Tarihi Edirne Tren Garı

Edirne’nin 5 kilometre güneybatısında, Karaağaç semtinde bulunan Tarihi Edirne Tren Garı, bahçe bütünlüğü içerisinde yer alan Lozan Anıtı ve Müzesi, sembolik olarak raylar üzerinde bırakılan kara treni ile Edirne’ye gelenler için bir çekim merkezidir. Gar, Şark Demiryolları Şirketi’nin tasarrufundaki Rumeli Demiryolları güzergahının önemli bir durağı olarak tasarlanmış, gelgelelim kaderi umulduğu gibi olmamıştır.

Paris’ten Osmanlı’nın kalbi İstanbul’a değin uzanacak Şark Demiryolları fikrinin pekişmesi, özellikle bu ana hatta bağlanması etmesi düşünülen Rumeli Demiryolları ağı üzerindeki çalışmaları 19. yüzyılın ortalarından itibaren hızlandırmıştır. Osmanlı’nın buradan muradı ise, Balkanlar’da artan karışıklıklara çabuk müdahale edebilmek, asker sevkiyatı ve iaşeyi kolaylaştırabilmek için Rumeli güzergahındaki demiryolu hattını kurabilmek, önemli şehirlere gar binaları yapmaktır. Buna rağmen Balkan coğrafyasında yaşanan siyasi gelişmeler ve savaşlar sebebiyle çalışmalar sürekli sekteye uğramıştır.

EdirneTrenGarıYapıldığıYıllar

Osmanlı coğrafyasında, Rumeli Demiryolları ağının önemli kentleri için yapılan istasyon binalarının ilk örneği, Prusyalı ( Alman ) mimar August Jashmund tarafından payitahtın merkezinde yapılan Sirkeci Garı’dır. 1888’de yapımına başlanan ve 1890 yılında açılan gar binası, takip eden senelerde Rumeli kentlerinde yapılacak gar binaları için de örnek teşkil edecektir. Bunun sebeplerinden biri, Mimar Kemaleddin örneğinde olduğu gibi, bu alanda çalışma yapanların Hendese-i Mülkiye Mektebi’nde ( günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi ) mimarlık dersleri veren August Jashmund’un çalışmalarından etkilenmiş olmalarıdır.

Mimar Kemallettin Bey kimdir ?

Tarihi Edirne Tren Garı ile ilgili bilgiye geçmezden önce Mimar Kemalettin Efendi’den bahsetmek yerinde olacaktır.

Asıl adı Ahmet Kemalettin’dir. 1870 yılında İstanbul Acıbadem’de doğar ve ilköğretimine İstanbul’da başlar. Bahriye Miralayı olan babasının sürgünü sebebiyle ortaöğretimini Girit’te sürdürür. Fransızca ve Arapça öğrenir. Sürgün sonrasında İstanbul’a dönerler. Mimarlığa ilgi duyan Kemalettin Efendi 1887 yılında Hendese-i Mülkiye Mektebi’ne ( günümüzün İstanbul Teknik Üniversitesi ) kaydolur. Hocası meslek hayatında onu çok etkileyecek ve yardımları dokunacak olan Alman August Jashmund’tur. 1891 yılında mezun olur ve aynı üniversitede Jashmund’un asistanı olarak 4 yıl hizmet verir.

Jasmund’un desteği ve devlet bursuyla Almanya’ya mimarlık eğitimini geliştirmesi için gönderilir. 1895-97 yıllarında, Berlin’de yüksekokul seviyesinde eğitim veren Charlottenburg Teknische Hochschule’de iki yıl boyunca eğitim alır. 1900 yılında yurda dönene kadar Almanya’daki çeşitli mimarlık bürolarında çalışarak deneyim kazanır. August Jashmund’un İstanbul’dan ayrılması üzerine, onun yolundan giderek okuldaki mimarlık derslerini üstlenir.

1908 yılında Osmanlı Mimar ve Mühendisler Cemiyeti adıyla ülkedeki ilk meslek odasının kudurcuları arasında yer alır. Aynı yıl II. Meşrutiyet’in ilanıyla Evkaf Nezareti İnşaat ve Tamirat Müdürü olarak hizmet vermeye başlar.

Edirne Tren Garı Yerleşim Planı

Mimar Kemalettin Efendi’nin Şark Demiryolları Şirketi ile yollarının kesişmesi bu döneme rastlar. Filibe Garı’nın tasarımında gösterdiği başarı sebebiyle Şark Demiryolları Şirketi tarafından Edirne Garı’nın yapımı teklif edilecektir. I. Dünya Savaşı’nın başlaması ise Selanik Garı’nın temelleri atıldıktan sonra yarım kalmasına sebep olacaktır.

Restorasyon üzerine ülkemizde yürütülen çalışmalarda öncü isimlerden olan Mimar Kemallettin, I. Ulusal Mimarlık Akımı’nın da simge isimlerindendir. Tasarımları ve restorasyonda sergilediği önemli çalışmaları ile dikkatleri çeken, yurtiçi ve yurtdışında eserler veren Mimar Kemalettin’in son çalışmalarından biri ise Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın restorasyonudur.  1919-25 yılları arasında, zaman zaman İstanbul’a gelse de Mescid-i Aksa ve Ömer Mescidi’nin restorasyonu üzerine çalışır. Hatta o dönemler için Kudüs’ün İngiliz himayesinde olması hasabiyle, gösterdiği yararlılıklar onun İngiliz Kraliyet Mimarlar Akademisi’ne üye seçilmesine sebep olur. Kudüs’ten döndükten sonra genç cumhuriyetin filizlendiği Ankara’da önemli yapılar üzerine çalışmak üzere davet edilir. Bunlar içinde en önemlilerinden biri olan Ankara Palas’ın çalışmaları sürerken 13 Temmuz 1927 yılında vefat eder. Mimarlık tarihimizin bu özel ismi günümüzde 20 TL değerlikli kağıt paraların arka yüzünde resmedilmektedir.

Tarihi Edirne Tren Garı hakkında…

Binanın tasarımının muhtemelen 1912’de yapıldığı, inşaatının ise 1913-1914 yıllarında tamamlandığı bilinmektedir. Gar 1914’deki Birinci Dünya Savaşı nedeniyle kullanıma açılamamıştır. Savaş sonunda Osmanlıların Balkan topraklarını büyük ölçüde yitirmeleri nedeniyle, Rumeli Demiryolları’nın ancak 337 km’lik bir bölümü Türk sınırları içinde kalmış, bu arada Yunan toprakları içine doğru giren Karaağaç’taki Edirne Garı’na ulaşabilmek için Yunan sınırını geçmek zorunluluğu doğmuştur. Bu nedenle, 1929 yılında Şark Demiryolları Şirketi ile Alpullu’dan Edirne’ye kadar yalnız Türk topraklarından geçecek yeni bir hattın yapımı için anlaşmaya varılmışsa da, bu hat ancak çok yıllar sonra TCDDY tarafından gerçekleştirilmiş, böylece eski Edirne Garı, tümden terkedilmiştir.

Türk-Yunan sınırına çok yakın bir konumda bulunan gar bir süre boş durduktan sonra, 1974 yılı Kıbrıs olayları sırasında bir ileri karakol görevi yapmış, 1977 yılında da yeni kurulan ve bugünkü Edirne Üniversitesi’nin nüvesini oluşturan Edirne Mühendislik ve Mimarlık Akademisine verilmiştir. Onarılıp içi yeniden düzenlenen binanın üst katı bugün üniversite için bir konuk evi olarak kullanılmaktadır. Alt katta ise, çeşitli idarî ofisler ve sergi salonları yer almaktadır.

Tren hattına paralel, ince, uzun, bodrumla birlikte üç katlı bir bina olarak gerçekleştirilmiş olan Edirne Garı, kendinden önce yapılan örneklerde olduğu gibi tipleşmiş bir kütle yapısı sergilemektedir. Ortadaki gişe holünün girişi doğrultusunda simetrik olarak düzenlenmiş binanın orta ve uç kütleleri, yine cephe yüzeylerinden dışarı ve çatı düzeyinden yukarı doğru taşırılarak simetrik düzenleme vurgulanmış, bu vurgu, gara giriş yönünde orta kütlenin iki yanına yerleştirilen, üzerleri sivri, ahşap kubbeli bir çift silindirik kule ile pekiştirilmiştir. 80 metre uzunluğundaki gar binası tuğla yığma duvar sistemine göre gerçekleştirilmiş, üç kat yüksekliğindeki gişe holünün yer aldığı orta bölümün dış duvarları, pencere ve kapı kemerleri, silmeler ve kulelerin üst bölümleri kesme taşla yapılmış, döşemelerde volta sistemi kullanılmış, yapının üzeri asbest levhalarla kaplı, çelik makaslı kırma bir çatı ile örtülmüştür.

Tarihi Edirne Tren Garı @ Trakya Gezi Rehberi

Gar’ın zemin katında kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı bekleme salonları planlanmış, emanet bagaj ofisleri ve tuvaletler yapılmış, bir uca büyükçe bir lokanta, diğer uca ise, gar yönetimine ait ofisler yerleştirilmiştir. Yapının üst katında ise iki uç köşede ve kulelerde yer alan merdivenlerle ulaşılan, irili ufaklı on adet lojman bulunmaktadır . Bu kat bugün Edirne Üniversitesi yönetimince konuk odalarına dönüştürülmüştür. Yapı yüzeylerinde, bodrum pencereleri basık kemerlerle, zemin ve birinci kat pencereleri sivri kemerlerle geçilmiş, zemin kat pencereleri diğerlerinden daha yüksek ve geniş tasarlanmıştır . Garın kent ve peron yönlerindeki eş-biçimli ana girişleri, tüm yapı boyunca yükselen, açıklığı camla örtülü büyük birer sivri kemerle belirlenmiş, kemerler enli birer silmeyle çerçevelenerek bunlara birer taç kapı görünümü verilmiştir . Bina dışından da girilebilen kulelerin üst başlarındaki kapalı balkonların çevreleri, kısa sütunlarla taşınan, sivri kemerli on ikişer adet açıklıkla tanımlanmıştır.Yapının cephe düzenlemesi yer yer payandalarla desteklenmiş, geniş, çıtalı saçaklarla tamamlanmıştır

Bütün bu biçimlemesiyle Edirne Garı, Mimar Kemalettin’in olgunluk çağında geliştirdiği ulusal mimarlık kuramına uyum gösteren bir yapıt olarak dikkati çekmektedir. Filibe Garı’nın biçimlemesinden farklı olarak, Edirne Garı’nda yapı yüzeylerinde sivri Osmanlı kemerleri kullanılmış, yapılış nedenleri tam olarak belirlenemeyen silindirik kulelerin üzerlerine klasik Osmanlı mimarisinin ölçülerine uygun, sivri kubbeler yerleştirilmiş, her türlü gösterişli bezemeden arındırılmış, vakur görünüşlü yapı cepheleri sivil Osmanlı mimarisinden esinlenmiş geniş, ahşap saçaklarla bitirilmiştir. Bu durum, Sirkeci Garı’nın eklektik, gösterişli cephelerinden de, Filibe Garı’nın bezeli yüzeylerinden de farklı, sakin ve ağırbaşlı bir etki bırakmaktadır. Kütle düzenlemesinde ve planlamadaki benzerliklere karşın cephe düzenlemelerinde görülen bu değişiklikler, Kemalettin Bey’in de giderek olgunlaştığını, gerçek bir Türk mimarlığı yaratmak için çaba gösterdiğini kanıtlamaktadır.

Yapı günümüzde Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak hizmet vermektedir.

 

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail