Pavli Panayırı; Bir Asırlık Gelenek

Eylül ayı yaklaşırken heyecan başlar Pehlivanköy’de. Herkes uzaklardaki yakınlarıyla haberleşerek, o çok bildik soruyu sorar birbirine :

– Bu sene Pavli’ ye gelecek misin ?

Öyle bir çekim yaratır ki bu soru; “Hayır !” demek imkansızdır o saatten sonra. Hoş, “Hayır !” demeyi isteyen Pehlivanköylü de bulamazsınız ya…

– Elbette geleceğim. Kaçırır mıyım ?

Pavli@AyhanMAYİR

Pavli Panayırı; Bir Asırlık Gelenek…

İki binin az üzerinde nüfusa sahip bir ilçe Pehlivanköy. Yılın 11 ayında sadece demiryolunu döver gibi geçen trenlerin sessizliğini bozduğu bu ilçe, Eylül ayında iğne atsan yere düşmeyecek kalabalıklarla dolar taşar. Eylül ayını sevgiliyi bekler gibi bekler Pehlivanköylüler.

Pavli aslında halk arasında Pehlivanköy’e verilen isim. Pehlivanköy’den bahsederken eskiler hala bu ismi kullanmayı tercih ediyor. Fakat Pavli ismi önünde veya ardında herhangi bir sıfat kullanılmaksızın, Pehlivanköy’ün bu yıl ( 2009 ) 100. yaşını kutlayacak meşhur sonbahar panayırını tarif etmek için de kullanılır. Pavli deyince hemen zihinlerde bu panayır canlanıverir.

Pavli-BurakSenbak

Pavli Panayırı 1910 yılından beri kesintisiz olarak kutlanıyor. Bazıları bu tarihin daha da geriye gittiğini söylese de, bu ola ki ilgiyi artırmak için abartılmış bir durumdur. Pavli Panayırı bu yıl ( 2009 itibariyle ) 100. yaşını kutluyor ve “Dalya !” diyor.

Panayırlar, pagan ve Helen toplulukların önemli gördükleri kale şehirler etrafında belli zamanlarda bir araya gelip, eğlenceler düzenleyerek ticari mal alışverişlerinde bulundukları önemli aktiviteler olarak günümüze değin ulaşmıştır. Yunanca’ da “Panegrysis” diye söylenen bu kelime, büyük toplantı, kurultay, festival, kalabalıklar gibi anlamlar içermektedir.

70′ li yılların sonlarına kadar Trakya’nın birçok yerinde ( Keşan, Lüleburgaz, Pınarhisar, Silivri, Havsa vb…) bu tip panayırlara rastlanırdı. Bu panayırlar daha çok mal ve hayvanların satıldığı, o bildik adıyla “Hayvan ve Emtia Panayırları” şeklinde düzenlenirdi. Bu sebepledir ki, Pavli Panayırı’nın bir diğer adı da “Pehlivanköy Sonbahar Hayvan ve Emtia Panayırı”dır.

Halk arasında “Sonbahar Panayırı” olarak da dillendirilen bu panayır için, Pehlivanköy’ün köklerine vurgu yaparak “Pomak Bayramı” denildiğini  hatırlatmak gerekir. Zira bu yöre ve civardaki yerleşimlerin hemen hepsi Pomak göçmenlerce kurulmuştur. Bu katıksız yapılarını büyük ölçüde muhafaza etmektedirler. Pomakça yörede hala canlılığını korumakta, özellikle eskiler kendi aralarında bu dili kullanmayı tercih etmekte, bu dilde şarkılar türküler okumaktadırlar.

Biz dönelim panayıra…

PavlininGüzeli@HÜlyaBAYRAKTrakyalı’nın resmi tatili; Pavli Panayırı…

1998 Yılının Eylül ayında yeni atandığı Hayrabolu’nun Çerkezmüsellim beldesinde görevine başlayacak olan öğretmen Birsen KUNTER yeni öğrencilerini tanıycacağı için tarifsiz bir sevinç içindedir. Eylül’ün ikinci haftası okul açılır. Çocukların şen kahkahaları okulun duvarlarında büyüyerek yankılanmaktadır.

Okulun açıldığı haftanın Perşembe günü, köyün sokaklarından başlayan bir tuhaflık gölge gibi onu takip ederek okulun bahçesine kadar getirir. Sessizlik insanın aklını alacak gibidir. Sınıfa girer. Okul zili neredeyse çalacak olmasına rağmen sınıfta kimsecikler yoktur. Hışımla soluğu öğretmenler odasında alır.

– Öğrencilerim sınıfta yok ! Okul neden böyle bomboş ?

Bir diğer öğretmen gülümser.

– Bugün Trakya’nın resmi tatili (!).  Aileleriyle Pavli’ye gitmişlerdir.

– Pavli ?

Trakya’nın ayakta kalan en büyük panayırı…

Pehlivanköy Sonbahar Panayırı, Trakya’da Çatalca’da düzenlenen panayırla birlikte günümüze ulaşmayı başaran son iki panayırdan en büyüğüdür. Panayırın kendine has bir özelliği de, uzun seneler Eylül ayının 18′inde başlayıp 4 gün sürmesidir. Pavli Panayırı’nın düzenlenmesine ilişkin, 1908 yılında Sultan II. Abdülhamid döneminde tarafından verilen izinde ( İrade-i Seniyye ); panayırın Eylül’ün 7. günü ( ilk haftası ) başlaması ve yukarıda bahsedildiği gibi 4 gün sürmesi kararlaştırılmıştır.

Bu özellik günümüz şartlarında artık rafa kaldırılmıştır. Bunun yerine, çok özel bir durum olmadıkça Eylül ayının üçüncü haftasına denk düşen Perşembe günü panayır başlar, dördüncü gecesine rastgelen Pazar gecesi en coşkulu gecesini yaşar, ertesi gün olan Pazartesi ise artık alabildiğine geniş panayır çayırında gelecek yıla görüşmek üzere yükünü toplayan panayırcılardan başka kimsecikler kalmaz.

PavlininÜçGülü@ÖzcanÇELTİKLİ

Tren yolunun hemen karşısında bulunan, Ergene nehri kıyısındaki alabildiğine geniş çayırlıkta kuruluyor panayır.

Panayır her ne kadar Romanlar’ın tekelindeymiş gibi düşünülse de, aslında durum pek de öyle değildir. Romanlar genellikle lunapark bölümünde, kendilerine has eğlence anlayışlarıyla panayırın eğlence ayağını diri tutuyorlar. Kendilerine has, artık kanıksanan jargonlarıyla bu işi en iyi de onların yaptığı şüphe götürmez bir gerçek.

Öte yandan lunapark sadece çocuklara ve gençlere hizmet etmiyor. Yaşı bir hayli ileri olanları da fırdöndü zincirli salıncaklarda, ruhunu emanet ederek cesaretle bindiği gondollarda, muzipçe diğerlerinin araçlarına bindirmek için orta yerde deli gibi dolaşan çarpışan otolarda görmek pek mümkün. İki kişinin karşılıklı ayakta durarak hızlandırdıkları, küçük gondol tarzı nostaljik salıncaklarda köylü kadınların korku dolu şen kahkahalarını ve basma kumaştan şalvarlarının rüzgara karışan uğultusunu duyarsınız.

Kadınlar en çok bunları tercih ediyorken, erkeklerin durumları biraz karışıktır. Tahrikkar sözlerle ortalığı ateşleyen, süsü püsü makyajı yerinde bir Roman kızının koruduğu futbol kalesinin önünde biriken erkekler size ne dediğimizi anlatacaktır. Bir kadının koruduğu kaleye gol atmak için, bilinçaltına kodlanmış onulmaz bir ispat peşindeki erkekler, her zamanda beklenen başarıyı (!) gösteremiyorlar. İşte o an, Roman kızının ortalığı daha da ateşleyen alaycı sözleri, herkesi kahkahaya boğacak, golü atamayanın yüzünü kızartacak, fakat bir başkasının iştahını kabartacaktır. Hoş, parasını ödedikten sonra golü kim atmış kim atamamış bir önemi yoktur kaleci kız için ya…

Pavli'deDem@ÖzcanÇELTİKLİ

Tren yolunun karşısında, ellerinde çitledikleri gündöndüleriyle –ki; İzmir’de ısrarla “Çiğdem” denilen ayçiçeklerine Trakya’da ısrarla “gündöndü” denir– orta yaş üzeri Pomak kadınları, yöreye has feracelerinin ya da çemberinin ucuyla yüzlerinin çene kısımlarını mahçup, utangaç bir edayla kapatıp, panayırı arzı endam eden iri gözlü, etine dolgun, makyajı yerinde Roman kadınlarını kendilerini kemiren bir şüpheden alıkoyamayarak izlerler.

Kendilerinden emin, kalabalığı umursamayan, yere sağlam basan adımla arada şen kahkahalar savurarak dolaşır Roman kadınları bilirler ki, bütün gözler onlardadır. Son yıllarda panayırı çokça ziyaret eden fotoğraf tutkunlarına, bir artiz (!) edasıyla en cakalı fotoğrafı vermek için birbiriyle yarışanlar da bir o kadar fazladır.

Lunaparkta ne ararsanız bulabilirsiniz. Oyun aletlerindeki kuyrukların haddi hesabı yoktur. Ama panayır lunaparktan ibaret değildir. Aksine lunapark küçük bir kısmıdır Pavli’nin.

Dedik ya; eski söyleyişiyle “Sonbahar Hayvan ve Emtia Panayırı” diye… Panayırın açılış günü sembolik olarak satılan hayvanı muhtemelen ilçenin resmi kuruluşlarından biri veya Pehlivanköy’ün önde gelenlerinden bir kişi alır.

Bunun yanısıra çayırın bir köşesinde etrafı çevrelenmiş bir alanda danasını, ineğini, kuzularını civar köylerden getirimiş kişilere rastlayabilirsiniz. Hayvanların bazıları gerçekten satılmak üzere buraya getirilmiştir. Ama kuzuların kaderi hep aynıdır. Onu birazdan anlatacağım…

Pavli'deAkşam@ÖzcanÇELTİKLİ

Üzerleri tentelerle örtülmüş standlarda iğneden ipliğe, gerekliden gereksize ne varsa her şeyi bulabilirsiniz. Yöreye özgü basma helvaların olduğu standlar çok renklidir. Çocukların dillerini damaklarını kiraz gibi boyayan horoz şekerlerinden elma şekerine kadar renk renk şekerlemeler, Osmanlı macunları, basma helvalar dizili tezgahlar iştah kabartır. Tazecik süt mısırlarının közlendiği, kaynatıldığı tezgahların başı hep kalabalıktır.

Civar ilçe ve köylerin meşhur yemeklerini tadabileceğiniz, içine birkaç plastik masa atılmış standların buhur buhur kokusu sizi nerede olsanız çeker. Trakya’nın her yerde aranan et ürünlerinin bir kimliğe bürnmüş tüm lezzetlerini bir başka stantta bulabilirsiniz.

Keşan’ın satır etine, Tekirdağ’ın meşhur köftesi eşlik eder bir başka köşede. En iyisini sadece Çerkezmüsellim’de tadabileceğiniz Hayrabolu’nun papuç köftesini -hizmette sınır yok- ayağınıza getiriyor Pavli panayırı. Pomak Mandıra’nın sütlü tavuklarını köz köz ateşlerde nar gibi görünce diliniz damağınıza yapışır. Hele ki en iyisini Uzunköprü Yeniköy’de bulunan İsmail’in Yeri’nde yiyebileceğiniz çevirmeyi Pavli’ye özel bulabileceğiniz gibi, ev yapımı Yeniköy şaraplarının neden bu denli rağbet gördüğüne şaşıracaksınız. Her masa başında leyla olmuş kişilere, en içli en şakrak nağmeleri sunan gırnatacılar, kemancılar, davul zurnacıların eşlik eder.

Pavli@SengülÖzcanKUMATAR

Trakyalı köylü erkeklerle özdeş “Ecevit kasketi”ni başlarında yan çevirmiş yaşı ilerlemiş ama ruhları hep genç kalan ve yüzleri yılların mihnetinden bıçak yarası gibi çizgiler taşıyan zamanın tanığı ihtiyarcıklar, gırnatacılardan istekte bulunurken diri bir özlemle geldikleri toprakları yad ederler.

“Dayler dayler, viran dayler / Yüzüm güler, gönlüm ayler.”

“Kuzuların sessizliğinden bahsedeceğim size…” demiştim ya, o an bu andır.

Panayır süresince çevirmecilerin yaptığı işin boyutunu anlatmanın inanın olanağı yok. Çevirmenin en iyisini muhakkak ki Trakya’da yersiniz ama çevirmecilerin en kralları muhakkak Pavli’ye gelirler. İşte; panayıra getirilmiş, kenardaki çitlerin ardında sırasını bekleyen, kurban bayramından evel vadesi gelen “kuzuların sessizliği” bu yüzdendir.

PavlininÇevirmecileri@DinçerALABAŞOĞLU

Buraya mal satmak için gelen esnafın çeşitliliği bir yana, geldikleri yerler de çeşitlidir. Hepsi Trakyalı değil. Anadolu’nun çeşitli illerinden buraya gelmiş, Pavli’yi her yıl sabırsızlıkla beklediklerini söyleyenler var içlerinde. Balıkesir’den, Çanakkale’den, Manisa’dan, İzmit’ten gelenler var.

Panayır alanını daha panayır kurulurken civar köylerden traktörleriyle gelenlerin römorkları çevreliyor. Saymaya kalksanız bir yerde sıkılıp bırakacağınız kadar çok römork dizili panayır alanının etrafında. Öyle ki, günler öncesinden buraya gelip en güzel mevkiden yer tutan bu römorklar, panayır boyunca burada kalıyor. Üzerlerine gerdikleri tentelerin altına yastığını yorganını serenler ise, yan römorkta yatan tanıdıklarıyla sohbet ede ede bir Pavli gecesine daha yorgun gözlerini yumuyorlar.

Yaşı 100′ü bulan Pavli Panayırı, bu yıl da yıldızlı bir Trakya göğüne şen kahkahaları uçurmak üzere, kendisini ziyaret edecek misafirlerini bekliyor.


Dinçer ALABAŞOĞLU

( Eylül 2009 Gezi Notları )

Fotoğraflar :

Ayhan MAYİR, Burak ŞENBAK, Dinçer ALABAŞOĞLU, Hülya BAYRAK, Özcan ÇELTİKLİ,

Sengül Özcan KUMATAR, Serdal KARAKAYA

( “Pavli Panayırı; Bir Asırlık Gelenek” isimli yazımız 2010 Yılı Ağustos ayında Milliyet Gazetesi Trakya Eki‘nde yer almıştır. )

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail