir haldedir.

AYŞE KADIN CAMİİ

Edirne’ de caminin de bulunduğu mahalleye adını veren Ayşe Kadın, Çelebi Sultan Mehmet’in kızıdır.

Ayşe Kadın Camii 1468 yılında, onun adına yaptırılmıştır. Ayşe Kadın bu cami için Hayrabolu ve Üsküp’ ten çeşitli iş yerleri ve köy arazilerini vakfetmiştir.

Mimari olarak bakıldığında, kuzey cephesi hariç diğer üç cephesinin aynı planda uygulandığını görürüz. Bu cephelerde, üçer sıra üzerinde yedişer pencere açıklığı mekana ışık etkisi yönünden katkı sağlar. Batı duvarının kuzey ucunda bir minaresi bulunmaktadır. Kuzey cephesinde ise camekanla çevrilmiş bir son cemaat yeri, yapının genel havasından farklılık göstermektedir.

Caminin abdest muslukları kışın ısıtmaya olanak veren bir düzenekte yapılmıştır. Caminin batı yönünde, cami avlu duvarından dışarıya taşan 1647 tarihinde yapılmış Hacı Müslim Çeşmesi yer almaktadır. Caminin taçkapısı kuzey cephesinin batı ucuna yanaşık inşa edilmiştir. Bu cephede yoğunlaşmış bezemeler ve kalem işlerine rastlanmaktadır.

BEYLERBEYİ SÜLEYMAN PAŞA CAMİİ ( SÜLEYMANİYE CAMİİ )

Beylerbeyi Süleyman Paşa Camii’ nin yapım yılı ne yazık ki bilinmemektedir. Buna rağmen 1433 yılında düzenlenmiş vakfiyesi gözönüne alınırsa, bu tarihten birkaç yıl önce ibadete açılmış olduğu varsayılabilir. Bu vakfiye kayıtlarına göre; Edirne, Kırklareli ve İpsala civarından çeşitli gelirler ve araziler bu camiiye vakfedilmiştir.

Talat Paşa Mahallesi, Kirişhane Caddesi’ nde yer alan cami, konum olarak da Tunca nehri kıyısındadır. Bu mevki halk arasında Bostanpazarı olarak da bilinen mevkidir. Beylerbeyi Hadim Süleyman Paşa tarafından yaptırılmış cami, halk arasında “Süleymaniye Camii” olarak bilinmektedir.

Cami kare planlı olup, üzeri bir ana kubbe ve üç küçük kubbeyle örtülüdür. Kuzey cephesinin doğu ucuna bitişik inşa edilmiş minaresi ne yazık ki yıkılmıştır. Caminin son cemaat yerinin üzerinde yer alan örtü bugün yerinde yoktur. Fakat ayakta olan 4 sütun başlığı, burada 3 bölmeli bir son cemaat yeri bulunduğunu gösermektedir. İki taç kapısı vardır. Bunlardan biri kuzey cephesinin ortasına konumlanmışken, diğeri doğu duvarının kuzey ucuna yakın konumlandırılmıştır.

Caminin kubbe, kubbe etekleri, iç yüzey duvarları, mihrap alınlıkları gibi bazı bölümlerde yoğunlaşan kalem işi ve bitkisel motiflerden süslemeler yer alır. Duvar yüzeylerinde ayet kitabeleri, “Allah, Muhammed, Hasan, Hüseyin” ve dört halifenin isimleri yer alan madalyonlar iç mekanda güçlü bir atmosfer oluşturmaktadır.

BEYLERBEYİ CAMİİ

1429 yılında Rumeli Beylerbeyi Sinaneddin Yusuf Paşa tarafından, 1. Murat döneminde yapılmıştır.

Tek kubbeli olup, çokgen planlı ve tek kubbelidir. Kuzey cephesinde taçkapısı olan yapıyı, son cemaat yeri örter. Süslemeler açısından zengin olmasa da, zayıf kalem işi süslemelere rastlanır.

DEFTERDAR CAMİİ

Edirne’ de Talat Paşa Bulvarı’nda, Ayşe Kadın Camii ve Siti Sultan Camii arasında yer alır. Cami geniş bir avlu içindedir. 2. Sultan Selim dönemi defterdarlarından Mustafa Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Çeşitli dönemlerde büyük hasarlar gören yapı, dönem dönem ciddi onarımlar yaşamıştır.

Dört silindir sütun üzerine kemerlerle geçiş sağlanmış, düzgün kesme taştan son cemaat yerinin üzeri biri manastır tarzı 3 kubbeyle örtülmüştür. Kuzeyindeki cephede i2 sağda, 2 solda olmak üzere 4 pencere ve bunların ortasında taçkapısı bulunur. İkişer pencere arasında, sağda ve solda nişli iki dış mihrap yer almaktadır. Diğer üç yüzeyde ise üçer sıra üzerine dokuzar pencere camiyi doğal ışıklandırmaktadır.

Harim bölümü kare planlı Defterdar Camii’nin üzeri ana kubbeyle örtülüdür. Minaresi ise batı cephesinin kuzey ucuna bitişik konumlandırılmıştır. Çok zengin süslemeler görülmeyen yapıda, bunun sebebinin geçirdiği onarımlarda orjinalliğinden çok şey kaybetmiş olduğu düşünülebilir. Kadınlar mahfeli ve mimber ahşap olup, çok sonradan eklenmiştir.

EVLİYA KASIM PAŞA CAMİİ

Evliya Kasım Paşa Camii, Fatih Sultan Mehmet ve 2.Sultan Bayezid dönemlerinde vezir-i azamlık yapmış, Kasım Paşa tarafından yapılmıştır. Evliya mertebesinde sayılıp sevildiği için, Evliya Kasım Paşa diye anılmaktadır. Caminin yapım tarihi 1479 olarak belirlenmiştir. Tunca nehri kıyısında yer alan cami, ne yazık ki harap bir halde ve ibadete kapalıdır. Sık sık su baskınlarıyla boğuşan cami, harap bir haldedir.

Düzgün kesme taş duvarlara kasnakta tuğla malzeme de eşlik eder. Kuzey cephesindeki son cemaat yerinin izleri görülse de, günümüze ne yazık ki ulaşamamıştır.

Kuzey cephesi hariç, diğer üç cephede iki sıra halinde ikişerli dörder pencere bulunmaktadır. Bu pencerelere kasnak üzerinde her yüzeye denk gelecek birer pencere daha eklenmiştir. Alt sıra pencereler birer çökertme içine oturtulmuştur.

Kuzey cephesinde bir taçkapı ve iki pencere bulunmaktadır. Doğu duvarının kuzey ucunda yer alan minarenin şerefe korkulukları kırılmış, minarenin külahı ise yoktur. Caminin batı duvarının ortasında bir güneş saati yer almaktadır.

GAZİ HOCA CAMİİ

Caminin yapım tarihi ne yazık ki tesbit edilememiştir. 15.yy sonu ve 16.yy.’ın ilk çeyreği arasında bir tarihte yapıldığı kuvvetle muhtemldir. Cami kare planlı olup, tek kubbeli ve tek minarelidir. Yapının taçkapısı kuzey cephesinin doğu ucuna konumlandırılmıştır. Minare ise doğu cephesinin kuzey ucuna yanaşıktır. Cami aynı isimli mahallede, aynı isimli sokak üzerinde yer almaktadır.

GAZİ MİHAL CAMİİ

Gazi Mihal Camii 1421 yılında, Osmanlı’ nın önemli akıncı ailelerinden Mihailoğulları’ndan Gazi Mihal adına yapılmıştır. Gazi Mihal aynı zamanda bu sülalaenin en bilindik ismi Köse Mihal’in de torunudur.

Kesme taş kullanılarak yapılmış bu cami, harimin içinden girişi olan ve iki yanında yer alan iki tabhanesiyle tabhaneli camiler sınıfına girmektedir. Revaklı bir girişe sahip camiye, kuzey yönünden nişli bir taçkapı ile girilir. Bu bölümü asıl ibadethane bölümüne gelmezden önceki orta sofa izler. Son cemaat yeri ve tabhaneler çapraz tonozlar ve kubbelerle örülmüştür.Diğer camilerde raslanmayan bir uygulamaya bu camide raslarız. Orta sofanın solunda yaşlıların, eğilmeden namazlarını eda etmeleri için oturabilecekleri ve secdeye varmalarına olanak veren 3 sıra oturma yeri görülmektedir.

İbadet yeri harimin güney kısmına yakın olup, orta sofadan birkaç sıra merdivenle yükseltilmiştir. İç bölümden beşik tonozlarla örtülüdür. Dıştan ise bu bölüm bir kubbe çatıyla örtülmüştür.

Kuzeydeki taçkapı ve mihrap süslemeleriyle öne çıkar. Bazı bölümlerde mermer kullanımına raslanırken, tabhane bölümleri de dahil süslemelerde geometrik uygulamalara rastlanır. Tüm bunlara rağmen zengin bir süsleme üslubuna sahip olduğu söylenemez.

Geniş yüksek duvarlarla çevrili bahçesi Tunca nehri setinin kıyısında yer almaktadır. Dönem dönem sel baskınlarına uğramış olan cami harap halde, 1953 yılından 1998 yılına değin 45 yıl ibadete kapalı kalmıştır. Avlusunda taç kapının kuzey yönünde ahşap bir çatıyla örtülmüş, geniş bir silindirik yapıyı çevreleyen abdest muslukları bulunmaktadır.

Caminin batı ve güney yönünde geniş bir haziresi yer almaktadır. Haziresinde Gazi Mihal, eşi ve kızı ile caminin imamları ile çeşitli kişilere ait mezarlar bulunmaktadır. işin içler acısı olan kısmı, bu hazire defineciler tarafından malesef ki zaman zaman saygısızca tahriplere maruz kalmıştır.

HASAN SEZAİ GÜLŞENİ DERGAHI CAMİİ

Hasan Sezai hazretleri, Mevleviliğin Gülşeni yoluna mensup ve bu yolun ikinci piri mertebesine yükselmiş, İslam alimlerinin ve evliyaların ulularındandır. Bugünkü Yunanistan sınırlarında kalan Gördes ( Şimdiki adı Korent ) şehrinde 1669 yılında doğan Hasan Sezai Gülşeni, Edirne’de 1738 senesinde vefat etmiştir.

Döneminde etkili olan bu kişilik etrafında, Edirne’de Bostanpazarı mevkii denilen yerde Gülşeni dergahı yükselir. Dergah olarak kullanılan bu alanda çeşitli dönemlerede yaşanan yıkımlarla özgün yapıların çoğu yitirilmiştir. Bugün Hasan Sezai hazretlerinin de yattığı iki türbe hücresi göze çarpar. Geniş bir avlu içerisinde bir şadırvan ve bahçesinde büyükçe bir haziresi bulunmaktadır. Burada bir ibadet yeri bulunduğunu, bugün Vakıflar Müdürlüğünce ayağa kaldırılmak istenen temel kazılarından ve hemen bu binaya bir zamanlar bitişik olduğunu anladığımız bir yere tutunmadan bahçe ortasına tek başına yükselen minareden anlamaktayız.

HIDIR AĞA CAMİİ ( KÜÇÜK SELİMİYE )

Küçük Selimiye Camii diye de anılan bu cami, Selimiye Camii yakınlarında, güney yönünde yer almaktadır. Yapım tarihi ne yazık ki net değildir. Buna karşılık tahrir defterlerinde aynı ismli zatın ismiyle anılan mahalle ismine rastlanmaktadır. Dolayısıyla 1569 yılına değin bu caminin yapılmış olduğu varsayılmaktadır.

Hıdır Ağa Camii kare planlıdır. Ana kubbe harimin üzerini örterken, iki birimli son cemaat yerinin üzerinde iki küçük kubbe yer almaktadır. Minaresi doğu duvarının kuzey yönüne yanaşık inşa edilmiştir. Cami 1993 yılında önemli bir onarım geçirmiştir.

Harim girişi kuzey cephesinin doğu yönüne konumlandırılmıştır. Bu cephenin batı ucunda dikdörtgen planlı bir pencere bulunur. Taçkapı ve pencere arasında bir dış mihrap kuzey cepheye ortalanmıştır. Diğer üç cephede ise 3 sıra üzerine, beşer adet pencere açıklığı görülmektedir.

İSMAİL AĞA CAMİİ ( BARUTHANE CAMİİ )

Cami İsmail Ağa mahallesinde, Baruthane mevkiinde yer alışı sebebiyle her iki isimle de anılmaktadır. 15.yy ortalarında ( 1463 ) bu isimde bir mahallenin varlığından tahrir defterleri yardımıyla haberdar oluyoruz. Yapının inşa tarihi kesin olmasa da, bu tarihe yakın bir zaman olduğu kuvvetle muhtemeldir.

Doğu ve batı cephelerinde 2 sıra halinde ikişerli toplam dörder pencere açıklığı bulunur. Batı cephesinde ise sadece 2 pencere yer alır. Bunlara ilaveten, her üç cephenin kasnak üzerinde üst sıra pencereleri ortalayacak şekilde yerleştirilmiş birer pencere daha görülmektedir.

Harim girişi kuzey cephenin doğu ucundadır. Aynı cephenin batı ucunda bir pencere ve ikisnin ortasına konumlanmış bir dış mihrap yer almaktadır. Tek kubbeli ve tek minareli cami, 1993 yılında Vakıflar genel Müdürlüğü’nce onarılmıştır.

KADI BEDRETTİN CAMİİ

Kadı Bedrettin, Osmanlı’ da Halep ve Edirne kadılıklarında bulunmuş, önemli devlet adamlarından birisidir. Onun vefatı da Edirne’ de görevliyken olmuştur. / 1530

Kadı Bedrettin’ in kendi adına yaptırdığı camii Ayşe kadın semtinde, Talat Paşa Bulvarı üzerindedir. Ayşe Kadın Camiine çok yakın bir mesafede yer alır.

Caminin kuzey duvarında yer alan bir taçkapı ile harime girilir. Bu cephede iki birimli, üzeri iki kubbeyle örtülmüş bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Cami yüksek duvarlarla caddeden ayrılan bir avluya, ve avlu içinde yer alan bir hazireye sahiptir.

Doğu, batı ve güney cephelerinde 3 sıra üzerine beşer pencere açıklığı, kare planlı yapıya aydınlık etkisi sağlamaktadır. Caminin minaresi, batı duvarının kuzey ucuna yerleştirilmiş olup, tek minareli ve harim üzeri tek kubbeyle örtülüdür.

KUŞÇU DOĞAN BEY CAMİİ

Kuşçu Doğan Bey, Fatih Sultan Mehmet dönemi yeniçeri ağalarındandır. Camiyeait inşa kitabesi bulunmamasına rağmen, 1461-1462 yılları arasında inşa edildiğine dair bazı kaynaklar bulunmaktadır.

Caminin doğu ve batı cephelerinde ikişer sıra halinde dörder pencere açıklığı yer alır. Yapının minaresi batı cephesinin kuzey ucuna konumlandırılmıştır. Cami tek minarelidir. Harimi örten ana kubbenin yanı sıra, 4 paye ile destekli son cemaat yeri de küçük kubbelerle örtülmüştür. Harim girişi yapnın kuzey cephesinde, batı ucunda yer almaktadır. Aynı cephenin doğu ucuna ise bir pencere yerleştirilmiştir. Taçkapı ve pencerenin arasına bir dış mihrap ortalanmıştır.

Harimde kalem işlerine rastlanmaktadır. Kubbede, kubbe geçişlerinde bitkisel formda motiflere, mihrabın üzerinde yer alan değişik süslemeler eşlik eder.

LARİ CAMİİ ( LALELİ CAMİİ )

1514 yılında yapılan cami, Fatih Sultan Mehmet döneminde saray hekimliği yapmış Hekim Lari adına yapılmıştır. Saraçlar Caddesi’nin eski İstanbul Caddesi’ne bağlandığı noktada yer almaktadır.

Hekim Lari’ye ait bilgilere Mevlana Mecidi’nin “Hakayık-ül şek” adlı eserinde rastlanmaktadır. Buna göre, Hekim Lari padişah tarafından İran’ dan hekimlik görevi için saraya gelmiş ve padişahın hekimliğine kadar yükselmiştir. Mesleğinde çok ileri olduğu bu eserde kayda geçmiştir. Buna rağmen, Karamanlı Mehmet Paşa’nın yönlendirmelerine uyup, Fatih Sultan Mehmet’in yanlış tedavi ile, yavaş yavaş zehirlenmesine sebep olduğuna dair deliller vardır.

Kesme taştan inşa edilmiş caminin üç tarafı revaklı oluşuyla az raslanır bir örnektir. Bu revak iki kubbelidir. Harimi 11.65 x 11.70 mt. Ölçülerinde kare formludur. Edirne Selatin camilerinden sonra, şehrin en büyük camisidir.

Sağ ve sol pencere dizilişleri, altta 3 ortada 1 ve üstte 3 pencere ile farklı bir dizilişe sahiptir. 1751 yılındaki büyük depremde hasar gören yapı geniş bir onarım görmüştür. Eski haziresi yol yapım çalışmaları sırasında kaldırılmıştır.

Kare planlı camiyi, üç tarafından kare birimlere sahip revak çevreler. Günümüzde revak boyunca camekanlarla kaplı bu cami, her göreni kendine çeken bir atmosfer yaratmaktadır.

Minaresi doğu revakının kuzey yönüne bitişiktir. Kuzey cephesinde, ortada yer alan taçkapının iki yanına düşen ikisi altta, bir tanesi üstte 3’er pencere açıklığı bulunmaktadır. Taçkapısı dışa taşkın ve zengin silmelere sahip yapıdadır.

Albenisine karşılık, süslemeler açısından çok zengin olduğu söylenemez. Taçkapısı içeriden de dışa taşan görünümüyle, taçkapı görünümündedir. Onarımlarla özgün yapısını yitirmiş yapının, mimber ve kadınlar mahfeli yakın döneme aittir. Cami halk arasında Laleli Camii olarak anılmaktadır.

MEZİT BEY CAMİİ ( YEŞİLCE CAMİİ )

Önceleri zaviye olarak kullanılan bu mescit, 1441 yılında Mecit Bey isimli Fatih Sultan Mehmet’in sancakbeyi tarafından yapılmıştır. Mezit Bey elçi olarak gittiği Eflak’ta Voyvoda Drakula tarafından zalimce işkencelerle şehit edilmiştir.

Cami halk arasında Yeşilce Camii olarak anılmaktadır. Bunun sebebi özgün minaresinde kullanılan yeşil çinileridir. Fakat bu çiniler günümüze ulaşamamıştır. İmarethane ve hamam bölümleri yıkılmış, camisi ise ancak onarımlarla günümüze ulaşabilmiştir.

ŞAH MELEK CAMİİ

Camiyi yaptıran Şah Melek Paşa, Çelebi Sultan Mehmet ve 2. Murat dönemlerinde önemli devlet işlerinde bulunmuştur. Musa Çelebi Amasya valisi olarak görev yaptığı sırada onun lalasıdır. Mehmet Çelebi zamanında Rumeli’ nin fethinde büyük yararlılıklar gösterir. Kendisine Gelibolu kalesinin muhafızlığı görevi verilir. Ardından Rumeli Beylerbeyi görevine yükselir.

Gazi Mihal köprüsünün yanında yapılan cami, karşı kıyısındaki Gazi Mihal Camii ile komşudur. Bir avlu içinde yer almaktadır. Düzgün kesme taş malzeme ve tuğlanın malzeme olarak kullanılmasıyla inşa edilmiştir. Doğu cephesi ise kesme taştan çıkılmıştır. Özgün minaresi Balkan Savaşı’nda tahrip olmuş cami, Tunca nehrinin kabaran sularından da zaman zaman hasarlar yaşamıştır.

Kuzey cephenin doğu ucundaki taçkapı süslemeli ve cephe yüzeyine 1 mt. çıkıntılıdır. Mihrapta alçı süslemeler, çevresinde ayet kitabeleri yer alır. Taçkapısı, taş ve sırlı tuğla kullanılmış ilk örneklerdendir.

Avlusunda yer alan haziresinde Şah Melek Paşa yatmaktadır. Tunca nehrinin taşkınları sebebiyle dönem dönem su basan camiyle ilgili bu yönde bir söylence de cami ile ilgili anlatılan en bilindik özelliktir. Bu söylenceye göre, Kıbrıs Barış Harekatı zamanında görevli bir pilotumuz, onun manevi desteğiyle onun işaret ettiği hedeflere ateş ederek yararlılıklar gösterir. Manevi olarak kendisine görünen Şah Melek Paşa, görevi bitince birgün kendisini Edirne’ye gelip ziyaret etmesini ister. Bir süre sonra unuttuğunda ise paşa rüyalarına girer ve “Beni kurtar !” der. Rüyalar sıklaşınca, Edirne’ye gidip verdiği sözü tutma yolunu seçer. Caminin haziresinin sel suları altında olduğunu görünce rüyaları neye yoracağını fark eder ve hazirenin yeniden düzenlenip, bahçe duvarlarının yükseltilmesini sağlayarak üzerine düşen görevi yapmaya gayret eder.

SARUCA PAŞA CAMİİ ( MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA CAMİİ )

Saruca Paşa, 2. Murat döneminde Edirne muhafızlığına getirilmiştir. Caminin yapımı ise 1459 yılındadır. Devletteki önemli görevlerine rağmen 2.Viyana Kuşatması sırasında başarısızlıklar gösteren vezir-i azam Kara Mustafa Paşa astırılıp bu caminin haziresine gömüldüğü için, onun adıyla da anılmaktadır.

Caminin minaresi batı cephesinin kuzey ucunda yer almaktadır. Cami girişi ise kuzey cephenin batı ucunda, minarenin olduğu köşeye yakındır. Kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir. Caminin oldukça geniş bir haziresi vardır. Devlet hastanesi bitişiğinde yer almaktadır.

ŞEHADETTİN PAŞA CAMİİ ( KİRAZLI CAMİ )

Cami 2. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemi vezirlerinden Şehadettin Paşa’nın Rumeli beylerbeyi olduğudönemde, 1437’ de inşa edilmiştir. Halk arasında Kirazlı Cami diye anılan cami, süslemelerindeki motifler sebebiyle bu isimle bilinmektedir. Paşa’ nın ismiyle anılan mahallede yer almaktadır.

Harim duvarları kuzey cephesi hariç düzgün kesme taşla yapılmış; kasnakta ise taş ve tuğla, kubbede ise tuğla kullanılmıştır. Kuzey duvarı ise tuğla hatıllar arası taş ile örülüdür.

Bu caminin pencere düzenleri farklılık gösterir. Güney ve batı duvarlarında 2 sıra üzeri ikişerden dörder pencere bulunmaktadır. Kuzey cephesinde ise alt seviyede iki pencere açıklığına raslanır. Taçkapısı doğu cephesinin, kuzey ucuna yerleştirilmiştir. Bu cephede taçkapının diğer yönüne yatırılmış, altta ve üstte  ikişerden 4 adet pencere daha bulunmaktadır.

Taçkapı üzerinde kitabesi ve bitkisel motiflerden süslemeleri vardır. Kuzey cephesinde dışa çıkıntılı dış mihrap görülmektedir. Son cemaat yerine özgü uygulamalardan olan dış mihrap, dikdörtgen formunda ve örneklerine göre daha büyük ebatlardadır. ( 2.5o mt x 5.00 mt. )

SELÇUK HATUN CAMİİ

Bu cami döneminde önemli bir zat olduğu fikri kuvvetli Mürsel kızı Selçuk Hatun adından bir zat için yapılmıştır. 1455 yılına tarihli cami, önceleri bir mescit olarak yapılmış, bu tarihten iki asır sonra 1656 yılında camiye çevrilmiştir.

Düzgün kesme taştan duvarlara, kubbede tuğla malzeme eşlik eder. Minaresi bir sıra kesme taş, üç sıra tuğla uygulanarak çıkılmıştır. Minaresi batı cephesinin kuzey ucunda yer almaktadır. Kuzey cephesinde taçkapısı olan yapının, son cemaat yeri günümüze ulaşamaıştır. Mihrap üzerinde kalem işi süslemelere, kubbe eteklerinde Türk işi üçgen kuşağa ve birkaç yerde daha zayıf süslemeler eşlik eder.

ŞEYH ÇELEBİ CAMİİ

Bu cami Ayşe Kadın semtindedir. Caminin ismiyle anılan sokakta yer almaktadır. Cami yakınında Kadı Burhaneddiin Camii bulunur.

İnşa kitabesi bulunmayan yapının, 16 yy. ortalarında yapıldığı kuvvetle muhtemeldir. Yapı tek minareli ve tek kubbelidir. Minare batı duvarının kuzey ucunda yer almaktadır. Tek sıra kesme taş üzerine iki sıra tuğla malzeme kullanılarak yapılmıştır. Avlusunda mermer, silindirik, fıskiyeli bir şadırvan bulunmaktadır. Kare planlı camii süslemeler yönünden zayıf olup, kuzey cephesinde nişli bir taçkapıya sahiptir.

SİTİ ŞAH SULTAN CAMİİ

Siti Şah Sultan Dulgadiroğlu Süleyman Bey’in kızıdır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın zevcesidir. Sevindik Fakif Mahallesi’nde, Talat Paşa bulvarı üzerinde yer almaktadır. Caminin yapıldığı alanın bir bölümü saray alanıdır. 1482 yılına tarihlenen yapı için, Keşan ve civarı köylerin gelirleri vakfedilmiştir.

Düzgün kesme taş ağırlıklı yapının üst bölümlerinde moloz taş ve tuğla malzeme kullanılmıştır. Haziresinde Siti Sultan Şah’ ın yattığı düşünülse de, mezar taşı bulunamamıştır.

Kuzey cephesinde yer alan ve iki pencere açıklığı arasına konumlandırılmış bir taçkapıyla hazireye girilir. Diğer cephelerde 3 sıraya yerleştirilmiş beşer pencere açıklığı camiye ışık kazandırır.

Minaresi orijinal olmayıp, 1962 depremi sonrası yıkılınca yerine yapılmıştır. Mihrabın üzerinde yer alan kalem işi süslemelere, çeşitli yerlerdeki alçı ve çini süslemeler eşlik eder. Mermer mimber orijinal olmayıp, sonradan eklenmiştir.

SÜLE ÇELEBİ CAMİİ

Aynı isimli mahallede, Tarlakapı mevkiinde yer alan cami, 1559 yılında Hacı Süle adında Edirne’ de önemli biri olduğu düşünülen bir kişi tarafından yaptırılmıştır.

Kare planl, tek kubbeli ve tek minareli bir camidir. Camiyi çevreleyen avluda bir hazire ve kuzey cephesinde bugün kullanılmayan bir çeşme bulunmaktadır.

Kuzey cephesi hariç, diğer cepheler altta ve üstte ikişerden 4 pencere açıklığına sahiptir. Minaresi batı duvarının kuzey yönüne yanaşıktır. Kuzey cephesinde iki bölmeli, düzgün kesme taştan yapılmış bir son cemaat yeri bulunur. Kuzey cephede iki pencere açıklığı ve bunların arasında bir dış mihrap göze çarpar. Taçkapısı, dikdörtgen, etrafı silmelerlebezeli olup, kuzey cephenin batı ucuna yanaşıktır. Son cemaat yerinde çok etkili olmayan kalem işi süslemeler görülebilir.

TAŞLIK CAMİİ

Bu cami Fatih Sultan Mehmet dönemi vezir-i azamı Adli Mahmut Paşa adına yapılmıştır. Yapım tarihi kesin değilse de, vakfiyesinin düzenlendiği 1473 tarihinden önceki birkaç yılda bitirilmiş olduğu varsayılabilir. Depremlerle harap olan caminin yeniden inşası gündemdedir. Cami Edirne’nin Taşlık semtinde yer almaktadır. Daha sonraki yıllarda Mimar Sinan tarafından onarıldığı bilinen cami, bazı kaynaklara onun eserymiş gibi hatalı kaydedilmiştir.

TANBURACILAR CAMİİ ( HÜSEYİN BİN KEMAL CAMİİ )

Bu camii Saraçlar Caddesi’ nin bitip Zindanaltı Caddesi’ nin başladığı mevkide, Saraçlar caddesinin batı yönünde iki alt sokağında yer alır. Saraçlar Caddesi’nin bir tarafında Tamburacılar, diğer tarafında ise büyük Lari Camii’nin yer aldığını söylemek yerinde olur. Zira etrafında yükselen binalarla gizlenmiş bu cami, aynı zamanda çıkmaz bir sokağın içerisinde gözden kaçırılmaktadır.

Yapım tarihi bilinmeyen camiinin, o dönem esnaf ve zanaatkarın yoğun yaşadığı bir mevkide olduğu düşünülürse, bu ihtiyaca hizmet için yapıldığı düşünülmektedir. Cami 1997 yılında, şimdiki esnafın katkılarıyla geniş bir onarımdan geçmiştir. Yapının kuzey cephe duvarının içerisine gömülmüş minaresiyle ilginç yapının kuzeyine düşen avlusunda üzeri kapatılmış sonradan yapılmış bir şadırvan yer almaktadır.

YAHYA BEY CAMİİ

Cami, Sarıca Paşa mahallesinde, caminin adıyla anılan sokak üzerinde yükselmektedir. 2. Sultan Selim döneminde yaşamış olan, Yahya Bey, Arnavut devşirmesi, Şıpka’ lı bir şair olup, Osmanlı ordusunda yayabaşı olarak görev yapmıştır. Onun adına yapılan bu cami 1578 yılında tamamlanmıştır.

Yapının doğu ve batı cephelerinde üçer sıra üzerine beşer pencere açıklığı bulunmaktadır. Güney cephesinde ise, 2 sıra üzeri ikişerden 4 pencereye rastlanır. Minare, Edirne’nin küçük camilerinin çoğunda olduğu gibi doğu cephesinin kuzey ucuna yakın konumlandırılmıştır. Minaresi kesme taş kullanılarak yapılmıştır. Harim girişi kuzey cephesinin doğu ucunda minareye yakın yapılmıştır.


Fotoğraf : Esra KASAPOĞLU

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail