EYLÜL’de EDİRNE’ye

Turizm portföyündeki çeşitlilik ile hem geleneksel, hem de modern tatil anlayışlarına yönelik önermeler sunan, Trakya’nın diğer turizm destinasyonlarına yakınlığı ile yöre turizminin lokomotifi, Osmanlı’nın eski payitahtı Edirne; uzun Kurban Bayramı tatilini “farklı” yaşamak isteyen misafirlerini bekliyor.

Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği ( ETTD ) As Başkanı ve Trakya Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emel Gönenç GÜLER; yeni ve alışılagelmişin dışında tatil arayışında olan tatilcileri Edirne’ye ve Trakya’nın tüm güzelliklerini sonuna kadar yaşamaya davet ediyor.

Bayramda, bir baştan bir başa TRAKYA

Ülkemizin geçirdiği sıkıntılı günlerin ardından, ertelenen yaz tatilleri için planlarını değiştirmek yahut olan rezervasyonlarını iptal etmek zorunda kalan tatilciler, yeni yerler arayışına girdiler. Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği olarak, yazın son demlerini yakalamak ve alışagelmişin dışında, dolu dolu bir tatil geçirmek isteyenler için, dokuz günlük Kurban Bayramı tatilinde Trakya’yı öneriyoruz.

Dilerseniz Edirne merkezli, dilerseniz bir güzergah boyunca seyahat ederek, uzun bayram tatilinde Trakya’yı bir baştan bir başa dolaşmanız, size hitap eden tatili İstanbul gibi bir metropolün hemen kıyısındaki bu yörede bulabilmeniz mümkün.

İşte, tatilciler ve seyahat acentaları için dokuz günlük bayram tatilinde önerebileceğimiz konaklamalı birkaç seçenek:

“ÜÇ DENİZ ROTASI” İLE TRAKYA
( KIYIKÖY – İĞNEADA – ŞARKÖY – SAROS )

Deniz mevsiminin son demlerini Türkiye’nin “üç deniz”e açılan kapısı Trakya’da; Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi’nin dingin sularında yakalamak için geç kalmış değilsiniz.

Kırklareli’nin Istrancalar doğasına yaslanan kumsallarıyla İğneada ve Kıyıköy, size Karadeniz sularındaki ilk önerimiz. Karadeniz’in Türkiye’nin en batısındaki bu kıyıları sizi şaşırtacak güzellikleri barındırıyor. Avrupa’nın, keza Türkiye’nin en büyük Longoz Ekosistemi olan İğneada Longozu, kumsalda sıcaktan bunalanlar için serin ve yeşil derin keşifler sunarken, Trakya’nın “Sakin Şehir” ( Cittaslow ) ünvanlı tek yerleşimi olan Vize’ye bağlı Kıyıköy beldesi ise, kendisini çevreleyen akarsuların coşturduğu zengin bir doğa, tarihi bir doku ve davetkar denizi kadar, deniz mutfağıyla da “Denizden babam çıksa yerim” diyenleri bekliyor.

Çok değil, Trakya’nın Karadeniz sahillerinden birkaç saat mesafede, lodosun üzüm bağlarına bereket sunup zeytin bahçelerinin saçlarını taradığı Şarköy’de, Kuzey Marmara’nın sularına kulaç atabilir, rüzgar sörfü deneyimini yaşayabilirsiniz.

Ve nihayet, Şarköy’e yaklaşık bir saat mesafede yer alan, dalış tutkunlarının mabetlerinden, Edirne’nin Kuzey Ege’deki mavi gözleri; Saros Körfezi… Koru Dağları’nın çam kokulu, dantel gibi kıyılarının arasına gizlenmiş koylara, Mecidiye’den Enez’e kadar uzanan kumsalları eşlik eder. Dünyada kendini temizleme kabiliyetine sahip Saros Körfezi’nin serin ve dingin sularında kulaç atarken, körfezin karşı kıyısında bambaşka bir ruh ikliminin coğrafyası olan Gelibolu Yarımadası kıyılarının doyumsuz manzarasına dalıp gidebilirsiniz.

Üstelik bu rotayı size aşağıda sunacağımız Trakya Bağ Rotası ile eş zamanlı takip etmeniz de pek mümkün.

 TRAKYA BAĞ ROTASI
( GELİBOLU – ŞARKÖY – TEKİRDAĞ – KIRKLARELİ )

Geçtiğimiz yıllarda Trakya turizm portföyüne kazandırılmış Trakya Bağ Rotası yöre turizminin en önemli tema destinasyonu olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

“Tek Rota, Onlarca Bağ, Yüzlerce Lezzet” sloganıyla yola çıkan Trakya Bağ Rotası, misafirlerine nasıl bir tatil sunacağının ipuçlarını da veriyor. Gelibolu Yarımadası’ndaki bağlardan, önce Şarköy’ün meşhur bağlarına, oradan Tekirdağ’a ve nihayet kıyılardan ayrılıp Trakya’nın iç kesimlerindeki Kırklareli bağlarına uzanan bir rotada seyahat edebilir, yörenin meşhur üzüm bağlarında bağbozumuna katılabilir, ürünün şaraba, hardaliyeye ve diğer bağcılık ürünlerine olan yolculuğuna eşlik ederken, bu bağların kimlikli konaklama tesislerinde günün yorgunluğunu atabilir ve yöresel lezzetler eşliğinde gastronomik deneyimler yaşayabilirisiniz.

Konaklama için Edirne’yi tercih ettiğiniz taktirde; Eylül ayında tüm coşkusuyla süren bağbozumu deneyimi için ister Gelibolu yöresini, İster Tekirdağ-Şarköy bağlarını, isterseniz Kırklareli bağlarını tercih ediyor olun, her birinin Edirne’ye hepi topu birkaç saat mesafede olduğunun altını çizelim. Edirne’nin bağlarının ise çok daha yakınınızda olduğunu söylemeye gerek yok.

TARİH VE KÜLTÜR ROTASI OLARAK EDİRNE VE TRAKYA

Osmanlı’nın İstanbul’dan önceki payitahtı Edirne, Avrupa’da metrekareye en fazla tarihi eser düşen ikinci şehir olma özelliğini fazlasıyla hak ediyor. Bu haliyle tarih ve kültür turlarının bir mıknatıs misali kutbudur Edirne. Her bir sokağını dönerken çok daha fazlasını bulabileceğiniz keşiflerinize, biz sadece birkaç bilindik önermede bulunmuş olalım.

Osmanlı döneminde dört inancın ( İslam, Hristiyanlık, Musevilik ve Bahailik ) merkezi olmuş Edirne, sizi ilk anda kuşatan uhrevi atmosferiyle inanç turizminin ve hoşgörünün de payitahtıdır.

Edirne’nin ufkuna mıh gibi çakılmış Koca Sinan’ın muhteşem Selimiye’sine, Osmanlı’nın bu kadim şehre armağan ettiği diğer Selatin Camileri ve nice tarihi küçük camiler, hanlar, hamamlar, çarşılar, çeşmeler, taş köprüler eşlik eder.

Sultan II. Bayezid Külliyesi’nde yer alan ve günümüzde Sağlık Müzesi’nin bir parçası olarak işlev gören, Kanuni’nin henüz “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözünü sarf etmezden yarım asır önce hizmet vermeye başlamış Edirne Darüşşifası’nda, insana ve onun sağlığına verilen önemi farklı bir müzecilik anlayışı eşliğinde görebilirsiniz.

Fatih Sultan Mehmet Han’ın doğduğu saraydan geriye kalanlara hüzünlenebilirsiniz. Saraydan sizi Er Meydanı Sarayiçi’ne taşıyan Fatih Köprüsü’nün diğer ucunda, Kanuni’nin bu lakabının vücut bulmuş hali, Adalet Kulesi; “Ben hala buradayım!” der. Kırkpınar çayırına terlerini döken namlı pehlivanların heykellerinin olduğu yoldan geçip, Tavuk Ormanı’nın huzur dolu doğasına salındınız mı, Avcı Mehmet’in meşhur “Av Köşkü” çıkıverir karşınıza. Tunca’nın karşı kıyısındaki tepeden, “Gel, kim olursan ol, gel!” diyen ilahi çağrının gönül erleri olan Edirne Mevlevileri’nin mekanı, benzersiz çinileriyle meşhur Muradiye seslenir size; “GEL !”

Edirne ve civar yerleşimlerinde nereye adım atarsanız atın, ayak izlerinize Traklar’dan Romalılar’a, Bizans’tan Osmanlı’ya değin nice medeniyetin izleri eşlik edecektir.

Cumhuriyet Türkiye’sine uzanan yolda Balkan Savaşları’nın en sıkıntılı yıllarını göğüslemiştir Edirne. Edirne’nin en güzel manzaralarından birine hakim Kıyık Tabya’da, Şükrü Paşa diğer tabyalara hala tarih öncesinden selam durur. Balkan Savaşları Şehitleri için yapılmış anıta, Türkiye’nin ikinci büyük şehitliği olarak yapılmış Edirne Asker Hastanesi Şehitliği eşlik eder. Karaağaç’taki Lozan Anıtı ise Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlük beratını elinde tutar.

Edirne üzerine en büyük dizelerin sahibi Niyazi AKINCIOĞLU’nun; “Ağır ve edalı akar / dal dal söğütleri öperek / samur üç belik gibi / üç koldan sular” diye bahsettiği Arda, Tunca ve Meriç Nehirleri’nin en doyumsuz manzaralarını, bu suların boynundaki gerdanlıkları olan taş köprülerden izlersiniz. Karaağaç’ta huzurun, Saraçlar Caddesi’nde şehrin tüm seslerini duyarsınız.
Ve o damak çatlatan lezzetler…

Saray mutfağının lezzetlerini şehrin tarihi çarşılarında, alışveriş yapılan her noktasında bulabilmeniz mümkün. Lokumlar, şekerlemeler, Osmanlı macunları, helva nevinden kimlikli lezzetler ve Edirne’nin meşhur badem ezmesi… Yunanistan’dan gelen turistlerin bile “En iyisi Edirne’de” dedikleri meşhur Kavala Kurabiyesi, aslında asırlarca bir arada yaşayan iki toplumun ortak bir değeri.

Dünyanın en hızlı pişen ve en hafif lezzetlerinden yaprak ciğeri ise gelmişken asla es geçmemeniz gereken, tam bir damak çatlatan.
Edirne’de birkaç güne yayabileceğiniz bu deneyimlerinizi, her biri ancak birkaç saat uzaklıktaki Kırklareli, Tekirdağ ve Gelibolu Yarımadası Milli Parkı’nın tarih, insan ve kültür dokusuna dair güzellikleri ile zenginleştirebilirisiniz.

Çanakkale Savaşları’nın coğrafyası olan Gelibolu Yarımadası Milli Parkı’nı deneyimli rehberler eşliğinde dolaşarak, tarihe tanıklık edebilirsiniz.

Kırklareli ise insanı, yöre mutfağındaki çeşitliliği ve doğasıyla sizi büyüleyecek güzellikler barındırıyor. Trakya’nın turizme açılmış tek mağarası olan Dupnisa’yı mutlaka görmeniz lazım.

Bu yıl 15-18 Eylül 2016 tarihlerinde kutlanacak olan, Trakya’nın ayakta kalan tek ve Türkiye’nin en büyük panayırı olan Pavli Panayırı, yöre insanın coşku dolu eğlence anlayışından beslenirken, Trakya yöre mutfağının pek çok lezzetini bir arada bulma olanağı veriyor. Mutlaka ajandanıza kaydedin.

Tekirdağ’a gelenleri ise bambaşka bir deneyim bekler; Uçmakdere’de yamaç paraşütü… Ganos Dağları’nın çeşitli yüksekliklerdeki zirvelerinden Marmara Denizi’ne doğru kanatlanıp, kuşlar gibi uçmanın tadına varabilirsiniz.

Uzun Kurban Bayramı tatilinde tüm bu güzellikleri yaşayabilmek, Trakya’yı bir baştan bir başa keşfetmek için; sizleri EYLÜL’de EDİRNE’ye bekliyoruz.

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail