“Adım Çöreği” Geleneği

Balkan coğrafyasında yaşayan Türk toplulukları arasında, Balkan göçmenlerin Türkiye’de yoğun yaşadığı illerde ve pek tabi ki Trakya’da karşımıza çıkan “adım çöreği” geleneği, doğum gelenekleri arasında farklı bir yere sahiptir. Doğan çocuğun yere sağlam basması, hayatta dik durması, yıkılmaması, korkusuzca, ardına dönüp bakmaksızın ve daima güvenli adımlarla hayatta ilerlemesi gibi manalar yüklenerek kutlanan bu gelenek yöreden yöreye, köyden köye farklılaşan ufak nüanslara sahip olsa da geleneğin işleyişindeki çatı pek değişmez.

Halk arasında “adım çöreği”, “tay çöreği”, “köstek çözme” gibi isimlerle anılan bu geleneği Kırklareli’nde kutlandığı genel ritüelleriyle, köyden köye değişebilecek nüansları göz ardı ederek  Trakya Gezi Rehberi sayfalarına taşıyoruz.

Bal kızı…

Bebeğin ilk adımlarını atması genellikle yaşını karşıladığı aylardan bir buçuk yaşına uzanan süre arasında gerçekleşir. Halk arasında kızların daha erken yürüdüğü, erkek çocukların biraz daha geç adımladığı gibi, doğrulanması pek de mümkün olmayan bir halk istatistiği dillendirildiğine çokça rastlarız. Bebeğin o ilk adımlarını görene kadar, çevresindeki büyükler onu bu duruma güvenle hazırlamak için kendi yöntemleriyle bebeğe yaklaşırlar. Burada en büyük görevi genellikle tecrübeli ve sabırlı büyükanneler üstlenir.

Bebek yaklaşık yarı yaşına gelince yavaş yavaş oturtulmaya başlanır. Bunun için önceleri yanına yönüne yastıklar yerleştirilir ve büyüklerin güvenli elleri uzaklaştırılarak bebeğin kendi güvenini bulması, oturuşundaki dengeyi kendi kontrolüne alması amaçlanır. Zaman ilerledikçe yastıklar da uzaklaştırılarak bu kontrol pekiştirilir.

Yine bu zamanlarda bebeğin yere basma, ayaklarını oturtma ve sıçrama refleksini sağlamak için koltuk altlarından sıkıca tutarak bebek tay dikiltilir. Bazense büyükler oturdukları yerden, bir eliyle çocuğun göğüs kısmından sıkıca kavrarlar, diğer eliyle ise kıçına hafifçe vurdurarak bebeği ayaklarını bastığı yerden hafifçe yükseltirler. Ritmik olarak yaptıkları bu hareketle bebeğin yere bir basıp bir yükselmesini sağlarlar.

Bazense ritmi olan tekerlemeler devreye girer. Bebeğin o ritim duygusu ve ninni misali kulağına çalınan tekerleme ile bebek ve onu yürütmeye çalışanlar arasındaki bağ korunur. Yörede en çok mırıldanılan ninnilerden birinde yürüme arzusu şu şekilde dillendirilir :

“Uyusun da büyüsün, ninni / Tıpış tıpış yürüsün, ninni.”

Kırklareli yöresinde bu mihvalde kafiyesiyle tekerleme kabilinden söylenen ninnilerden  en bilineni “bal kızı”dır. Aslında buna bir ninni demek pek de doğru olmaz. Çünkü bebeğin uyutulmasından çok, “tay” durmasına teşvik için söylenir. Buna göre; bebek ve ebeveyni bir yere oturur, karşılıklı yüz yüze bakarlar. Büyükler bebeği koltuk altlarından sağlamca tutarlar. Eğer bebek tay dikilmeyi ilerletmişse ellerinden tutarak destek verirler. Bebeği bir sağ bir sol ayağına doğru basması için iki yöne doğru hafifçe sallayarak ağırlık merkezini değiştirler. Bunu söyledikleri melodik tekerlemenin ritmine göre bir hızla yaparlar. Böylece bebek hem dengeyi kurmayı öğrenmeye, hem de her iki ayağını sağlamca yere basmaya yöneltilir. Büyükannelerin o meşhur “bal kızı” tekerlemesi ise şöyledir :

Bal kızı, bal kızı, bal kızı / Derelerde bul kızı

Derelerde bez çırpar / Gelene geçene göz kırpar

Bebek büyümeye başladıkça kendi güvenini kazanır. Emeklerken kol ve diz eklemleri, kasları gelişen bebek, zamanla evdeki eşyaların kenarlarına tutunarak tay durmaya, kendi adımlarını atmaya başlar. Buna halk arasında “sıralamak” denir. Bu günlerde bebek yine de düşmemesi, bir yerlere çarpmaması Konu komşu arasında şöyle bir şivesel konuşmaya şahit olduğunuzda şimdi bahsettiğimiz bu durum aklınıza gelmelidir :

“Sizin oğlan / kız sıralamaya başladı mı ? “

Bebek kendi güveni ile tay durup ilk adımlarını sıralamaya başladığında onun güvenini yükseltmek için belli bir uzaklıktan çağrılarak yürümeye teşvik edilir. Her ilerleme kaydedildiğinde bebekle karşısındaki yetişkin arasındaki uzaklık artırılır.

Bebeğin yürümesi ile ilgili yeterince ilerleme kaydedildiğinde artık adım çöreğinin de vakti gelmiş demektir. Bebek yürümeye başladığından birkaç ay sonrası adım çöreği yapmak için ideal olsa da bu gelenek dış ortamda, konu komşuyla yapıldığı için, iyi havalar gözetilerek bahar aylarından itibaren, bebeğin de üşümeyeceği zamanlarda yapılması tercih edilir.

Adım çöreği…

Gelenek adını bu geleneğin işleyişinde rol oynayan, un, su, tuz ve maya ile hazırlanan basit bir çörekten alır. Bu malzemeler ile bazense su yerine süt kullanarak, yumurta ilavesiyle bir hamur tutulur. Bir süre dinlendirilen hamurdan yumurta büyüklüğünde bezeler kopartılır. Avuç içinde yuvarlanarak hafif yağlanmış fırın tepsisine dizilir. Avuç ayasına bastırılarak yassıca yuvarlaklaştırılan bezelerden bir ya da birkaç tanesinin içerisine ise demir para konulur. Bunun niçin olduğuna daha sonra değineceğiz.

Bazı yörelerde fırına verilen bu çöreği fırından almazdan evvel beri çekilerek üzerine hafifçe tereyağı ve bal sürülür, arzuya göre susam gezdirilerek bir süre daha fırına verilip çıkartılır. Bazı köylerde adım çöreği yerine meşhur göçmen böreği dızmana yahut hıdırellez kurabiyesi tarzı kurabiye hazırlandığına da rastlarız. Yine onlardan bir ya da birkaçının içerisine demir para konulması asla ihmal edilmez.

Bebeğin yakın ailesi; büyükanne ve babalar, amcalar dayılar, halalar teyzeler, bilcümle akrabalar ile konu komşu adım çöreği geleneği için bebek evine davet edilirler. Önceleri bu gelenek cuma günleri, cuma salası ile namaz ezanı arasındaki zamanda yapılmıştır. Bazense namaza katılacak erkeklerin vaktinden çalmamak için cuma namazı sonrasına ertelenmiştir. Bazense hanımlar arasında kutlanmış, cuma namazından çıkan babaya yahut büyükbabalara ( ağababa ) müjde kabilinden bildirilerek uygulanmıştır.

Adım çöreğine katılacaklar ilan edilen zamanda bebek evine gelirler. Adım çöreği yapılacak bebek başta ağababalar olmak üzere kucaktan kucağa gezdirilerek sevilir. Bu arada hazırlanan adım çöreği çocuğun annesi tarafından konuklar arasında gezdirilir. Herkes içinde para gizli çöreğin kime çıkacağı merakı içerisindedir. Çörek hazırlanırken üzerlerine kendilerinin bileceği bir nişan-işaret koyan ev sahipleri, parayı bulmaya gönüllü, cömertliğini sergilemek isteyen kişilerden haberdar ise kaş göz yaparak çöreği işaret edebilir. Bu ayıp görülmez. Bu bebek için hatırı sayılır bir hediye gelmesi demektir. Bazense gücü olmayan konu komşuyu sıkıntıya sokmamak için bu küçük hileye başvurulabilir. Yine de bozukluk paralar her kime çıkarsa çıksın kendi gücü nispetinde bir hediye alacak, bunu kendi şanından sayacaktır.

Çöreğinden para çıkan kişi sevincini herkesle paylaşarak ne hediye alacağını ilan eder. “Çocuğuma bir çift ayakkabı alacağım.” yahut “Benden çocuğuma bir takım elbise.” gibi hediyenin adını koyarlar. Büyükbabalar yahut ilk kandan yakınları bazen cömertliğini farklı olarak da gösterebilirler. Şöyle ki; geçimini daha çok hayvancılık ile sağlayan köy yerlerinde, eğer ki çöreğinden para çıkan yakın akraba bir sürü sahibi ise, “Benden oğluma/kızıma bir oğlak, bir kuzu, bir koç…” gibi adını ve adedini söyledikleri hediyelerini ilan ederler.

Erkekler, yukarıda dediğimiz gibi cuma namazına yetişmek için gitmişlerse, gelenek kadınlar arasında yürütülür. Bazense erkekler eşlerini yahut aileden birilerini adım çöreğini almak için vekil kılarlar.

Köstek kesme…

Cuma salası ile namaz ezanı arasında kadınlar genişçe bir meydana çıkarlar. Bir kırmızı kurdele bebeğin her iki ayağına bağlanır. Birisi bebeğin annesi olmak üzere, iki kadın bebeğin iki yanına geçerek ellerinden tutarlar. Bebeğin önüne bir makas konur. Mahallenin 8-10 yaşına kadar olan çocukları önce bebeğin evinin etrafında koşturulur. Koşarken “Aman ha kösteklenmeyin, düşmeyin, koşarken de ardınıza sakın bakmayın !” diye tembihlenirler. Yörede çokça karşımıza çıkan “kösteklenmek” sözcüğü ise “tökezlemek, sendelemek, bir engele takılıp düşmek” manasında kullanılır. Böylece bebeğin onlar gibi tökezlemeden, hayattaki adımlarını sağlam basacağı düşünülür.

Evin etrafında koşturulan çocuklar yeniden meydana gelirler. Bebeğin karşısında 40-50 metre uzaklıkta dizilirler. İşaret verilince bebeğe doğru koşarlar. Bebeğin hizasına ilk kim gelirse yerdeki makası alır. Bebeğin ayaklarına iki uçtan bağlanmış kurdeleyi keser. Buna “köstek kesmek” denilir. Bebeği iki kolunda tutan büyükleri onu hafifçe yukarıya kaldırırlar, çocukların az evvel onlara koştuğu yöne doğru “Uçtu, uçtu, uçtu oğlum / kızım uçtu…” diyerek, genellikle de “oğlum / kızım” yerine bebeğin adını söyleyerek koşarlar.

Kırklareli köylerinde bazen bu gelenek yaygın olarak şu şekilde de yapılır. Bebeğin ayaklarındaki köstek kesildikten sonra, 5-6 metre ötesine sevdiği büyükleri geçer. Bir başka kurdele yahut iplik iki kenardaki iki kişi tarafından yerden en fazla bir karış yüksekliğe gerilerek tutulur. Annesi yahut diğer büyükleri tarafından kurdelenin gerisinden çağırılarak bebek o yöne yürütülür. Adımlarını atan bebek kurdeleye geldiğinde muhakeme yeteneğini de kullanarak adımını kurdeleden aşırarak karşı tarafa ulaşsın diye arzulanır.  Tüm bu ritüellerde murat edilen ise bebeğin hayata sağlam adımlarla atılması, dimdik durması, önüne çıkacak engelleri kolaylıkla aşabilmesidir.

Koşuya katılan çocuklara genellikle para olmak üzere ev sahibi tarafından hediyeler verilerek kalan adım çöreklerinden ikram edilerek gönülleri alınır. Koşuda birinci gelen çocuğa hediye veya para verilirken daha cömert davranılır. Eğer ki bu ritüel cumaya katılan erkekler görmeden yapılmışsa, bebeğin ayaklarından kesilen kurdelenin bir parçası müjde olarak babaya ya da ağababaya koşuyu kazanan çocuk tarafından gönderilir. Bu kazanan çocuk ve yanındaki arkadaşları için ikinci bir hediye, ikinci bir bahşiş demektir.

Kösteği çözülen bebek eve davet edilen büyüklerin arasına kollarından tutulup yürütülerek getirilir. İçerisinde bazı meslekleri simgeleyen nesneler bulunan bir tepsi ortaya getirilir. Örneğin bu tepside bir Kuran-ı Kerim, bir ilaç kutusu, bir oyuncak araba, bir makas vb…bulunur. Bebeğin hangisine yöneleceğine göre ileride mesleği üzerine tahminler yapılır, muratlar dillendirilir. Örneğin; Mushaf’a yönelmişse bir alim, dinine diyanetine düşkün biri olacağına, ilaç kutusuna yönelmişse bir doktor olacağına, oyuncak arabaya yönelmişse bir şoför, makasa yönelmişse bir terzi yahut zanaatkar olacağına dair benzetmeler yapılır. Bu simgeleri çoğaltmak da mümkündür.

Kendine has ritüelleri olan bu gelenek sonrası Kuran’dan sureler okunur, bebek ve ailesi için hayır dualar edilmesi ile gelenek sonlandırılır.


Fotoğraflar : Karahalil Köyü – Babaeski / KIRKLARELİ ( Derin Kökler Programı-2006-TRT Arşivi )

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail