POYRALI; Derin Kökler

Poyralarının üzerine gerdikleri kilim ve çergelerle soğuktan korunmaya çalışarak, mandalara koştukları göç arabalarıyla geldiler Lofça’dan. Onlar anavatan bildikleri Rumeli’nin bağrından söküm söküm Küçük Rumeli’nin içlerine doğru doluşurken, yörede yaşayan ve bu durumdan hiç de memnun olmayan azınlıklar küçümsemek için; “Poyralılar geliyor !” diyordu.

Kendilerine yeni yurt araya araya geldikleri; bora rüzgarının o emsalsiz ulu ağaçların saçlarını taradığı, suyu bol havası temiz bu yerde, hayata sımsıkı tutunmayı bildiler. Ve, o hazin göçü onlara hatırlatan kağnı arabalarının poyralarından sebep köylerine bu adı verdiler. POYRALI

Balkan’ın kapısı…

Bir gezi yazısı kaleme alanlar için, tanıttıkları yerden bahsederken “…şirin mi şirin bir köy-belde-kasaba…” gibi albenili sözcükler kullanmaları, o gezi yazısı için çoğu zaman kurtarıcıdır. Ama tanıtmaya çalıştığınız yer hakkında yazının içini dolduracak sözleriniz eksikse yavan, tatsız tuzsuz bir anlatımın ötesine geçemezsiniz.
Ne şanslıyım ki, boynuna “şirinlik muskası” takmış Poyralı’dan bahsederken “Söylemeyi unutacağım bir şey olur mu ?” diye endişeleniyorum.

PoyraliPekmezi-SerdalBayir

Kırklareli’nin Pınarhisar ilçesine 8 km mesafede bir köy Poyralı. Pınarhisar’ı katederek, Kırklareli’den ilin bir diğer ilçesi olan Vize’ye doğru uzanan devlet yolu üzerinde kurulu Poyralı Köyü ile ilgili yol tarifi verirken, yörenin turizmde çekim alanı olan İğneada’ya uzanan karayolunun kavşağında yer aldığını söylemek daha yardımcı bir ifade olacaktır.

İstanbul’dan, Trakya’nın iç kesimlerinden, Edirne yahut Tekirdağ yönünden İğneada’ya ulaşmak isteyenler bu köyü nirengi noktası olarak haritalarında belirlemek zorundadırlar. Zira bu köyden itibaren Istrancalar’a doğru yükselmeye başlayan yol İğneada’ya giden tek devlet yolu haline gelir.

Istrancalar’ın -tabiri caizse- eteklerine yapışmış Poyralı, köyün içerisinden geçen derenin şekillendirdiği dar bir vadi yatağının içerisinde kurulmuştur. Vadi yatağını takip eden yol Istrancalar’a, oradan da İğneada yönüne doğru yükselerek uzanır. Etrafınızı kuşatan manzarayı seyrederken siz mi dağlara doğru çıkarsınız, yoksa dağlar mı size doğru yürür anlamak imkansız hale gelir.

Yöre insanı dağlık alanlardan bahsetmek istediklerinde, ki buralarda Istrancalar’ı kastederek “Balkan” demeyi tercih ederler. Hal böyle olunca, Poyralı köyü adeta “Balkan’ın kapısı” gibidir.

Balkan’ın kapısında, zamanın tokmağını çalan köy…

Poyralı@AniAdamova  Köyün mitolojik anlatımlardan tarihi bulgulara değin geniş bir yelpazede zamana şahitlik yaptığını söylemek yerinde olacaktır.

Trak kabileleri ile bir arada yaşayan yahut onların bir kolu olabileceği düşünülen Parrparrlar denilen bir topluluğun yörenin ilk yerleşimcileri olması muhtemeldir. Parrparra Helence’de “Ulu su”, “Koca Pınarlar Yöresi” gibi anlamlar içermektedir. Bu ismin, pınarların su yüzüne çıkarken çıkardıkları kükreyen uğultulu sesi taklit etmek için türemiş olması da bir başka varsayımdır. Zira köyün ilk kurulduğu yer olduğu arkeolojik bulgularla tesbit edilmiş olan kaynaklar bölgesi vadi yatağının en fazla daraldığı yerlerden biridir ve bugün dahi “Parpara geçidi” diye hafızalarda yer etmiştir. Değişiklikler yaşamış olsa bile, bir kelimenin kuşaklar sonrasına aktarılması dayanaksız olmasa gerek.

Bahsi geçen kaynaklar bölgesi, bilimsel arkeoloji ve yüzey araştırmaları sonucunda çeşitli buluntular vermiş bir bölgedir. Halen Kırklareli’deki Aşağıpınar Ören Yeri ile ilgili kazı çalışmalarının başında bulunan Prof.Dr. Mehmet ÖZDOĞAN ve Kırklareli Müzesi eski müdürlerinden Zülküf YILMAZ’ın bu bölgede yapığı akademik çalışmalar sonucu tarihi M.Ö. 2000’lere uzanan, bu bölgede yaşamış bir medeniyet olduğu sonucuna varılmıştır.

Mitolojide bu yöre Eos’un ( Şafak tanrısı ) oğlu Boreas’ın Trakya’daki yeri olarak görülmektedir. Istrancalar’dan sökülüp gelen ve vadi yatağı boyunca hızını alan Bora rüzgarının ( Poyraz ) adını Boreas’tan aldığını yeri gelmişken söylememiz gerekir. Peki ya Poyralı adının Poyrazlı’dan değişmiş olarak günümüze gelmiş olması mümkün olamaz mı ?

Poyralı@TamerArdaNe yazık ki, bunu doğrulayacak fazla bilgiye sahip değiliz. Bunlar sadece akla yakın gelebilecek, söylenceli tarihin puslu koridorlarında yolunu arayan varsayımlarından birkaçı. Tıpkı, bu dere yatağı boyunca yetişen, hoş kokulu aromatik bir bitki olan boy otundan sebep adını almış olabileceği varsayımı gibi…

Boy otunun en bilindik adı çemen otudur. Otsu bir bitki olan ve Trakya’da genellikle dere yataklarında rastlanan boy otu, “buy otu” yahut “pıtlan otu” diye de bilinir. Fakat “poy” ismiyle kahvaltı sofralarımızı süsleyen baharat karışımına baskın aromasını vermesinden sebep, baharata dönüştürülen tohumlarının elde edildiği bu bitki “poy otu” olarak da dillendirilmektedir. Balkan göçmenlerinin hazırlamakta mahir oldukları poy baharatını da düşününce, bu yöreye yerleşen göçmenlerin bol buldukları bu bitkiyi köylerinin ismine kaynak etmeleri de akla yakındır.

Poyralılar geliyor…

Köyün ismi ile ilgili en güçlü sav, köyün yakın tarihindeki canlı şahitlerin kuşaklarca bugüne aktardıkları anlatımlardan beslenir.

Poyralı Köyü, 1877-78 Osmanlı Rus Harbi’nin yarattığı derin travma, Balkanlar’da baş gösteren yıldırma ve kıyımlar sonucu doğup büyüdükleri topraklardan kaçmak zorunda kalan göçmenlerce kurulmuştur.
PoyralıKoyu@AniAdamovaBugün Bulgaristan sınırları içinde kalan, Plevne iline bağlı Lofça Kazası, Becenova ( Bejenova ) Köyü, Yöraçin ( Uğraçin diye de söylenir…) Mahallesi’nden göçlerinin 1890 yılı olduğu güçlü bir varsayımdır. Bu tarih bir-iki yıl önce yahut sonra olabilir. Zira göç kafileleri farklı farklı zamanlarda yollara düşmüşler, farklı farklı yerlere iskan edilmişlerdir. Poyralı’ya yakın civardaki Doğanca, Evciler, Ertuğrul Köyü gibi köylerde bu yöreden gelen başka ailelere rastlanması bu sebepledir.

Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Küçük Rumeli denilen Trakya’ya doluşan göç kafileleri yılgın ve perişan halde, çoğu zaman can havliyle kendilerini bu topraklara atarlar. Başta yörede yaşayan Rum ve Bulgar azınlıklar olmak üzere, yörede yerleşik yaşayanlarca çok da hevesle karşılanmadıkları garipliklerini çok daha derinleştiren bir başka ayrıntıdır. Çünkü, aç bi-ilaç yöreye doluşan göçmenler, yöre sakinlerinin sahip olduğu toprakların paylaşılması, zenginliğin el değiştirmesi, bir yığın sorun ve belki de Balkanlar’daki savaşı peşlerinden sürüklemeleri demekti.

Kendilerine barınacakları yer arayarak Trakya topraklarını dolaşan göç kafilelerinin en belirgin özelliği mandalara koştukları göç arabalarıydı. Soğuktan ve yağıştan korunabilmek için, esneyebilen ağaç dallarından direkleri arabalarına çatarlar ve üzerine kilim, çerge gibi örtüler atarak arabalarını bir yaşam alanına dönüştürürlerdi. Arabalarına çattıkları bu direklere ise “poyra” derlerdi.

“Poyra” aynı zamanda arabalarının dingillerinin tekerleklerle birleştiği göbek kısmına verdikleri isimdi. Özel anlamı haricinde, genel anlamıyla “poyra” göç arabalarını tabir ederken kullanılan bir terime dönüşmüştür.

Bugünkü Poyralı’yı kuranlar için de durum pek farklı değildi. Bu bölgede, Pınarhisarlı zengin Rumlar’ın hayvanlarını baktıkları ağılları vardı. Ayrıca Rum ve Bulgar ailelerden bir kısmı da bu ağıllarda çalışarak küçük bir yerleşim oluşturmuşlardı.

Pekmez@NedretBenzetBu yöreye iskan edilen Rumeli göçmenleri de, yöre sakinlerince yukarıda bahsettiğimiz endişelerle karşılanmışlardı.

“Poyralılar geliyor !” diye anılmaları gelenlerin bir göçmen kafilesi olduğunu belirtmesinin yanında, onlara karşı duyulan şüpheci ve memnuniyetsiz tavrın da ifadesi olacaktı.

Bu köyü kuranlar ise, başkalarının küçümsemek için kullandığı bu tabiri köylerine isim yaparak, derin köklerden beslenen kültürlerini bu yeni yurtlarında yeşertecek, bugün Trakya’da parmakla gösterilen bir köy olmayı başaracaklardı.

Trakya’da ilkleri yaşayan köy; Poyralı…

O hazin göçlerinin üzerinden bir tam ve bir de çeyrek yüzyıl geçti. Bu arada, Balkan Savaşları yörede tam bir yıkıma yol açmış, bu köyden birçok aile Trakya hızla boşalırken, yeniden göçü yaşadı. Bir kısmı İstanbul’a bir kısmı ise olanak bulabildiği ölçüde Anadolu’ya geçtiler. Gelgelelim, savaş sona erince yeniden köylerine dönüp, köylerini neredeyse yeni baştan kurarak eski hayatlarına devam ettiler.

Yunan işgali senelerini derin acılarla geçiren Poyralı köylüleri, bu defa yaşadıkları toprakları terketmek yerine daha da sıkı bağlanarak, milli mücadeledeki harekete PancarPekmeziYapımı@YektaAliKurtulusdestek verdiler. Köyün üç kahraman kadınının, esir edilen köyden erkekleri düşman kuvvetlerin elinden kaçırmaları, zamanın şahitlerinden derlenerek köyün belleğine kaydedilmiş bir anekdot olarak karşımıza çıkar.

Poyralılar çalışkanlıkları, özverileri, aydın görüşlerini sıkı sıkıya bağlı oldukları kültür değerleriyle harmanlayarak, bugün Trakya’nın örnek köyü olmayı başardılar.

Poyralı Köyü Trakya’da ilk köy futbol takımının kurulduğu köydür. 1930’lu yıllardan itibaren uzun yıllar ünü hızla yayılan Poyralı Spor’un yetiştirdiği isimlerden biri Fehmi SEVİNÇ’tir.

Trakya’nın ilk kadın muhtarı Cemile ESEN’in isminden yeri gelmişken bahsetmek gerekir. Muhtarlık görevini yürütürken hayata gözlerini yuman eşine ve köyüne vefa olarak; “Görev devam etmeli.” diyerek muhtarlık görevini yürütmüştür. Onun bir kadın olarak, köyünün ve köylüsünün haklarını her platformda savunan dişli kişiliği büyük takdir görmüş, hizmetleri ve köyünün tanıtımı açısından farkındalık yaratmıştır.

Eğitime verdikleri önemle göz dolduran köyden aralarında yazar, şair, çeşitli kademelerden önemli pek çok aydın kişi yetişmiştir. Bu manada Karaçam ailesinin Poyralı için özel bir yeri vardır. Cumhuriyet tarihimizin ilk köy kökenli doktorları arasında yer alan Dr. Hüseyin KARAÇAM, yine cumhuriyet döneminin ilk köy kökenli ağırceza hakimi Ahmet KARAÇAM, Kırklareli’nin hafızası, yazar-şair-araştırmacı gazeteci Nazif KARAÇAM, Türkiye’nin birçok büyük bankasında üst düzey yöneticiliklerinde bulunan, “Yapı-Kredi Yayınları” serisi ile bankacılığın bir kültür hizmeti taşımasının önünü açan Burhan KARAÇAM, Nato ve dış görevlerle Kanada’da ülkemii temsil eden Selçuk KARAÇAM akla gelen ilk isimlerdendir.

Poyralı Köyü Dokumaları ve Kültür Evi…

Zamanın tüm aşındırmasına rağmen, bir asrı aşkın bir süredir sımsıkı sarılarak günümüze taşıdıkları derin kültürleri ile Poyralı köylüleri, diğer yerleşimlerle aralarına takdirle karşılanan bir farkındalık koyarlar. Giyim kuşamları, gelenek görenekleri, yöresel ürünleri ile onları diğer köylerden ayıran belirgin özellikler taşımaktadır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yöresel el sanatlarını diriltmek, yaygınlaştırmak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek maksadıyla başlattığı çabalar için Kırklareli’de pilot bölge olarak Poyralı köyü seçilmiştir. Eski yöntemlerle köy dokumaları yapmayı bilen 1946 doğumlu Resmiye GÖKERBÜYÜK eğitmenliğinde düzenlenen kursların ilkine Poyralı köyü ev sahipliği yapmıştır. Hala ayakta duran dokuma tezgahlarının yanı sıra aynıları modellenerek yeni tezgahlar yaptırılmış ve kurslar verilmiştir. Bu kurslar sonraki senelerde Pınarhisar Halk Eğitim Müdürlüğü bünyesinde günümüze kadar verilmeye devam etmiştir.

Eskiden iplikler için bitkiler ve bazı taşların boyamaya elverişli yapıları kök boyama yöntemleri olarak kullanılırken şimdilerde hazır iplerle dokumalar yapılır olmuştur. Heybe, kilim, çerge denen divan örtüsü, şilte veya yastık yüzü ile hediyelik eşyalar dokunmakta ve Poyralı köy evi olmak üzere çeşitli mecralarda sergilenen bu ürünler satılmakta ve siparişler alınmaktadır. Ayrıca köydeki kültür evinin alt bölümünde hala aktif olarak kullanılan dokuma tezgahında yapılan çalışmaları ziyaretçilerin izleyebilmesi olanağı mevcuttur.

Tezgahta desenlerin üzerine işlendiği çözgü ipleri siyah renktedir. Bu çözgü ipine “eriş” ismi verilmektedir. Siyah çözgü ipi, desen ipi olarak kullanılan diğer tüm renkleri üzerinde çok daha al benili göstermektedir.

PoyralıElDokumaları@MukadderBağıran

Kültür değerlerine yürekten bağlı, bu değerleri gelecek kuşaklara aktarmakta hevesli Poyralı köylüleri, aynı zamanda Trakya’nın ilk kadın muhtarı da olan, dönemin muhtarı Cemile ESEN’in de girişimleriyle Poyralı Kültür Evinin açılışı için girişimlerde bulunmuşlardır. Köydeki herkes, köyün tarihine görsel obje olabilecek eski, hatta tarihi sayılabilecek bir kısım nitelikli eşyalarını getirerek kültür evine bağışlamışlardır. Bu objeler arasında ata yadigarı 150-200 yıllık, anı değeri yüksek giyim kuşam örnekleri, günlük kullanım için faydalandıkları objeler bulunmaktadır.

Daha önce Poyralı Spor yararına lokal-kahvehane olarak kullanılan, köy meydanında bulunan bina köy tüzel kişiliğine geri kazandırılımış; çeşitli canlandırmalar, mankenler vb…ile yeni bir anlatım dili yakalanarak, bir manada bir köy etnoğrafya müzesi oluşturulmuştur.

Bugün yolu bu bölgeye düşenlerin asla es geçmedikleri, Kırklareli ölçeğinde önemli bir turizm çekim alanı yaratan Poyralı Köyü Kültür Evi 29 Ekim 2009 yılında hizmete açılmıştır. Çeşitli sergilemelerin ve yöresel ürünlerin sunulduğu Kültür Evi’nin alt katında yer alan odada, ziyaretçiler Poyralı Köyü Dokumaları’nın üretilişine tanık olabilmekte, bu dokumalardan satın alabildikleri gibi, sipariş verebilmektedirler.

Film platosu gibi bir köy…

Dışa dönük, girişken kişilikleri ile Poyralı köylüleri Kırklareli’nin turizm neferi gibidirler. Onları yörenin tanıtımı yapılan bir TV programında, kültür etkinliğinde yahut turizm fuarında görebilirsiniz.

TRT’nin gezi kültürünü özel televizyonlara ders gibi öğreten, Nuray MERT’in sunduğu Gezelim Görelim programı, CNN Turk’de Güven İSLAMOĞLU’nun sunduğu Yeşil Doğa gibi daha pek çok gezi programı Poyralı Köyü’nü ekranlarına taşımışlardır. Poyralı Köyü sahip olduğu kültür değerleri ile yerel ve ulusal yazılı basın tarafından da defalarca konu edilmiştir.

Poyralı@TamerArda

Son yıllarda, özellikle fotoğraf ve kültür turlarının çekim merkezi haline gelen Poyralı Köyü, ilgili günlerde adeta bir film platosunu andıran görüntüsüyle büyük bir çekim yaratmayı başarmıştır. Özellikle Eylül ortasından Aralık sonuna değin süren ve köyde imece usulüyle yürütülen geleneksel usulllerle pekmez yapımı ziyaretçilerine keyifli seyirlikler sunmaktadır.

Son yıllarda İstanbul’dan, Trakya’nın diğer illerinden, hatta Bulgaristan gibi yurtdışından fotoğraf dernekleri ve gezi-etkinlik gruplarının artan ilgisi gözlemlenmektedir. Ziyaretçilerin ağırlanacağı günlerde, köy halkının özel hazırlıklarla ve tiyatral bir dille yaptığı canlandırmalar, yöre turizmi açısından büyük değer taşımaktadır.

Yerel Lezzetler…

Yörenin et ürünleri oldukça meşhurdur. Köyde bu alanda hizmet sunan ve köy kasapçılığı geleneğinden lezzet devşiren küçük çaplı işletmeler bulunduğunu söylemek yerinde olacaktır.

PoyralıKöyüHal böyleyken, yakın zaman öncesine değin İstanbul’a değin uzanan bir coğrafyadan lezzet düşkünlerini ağırlayan o meşhur kır lokantalarının birden ortadan el ayak çekmeleri anlaşılabilir bir durum değildir. İlgili girişimcilerin işletmecilikleri ile ilgili sorunları neydi, giderilebilir miydi, yeniden yöre turizmi içerisindeki yerlerini almaları sağlanabilir mi; bunların üzerine yetkililerin dikkatle eğilmesi gerektiği izlenimini, köy halkına kulak verince anlayabiliyorsunuz aslında.

Köyden kalkınmayı modelleyen ve Trakya’nın saygın girişimcilik örneği olarak gurur kaynağı olan Köy-Koop eliyle açılan ve işletmesini şimdilerde Istranca Çifliği markasıyla üretim yapan süt ve süt ürünleri fabrikası, yörenin ürünlerini marka değerine dönüştüren girişimcilik örneğidir.

Köy merkezinde yer alan fırınlarda üretilen sarı köy ekmeğinin de civardaki yerleşimlerden müdavimler bulduğunu yeri gelmişken söylemeliyiz.

Pekmez kazanı…

Poyralı köyünü tüm bu anlattıklarımız kadar bilinir kılan bir diğer değer ise, geleneksel usullerle hazırladıkları pancar pekmezidir. Ekiminden hasada değin çetin bir yetiştiricilik süreci gerektiren şeker pancarı, köyde bulunan ve imece usulüyle işletilen şırahanelerde pancar pekmezine dönüştürülür.

Özellikle Eylül ortasından Kasım sonuna değin uzanan bu süreçte, şırahaneler çalıştırılmakta, o yıl üretilen pekmezler yörede ve İstanbul’daki bazı satış noktalarında büyük rağbet görmektedir.

Poyralı'nın emektar kadınları@Sengül Özcan KUMATAR

Yöreyi ziyaret edip bu lezzetle tanışanların, Türkiye’nin pek çok köşesinden “Poyralı Pekmezi” için taleplerde bulundukları fakat pazarlama sorunlarına karşın köy halkının desteklenmesi gerektiği, böylelikle köy halkının emeklerinin çok daha yerinde bir karşılık bulacağı apaçık bir gerçektir.

Sözün hasılı, derin bir kültürün mirasçısı, kültür taşıyıcıları onlar.

Her gelen ziyaretçileri için gönüllerinde harman yeri gibi geniş bir makamları var. Baldan tatlı dillerini soranlara ise verecek şeker gibi bir cevapları…

– Küçükken petmez ( pekmez ) kazanına düşmüşüz, ondandır…


Yazı : Dinçer ALABAŞOĞLU

Fotoğraflar : Ani ADAMOVA, Mukadder BAĞIRAN, Nedret BENZET, Serdar BAYIR, Yekta Ali KURTULUŞ

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail